Üçü de aynı şehirde, aynı sokakların içinde ama bambaşka duyguların içindeydi.
Harun, Hayrun'u ilk gördüğü günü hiç unutmuyordu. Okulun bahçesinde rüzgâr saçlarını savururken gülüşüyle herkesi susturmuştu. O an Harun'un içinde bir şey yerinden oynamıştı. Günler geçtikçe bu his büyüdü, derinleşti... ama bir sorun vardı: Hayrun'un kalbi çoktan başkasına kaymıştı.
O kişi Jungkook'tu.
Jungkook, sakinliğiyle dikkat çeken, az konuşan ama konuştuğunda herkesin dinlediği biriydi. Hayrun onun yanında kendini huzurlu hissediyordu. Harun ise uzaktan izlemekle yetiniyordu. İçinde biriken duygularla her gün biraz daha sessizleşiyordu.
Bir gün cesaretini topladı. Jungkook'la konuşmaya karar verdi. Belki de Hayrun'un ne hissettiğini öğrenmenin tek yolu buydu.
"Onu seviyorsun, değil mi?" diye sordu Harun.
Jungkook kısa bir süre sustu. Gözlerini kaçırdı. "Evet... ama bu sandığın gibi değil."
Harun kaşlarını çattı. "Nasıl yani?"
Jungkook derin bir nefes aldı. "Onu incitmek istemiyorum. Ama kalbim... başka bir yerde."
Harun'un içi garip bir şekilde sıkıştı. "Kim?"
Jungkook bu kez gözlerinin içine baktı. Uzun, sessiz bir an geçti.
"Sen."
Dünya bir anlığına durmuş gibiydi.
Harun ne diyeceğini bilemedi. Bunca zaman Hayrun'u sevdiğini sanmıştı. Ama Jungkook'un gözlerine baktığında... içinde başka bir şeyin de hep var olduğunu fark etti. Belki de kaçtığı şey buydu.
O sırada Hayrun onları uzaktan izliyordu. Yaklaştı, gülümsedi.
"Sonunda fark ettiniz," dedi sakince.
Harun şaşkınlıkla baktı. "Ne demek bu?"
Hayrun omuz silkti. "Ben Jungkook'u seviyordum, doğru. Ama onun kimi sevdiğini hep biliyordum."
Göz kırptı. "Ve senin de aslında kimi sevdiğini."
Harun'un yüzünde yavaşça bir gülümseme belirdi.
Bazen aşk, sandığın kişiyle değil... seni gerçekten görenle olur.
Ve o gün, üç kişinin hikâyesi bitmedi-sadece yön değiştirdi.