tam 1 hafta önce, kız kardeşim, en yakın arkadaşım, içimden bir parçam olan insanı kaybettim. bir tanem.. mei'm. ve bugün senin doğum günün.
çok zorlanıyorum. annen baban beni teselli etmek zorunda kaldığı için çok utanıyorum. ben değil, onlar benim ellerimi tutup sırtımı sıvazladığında çok üzülüyorum. çok kızıyorum kendime, çokça konuda.
biraz daha kal dediğinde eve gitmek istediğim için, ertelediğimiz her buluşma için. daha fazla vakit geçiremediğimiz için.
insan kendinden bir parçayı kaybettiği zaman, korktuğu yerler evi oluyormuş gerçekten. haberini aldığım an inanamadım. benimle dalga geçiyorlar dedim, kızdım, korktum, panikledim. çünkü buna olanak vermedim. mümkün değil dedim. yoğun bakım kapısının önünde dualara sığınmak, içerden çıkan doktor veya hemşirenin en ufak mimiğinde anlam aramak ne kadar korkunç bir şeymiş meğersem.
kalbini bile sana çok ağır gelen ilaçlarla attırdıklarını, her şeye hazırlıklı olmamız gerektiğini söylediklerinde o kadar çaresiz hissettim ki. aslında seni çoktan kaybetmişim ama bunu söylemiyorlar.
telefon ekranımda duran o tek bildirim var ya, tonlarca cevapsız çağrıya bin bedeldi. biliyordum orda ne yazdığını, ama kabullenmek istemedim. öldüğün haberine inanmak istemedim. seni son kez görmeme izin vermemelerine de çok kızdım. ama karşı gelemedim. cesaret mi edemedim yoksa saygı göstermek mi istedim bilmiyorum.
öfkem, kırgınlığım ve kızgınlığım kendime sanırım
ah ebrarım. yine sana geldiğimde en son, cenaze için gelmiştim. bilseydim sıradaki sensin, sıradaki sen olanın helvasını ben kavuracağım, bilseydim böyle mi olurdu?
paramparçayım ebrar. aklının almayacağı kadar çok sevenin var biliyo musun? o kadar çok insanı bir araya getirdin ki, toprağını atarken bile beraber güldük.
bugün de öyle, kimse ağlayamadı. sen bizi ağlatmadın. sanırım, belirsiz bir durumdansa, şu an olduğun yerde rahat olduğunu bilmek çok daha iyi biliyor musun?
yazacak, konuşacak o kadar çok şeyim var ki.. destanlar yazılsa hiçbirine sığmaz ama.