"Yirmi yıl önce, ben altı yaşındayken annemin sana hamile olduğunu öğrendik."
Sarsıldım. O an öyle bir sarsıldım ki ruhumun bir depremi daha kaldıramayacağını sandım. Kaşlarımı çattım, o konuşmaya devam etti ama ben hiçbir şey duymadım.
Karşımda bir yabancı oturuyordu ve bana benim abim olduğunu söylüyordu.
"Şaka mı bu?"
Boş gözlerim onun gözlerinde seyahate çıkmıştı. Başını iki yana sallarken irislerini kahvelerimden bir an bile çekmedi.
"Sizin benimle derdiniz ne?" diye sordum öfkeyle. "Buraya bana yalan yanlış şeyler anlatmak için mi geldiniz?" Ayaklanıp elimle kapıyı işaret ettim. "Bu kadar yeter, gider misiniz evimden?"
Gözlerini kapatıp sabır dilenircesine nefeslendi.
"Yağmur," dedi oldukça sakin bir ses tonuyla. "Oturur musun şuraya?"
"Hayır!"
Aniden ayağa kalkınca bir adım geriye gittim. Tam önümde durdu ve başını hafifçe eğip gözlerini gözlerime dikti.
"Sen inanmak istesen de istemesen de gerçek bu." Kelimeleri sakince ve tane tane söylüyordu. "Emin ol, bu gerçekten kimse benim kadar nefret etmedi ama..."
Rüzgarın Gölgesi isimli kitabıma beklerim...