C4LLMEBACK

incili okumak istiyorum

C4LLMEBACK

peki; benim neden midem bulanmaz, kanım çekilmez, nasıl kaçmam o ufacık odadan? gözümde toy musun yoksa yalnızca fazla mı affediciyim yaptıklarına karşı? belki de sana karşı affediciyimdir. kendi kusurlarımı, hatalarımı yüzüme vururken acımasız bir iblise dönüşen ben, seni affedebilirim çünkü sen bilmiyordun. biliyordun belki de ama bilmiyorsun kabul edeceğim seni. kabullendim seni. iflah olmaz, arlanmaz, geçeceğim ya da geçsem dahi ayak izlerimi silmek için elimden geleni yapacağım yollarda yürüyensin, girmeyeceğim sokaklardasın ama hep o paravanın iki yanındasın benimle. belki de bundandır seni affedişim, gün sonunda hep yanımdasın çünkü. yanımda. ardımda değil. düşersen kaldırmaya gücüm yetmez seni belki ancak düşerim seninle. kalkamayız belki, birwr sigara yakar, susarak bekleriz bizi kaldiracak bi' nedeni. senin aksine ben bir neden degil, seni bekledim hep. sen düş istedim benimle. paravanın bir diğer yanında, ayetleri itinayla okuyan sen ol istedim bir kez de olsa. olsun, böyle de güzel. beni bilmesen de olur, ben bilirim seni, o kâfidir bana. kâfi midir sahi? 
Reply

C4LLMEBACK

bir paravan kadar uzaktayız birbirimize. aldığın nefesleri duyuyorum, zihnjni bulandıran o düşünceyi veyahut olayı itiraf edeceğinin heyecanıyla çarpan kalbinin sesi yer ediyor kulaklarımda. bir paravan uzaktayız ama en özelini anlatabileceğin kadar da yakınız birbirimize. sesinin hoş tınısı nasıl olur da bastırır içindeki eğreti, iğrenilecek şeylerin yarattığı fırtınanın sesini? tanrı'ya bakacak yüzün olmadığından mı bana geldin yoksa ben bir aracı mıyım senin gözünde? yalnız kalırsan o'nunla, inandığın her şeyi nasıl bir kenara attığını daha rahat görmez misin oysa? çiğnediklerin, ayaklarıyla ezmiyor mu seni? 
Reply

C4LLMEBACK

günah çıkarma olayının estetiğini çok beğeniyorum bu arada, yalnızca fiziki bir eylem değil bence bu. kişinin kendine bile itiraf etmekte zorlandığı, zihnini bir çamur gibi kaplayıp onu günden güne bir bataklığa dönüştüren olayları hiç tanımadığı, belki hayatı boyunca bir daha hiç görmeyeceği bir kişiye içtenlikle itiraf edebilmesi ve sanki amansız bir hastalıktan kurtulmuşçasına rahatlaması o kadar farklı ki
Reply

C4LLMEBACK

incili okumak istiyorum

C4LLMEBACK

peki; benim neden midem bulanmaz, kanım çekilmez, nasıl kaçmam o ufacık odadan? gözümde toy musun yoksa yalnızca fazla mı affediciyim yaptıklarına karşı? belki de sana karşı affediciyimdir. kendi kusurlarımı, hatalarımı yüzüme vururken acımasız bir iblise dönüşen ben, seni affedebilirim çünkü sen bilmiyordun. biliyordun belki de ama bilmiyorsun kabul edeceğim seni. kabullendim seni. iflah olmaz, arlanmaz, geçeceğim ya da geçsem dahi ayak izlerimi silmek için elimden geleni yapacağım yollarda yürüyensin, girmeyeceğim sokaklardasın ama hep o paravanın iki yanındasın benimle. belki de bundandır seni affedişim, gün sonunda hep yanımdasın çünkü. yanımda. ardımda değil. düşersen kaldırmaya gücüm yetmez seni belki ancak düşerim seninle. kalkamayız belki, birwr sigara yakar, susarak bekleriz bizi kaldiracak bi' nedeni. senin aksine ben bir neden degil, seni bekledim hep. sen düş istedim benimle. paravanın bir diğer yanında, ayetleri itinayla okuyan sen ol istedim bir kez de olsa. olsun, böyle de güzel. beni bilmesen de olur, ben bilirim seni, o kâfidir bana. kâfi midir sahi? 
Reply

C4LLMEBACK

bir paravan kadar uzaktayız birbirimize. aldığın nefesleri duyuyorum, zihnjni bulandıran o düşünceyi veyahut olayı itiraf edeceğinin heyecanıyla çarpan kalbinin sesi yer ediyor kulaklarımda. bir paravan uzaktayız ama en özelini anlatabileceğin kadar da yakınız birbirimize. sesinin hoş tınısı nasıl olur da bastırır içindeki eğreti, iğrenilecek şeylerin yarattığı fırtınanın sesini? tanrı'ya bakacak yüzün olmadığından mı bana geldin yoksa ben bir aracı mıyım senin gözünde? yalnız kalırsan o'nunla, inandığın her şeyi nasıl bir kenara attığını daha rahat görmez misin oysa? çiğnediklerin, ayaklarıyla ezmiyor mu seni? 
Reply

C4LLMEBACK

günah çıkarma olayının estetiğini çok beğeniyorum bu arada, yalnızca fiziki bir eylem değil bence bu. kişinin kendine bile itiraf etmekte zorlandığı, zihnini bir çamur gibi kaplayıp onu günden güne bir bataklığa dönüştüren olayları hiç tanımadığı, belki hayatı boyunca bir daha hiç görmeyeceği bir kişiye içtenlikle itiraf edebilmesi ve sanki amansız bir hastalıktan kurtulmuşçasına rahatlaması o kadar farklı ki
Reply

C4LLMEBACK

okumak istediğim 30a yakın kitap var ve ben hepsini 3 ayda okuyacağım kendimi inandırmaya çalısıyorum 

C4LLMEBACK

@AlbayP  çekeyim bakalım
Reply

AlbayP

Yeterince duygusal değilmişsin gibi çek yavrum
Reply

C4LLMEBACK

@AlbayP  doğrudur, yapıyorum öyle seyler maalesef 
Reply

AlbayP

Yokluğunun üzerinden kaç mevsim geçti bilmiyorum ama sensiz geçen her gün, içimde ağır ağır çöken kasvetli bir matem gibi büyüyor. İnsan bazı ayrılıkların yalnızca gitmek olmadığını sonradan anlıyor; bazı insanlar giderken ardında koskoca bir harabiyet, ihtişamlı bir enkaz bırakıyor. Şimdi hangi kalabalığın içinden geçsem gözlerim seni andıran o tanıdık silueti arıyor, hangi rüzgâr yüzüme çarpsa nefesinin o telaşlı sıcaklığını hatırlıyorum. Bu nasıl bir özlem böyle? Kaburgalarımın arasına saplanmış zarif ama merhametsiz bir hançer gibi… Çıkmıyor, kanatmaktan da vazgeçmiyor.

AlbayP

Geceleri odama çöken o loş sessizlikte, yokluğun adeta somut bir şeye dönüşüyor. Perdenin kıpırtısında seni görüyorum bazen, fincanın dibinde kalan soğuklukta ellerini hissediyorum. Ne hazin değil mi? Bir zamanlar gözlerinin içine bakınca bütün dünyayı susturabildiğim insanı şimdi yalnızca anılarımın küflü koridorlarında arıyorum. İçimde sana dair öyle görkemli, öyle kahredici bir hasret büyüyor ki, bazen kalbim kendi acısının ağırlığı altında eziliyormuş gibi atıyor. Ve ben hâlâ, bütün bu perişanlığa rağmen, kapının bir gün ansızın çalınıp senin o tanıdık gülüşünle bütün felaketimi unutturacağına inanıyorum. İnsan kendi mahvına neden böylesine sadık kalır, bilmiyorum. Ama galiba bazı sevgiler insanın ruhuna bir kere işlendikten sonra, artık silinmiyor… yalnızca insanın içini yavaş yavaş külhan yerine çeviriyor.. 
Reply

C4LLMEBACK

"Jeongguk, taptazesin," Tüm dış seslerden izole edilmiş çatı katı odamızda, günahkârın içimi titreten boğuk, bastırılmış doyumsuzluklarıyla yoğrulu kelimeleri yükseldi. "İnsan, insan için zaman geçtikçe antika bir vazo gibi eskir. Canlılığı yiter, renkleri solar, değeri alışıldıktır artık. Kokusuna âşina olduğun bir bebeğin, gün geçtikçe yerini sabit kılan, bu sebeple artık yoğun etkisini hissedemediğin teni gibidir. Silinmemişken, tanıdıklığından olsa gerek, gücü yiter. Öte yandan sana bakıyorum, günler, bahar yelinin peşinde sürüklediği kopuk yapraklar misâli geçip gidiyorken, ulaşılmazlığını, ben dudaklarını kana kana içiyorken bile koruyorsun. Ah, canımın en güzel parçası... Kayıp bir insanım, yittim. Körpe bir çocuktun daha gözümde, serpiliyorsun. Yeşeren her dalında, hiçbir varlığın kendinde bulamadığı bu uçsuz kudretle, geçmiş nefeslerime uzanıyorum,"  
          
          Boynuma sıkıca tutundu, zarif elleri, teni altında oluşuna duyduğu hayranlıkla kabaran damarımı örtüyordu. Titreyişi, baskısıyla sekteye uğradı. Gözlerime dokundu yeniden. Parmakları, usul usul omuzlarıma iniyorken, yeniden aralandı dudakları.
          
          "Kendi ayaklarınla baş ucuma geldin, tutulun bana, sahip olun dedin. Şehvetin, her yanından ateşe dizilen, okyanus ortasında, yapayalnız direnen bir savaş gemisi gibi. İşte, o kurşunlar gelir, henüz dirilen gençliğin ve erkekliğine isâbet eder diye korkuyorum. Bu gece, seni söndürmekle kalmaz, yalnızca içinde filizlendiğini bilmenin dâhi, beni büyük bir hazla kavurduğu tutkularını; bundan da öte, her ne kadar tasdik etmesem de, dilinin ardında bekleyen, seni durdurmak için en kutsal ayetlerini sesine yediren Tanrını kül eder, yaşananların altında kalır da, başını bükersin diye korkuyorum. Oysa hiç istemem, onurlu bir âşık gibi dik durman arzusundayım."