Double Helix izliyorum 11.bölümdeyim. Diziye başlamadan evvelde psikolojim iyi değilde ama artık şimdi hiç iyi değil.
Oyuncular, birbirleri ile olan uyumları, tensel hissiyat vs olsun çok iyi yansıtıyorlar ama bir senaryo ancak bu kadar olumsuzluk örneği içerebilirdi birçok sahnesini birde yumuşarak, keserek vermelerine rağmen ağır çünkü devamını beynimiz tamamlıyor. Şu oyuncuları, şu güzelim uyumu başka bir senaryoda mümkünse bu kadar kabak tadı vermeyen, oofff yine mi ya demeden, biz ne yaşıyoruz yahu diye sızlanmadan izleyebileceğimiz dizileri olur. Başrollerin erkek güzelliği ama ne demişler yüzün güzel olacağına bahtın güzel olsun. Biri takıntılı manyak, bulunduğu ülkede iki milyar insan yokmuş gibi birine takılıp kalan hem ona hem kendine hayatı burnundan getirebilen, her haltı yiyip hesap sorabilme haddine sahip dengesiz, diğeri iletişim sorunlusu, gitmeye meraklı bir gezgin, gezgin dediğime bakmayın en fazla iki sokak öteye gidebiliyor sonra başladığı konuma bir şekilde geri götürülüyor ya da dönüyor falan filan. Kurgusunu yazan kişinin o zamanlarda ne yaşadığını hiç merak etmiyorum.
Karakterlerin bu birbirine bağımlılığı göz doldurucu. Biri tek kalemde silebiliyor biri silgi ne bilmiyor. Biri anca söz verip laflayabiliyor diğeri yapıyor ama ortada kalıyor, biri aşağılanmamın yedi katına kadar indirilebiliyor ama yinede onu kalbimde çıkartamıyorum diyor. Aşk bu mudur?
Canım Çin Bl geç girdiğin şu bl dünyasına kimsede psikoloji bırakmama yemini mi ettin naptın? :) Şu gariplerin aşkının acısını çekmekten kendime gelemiyorum. Kavuşmak için bu kadar çabalayıp kavuşamayıp yorulan başka bir çift yoktur herhalde. Benide yordunuz ne diyebilirim. Ağla ağla, say sövden sabahtandır bir hale geldim.
Ay birde aileleri...Bu yavrucaklar iyi bile yaşadı. Her birliktelikten sonra ayrılık rekoru kıran bir çiftin nifak tohumları aileleri...Birde iletişim sorunları.
Açık iletişim iyidir. Kulak misafiri olduğunuz sohbetlerden hayır nadir gelir.
Bu da öyle bir iç dökme.