Uzay, bilinmeyen bir sonsuzluk, var olan ama gizemlerle dolu olan bir kapalı kutu. Sınırlarını zorlamak isteyen yeni ırklar için keşfedilmeyi bekleyen bakir gerçekler. Ne demek isterseniz onu diyebileceğiniz bir yolun başlangıcı. Dünya, içinde yaşayan insanların doğaları gereği her zaman çekişmeler ile boğuşup yıkımlar yaşamıştı. Ancak milenyum dediğimiz 2000 yılı ile birlikte bu çekişme ve yozlaşma artarken 21. yüzyılın ortalarında büyük bir güçler savaşına dönüşmüştü. Ve ne yazık ki 21. yüzyılın sonunda insanlar bu güç hırsları ve silahları ile kast sistemini oluşturan piramidin orta tabakasını tamamen yok edip efendi köle sistemine geçiş yapmışlardı. Bu sistem 200 yıl boyunca süren korkunç bir soğuk savaş ve yıkım ile devam ederken alt tabaka olan güçsüz halk ezilmiş, alınıp satılmıştı. Bu düzen, 24. yüzyılın ortalarında hayatımıza giren Valid adlı bir uzaylı ırkın gelişi ile farklı bir boyuta taşınmıştı. Bu ırk önceleri bir umut olsa da zaman geçerken onların bizi hasat edilebilecek bir ürün olarak gördükleri gerçeği ile karşı karşıya kalmıştık. Biz onlar için bir besin topluluğuyduk ve bu noktadan sonra mücadelenin şekli değişirken artık birbirimizle savaşan taraflar değil hayatta kalmaya çalışan birer ava dönüşmüştük. Bu savaşta güçlüler daha fazla yaşamak için kadın , çocuk demeden -hayatta kalmak ve güçlerini korumak için- zayıf halkı Validlere sunmaya başlamışlardı.
Dünya üzerindeki her ırk kendine farklı savaşma yolları bulurken bizler ele geçirilen uydularımıza rağmen farklı yollarla SOS çağrısı yollamaya çalışmıştık. Bu çağrılardan biri, yok olmanın eşiğinde güçlü bir tür olan Apoliadlara ulaştığında ise Türk halkının kaderi değişmişti. İki çaresiz ırk bir araya gelerek yaptığı bir anlaşma ile yeni Türk Cumhuriyetinin tohumları atılmıştı. Bu mücadele ve Apoliadların bize sundukları yeni güçle bedenlerimizin değişimi uzun ve sancılı bir süreçte devam etmiş, sonunda ulaştığımız yeni evrimsel yapımız bize zaferi getirmişti.