Persphone.... Persphone'm, aşkım, yaşamımın tek nedeni. Ne kadar ötekileştirseler de bizi, ne kadar atsalar da yer altının o karanlığına yine de sen ve çiçeklerin evrenin en güzel yeri yapıyor yer altını. Dışlanmış bir tanrı, Hades olmayı kabul ettim ben. Ama hayatımda bir duygu yoktu, Persphonem. Sen yoktun. Belki seni esir tuttuğumu söylerler ama onlar hikayemizi bilmezler. Hayata bağlanmamı sağlayan o narin ellerin, güzel gülüşün, Afrodit'i kıskandıran güzelliğinle renk kattın hayatıma, narin papatyam. İşte seni gördüğüm an anladım tek rengin siyah olmadığını. Evet belki tüm zenginlikleri sahiptim ama sen yoktun hayatımda. Büyük bir eksik! Aşkımızı daha o anda hissettim papatyam. Diğer tanrılar, tanrıçalar kıskanır bizim uyumumuzu. Onlara kulak asma Persphone'm. Hastalıklı ilişkileri gibi değil bizim aşkımız. Evet belki gün yüzü görmeyen "soğuk" bir sevgimiz var ama onlar gibi herkese açık, kalp kıran sözde "aşk" ımız yok bizim. Yer altında kimseyi görmeden yaşamaya hazırım, ama sen olmadan yaşayamam. Belki güleceksin, gülecekler bana ama çocukcasına seviyorum seni, benim de bir kalbim var aşkım. Göz yaşlarımı senin beni bırakacağın güne saklıyorum, duygusuz diyorlar bana. Evet tanrıyım, evet tanrıyız ama sonsuzluk çok ağır bir kavram. Bir yandan seninle sonsuza kadar birlikte olmanın zevkini çıkaracağımızı düşünüyor, bir yandan ya beni bırakırsan ne yaparım diye kahroluyorum.