✅Şimdi paylaştığım, Yeni Bölüm'den... (40)
Ateş Çiftim
Meriç en nihayetinde başını kaldırıp alnından öptü. Yaşları akmaya devam ederken zorla konuştu. "Seni bir daha göremeyeceğim sandım, Sema."
Sema da başını kaldırıp Meriç'in çenesinden öperken ağlamaktan titreyen sesiyle konuştu. "Kokunu bir daha alamayacağım diye çok korktum."
Meriç sağ yanağından öptü. "Bu dudaklarım, bir daha seni öpemeyecek diye yandı yandı kavruldu."
Sema topuklularının üstünde havalanarak burnunun üstünden öptü. "Bu kulaklar sesini bir daha işitemeseydi, başka bir şeyi nasıl duyacaklardı?"
Meriç'in ağrıları mı diniyordu? Hissetmemeye mi başlamıştı? Bilmiyordu. Temennisi, böyle kalması ve devam etmesiydi.
Sema'nın dudaklarının üstüne hafif bir buse kondurup, çekilmeden konuştu. "Bu adam ölürse aşkından ölecek biliyorsun değil mi?"
Sema'nın bütün siniri huzursuzluğu kaybolmuştu. Keşke hep böyle kalsaydı.
Meriç'in dudaklarına aynı onun gibi küçük bir buse kondurup, çekilmeden konuştu. "Bu kadın sinirden Suruç'u yakarsa tamamen senin hasretinden olacak biliyorsun değil mi?"
Meriç elleriyle Sema'nın saçlarını okşuyordu. Tutamlarını parmağında dolayıp hafifçe kaymasına izin verdi. Bu basit şeyi bile bu kadar özlemesi normal olamazdı.
O, bu kadına aşık değildi. O, bu kadına bağımlı bir mahkumdu. Uzunca yıllardır...
Yavaş adımlarla hasta yatağına ilerleyip oturdular. Meriç, Sema'nın saçlarının kokusunu içine çekerken konuştu. "Bilmez miyim? En iyi ben bilirim. O sinirinin nasıl yakıp kavurduğunu. Ya sen bilmez misin?"
Sema'nın dudaklarındaki memnuniyet ve huzur karışımı ifade her şeye bedeldi. "Bilmez miyim? Aşkınla nasıl yanıp kavruluyorum. Ve elbette bir tek ben bileceğim. Bunun başka ihtimali düşünülemez."
Sema normalde ensesine tırnaklarını iyice batırırdı. Şimdi kıyamadı. Parmaklarıyla ensesinden tutup iyice kendine çekti. "Yoksa düşünür müsün?"