HerDevayaDert

olum bana bildirim gönderip durmayın evlencem zamanım yok

HerDevayaDert

İşidin ey yârenler
          Kıymetli nesnedir aşk
          Değmelere bitinmez
          Hürmetli nesnedir aşk
          
          Dağa düşer kül eyler
          Gönüllere yol eyler
          Sultanları kul eyler
          Hikmetli nesnedir aşk
          
          Kime kim vurdu ok
          Gussa ile kaygu yok
          Feryad ile âhı çok
          Firkatli nesnedir aşk
          
          Denizleri kaynatır
          Mevce gelir oynatır
          Kayaları söyletir
          Kuvvetli nesnedir aşk
          
          Miskin Yunus neylesin
          Derdin kime söylesin
          Varsın dostu toylasın
          Lezzetli nesnedir aşk

HerDevayaDert

Gecenin zifiri oluşumlarında,
          Ormanın derinliklerinden yükselen ışınla,
          Kaplan, kaplan! Hangi ölümsüzler veya bu denli becerikli,
          Hangi göz, hangi nizam verebildi sana bu korkunç ahengini?
          Ulaşılmaz derin sular yahut o sonsuz gök mavi,
          Gözündeki söndürmeye yeter miydi?
          Hangi kanatlarda yükselmeye cür'et etmiştim,
          Hangi ellerin var cesareti, avuçlarındaki ateşini?
          Hangi kol gücü, hangi ölümün aklı yeterdi,
          Kalbini iki büklümlemeye senin mi?
          Hangi el, hangi ayak tir tirmedizdi,
          Başlarsa gümbür gümbür atmaya yüreğin?
          Var mı öyle bir çekiç? Peki ya zincir?
          Vursunlar ateşler beynine.
          Nasıl bir örnek? Nasıl bir pay?
          Var mı yüreği olan, tutsun düşüşleri ellerinde?
          Yıldızlar mızraklarını bırakırken tepeden aşağıya,
          Ve dökülen vakitlere yağmur damlaları,
          Baktı mı gururla eserine?
          O, kuzuyu yaratan seni de mi yarattı?

HerDevayaDert

eti geçti
          duydun mu
          bıçak kemikte
          
          duymadınsa duy artık
          behey allahın kulu
          bıçak kemikte
          
          duy da silkin n'olursun!
          bu ne biçim uyku bu
          bıçak kemikte
          
          
          verilmemiş alınmış hep
          yük vurulmuş dağlar gibi - insanlık bu mu
          çalıyor sömürünün imdat çanları
          kımılda da kurtar şu onurunu
          bıçak kemikte
          
          
          topraksa paylaşılmış kıyılarsa yağmalanmış
          umut hacizde
          ya bu neyin puştluğu bu
          sana yokluk sana yasak sana dam
          insan değil - hâşâ - bir yağmacı soyu bu
          bıçak kemikte
          
          
          üretensin yaratansın yürütensin dağları
          bakma öyle kilit kilit duvar duvar
          yetsin artık bu susku
          bıçak kemikte
          
          anasın boynun bükük babasın kolun kırık
          oğullar kan içinde
          kaldır artık başını
          «kalsın benim dâvam dîvana kalsın» demiş ozan
          o dîvan sensin artık
          bıçak kemikte

HerDevayaDert

Hasan Hüseyin KORKMAZGİL
Reply

HerDevayaDert

Emine'nin ölümüyle son tutunduğum dal da kopmuş gibi büsbütün boşlukta kaldım. kaybettiğim şey benim için o kadar büyüktü ki ilk önceleri bunu bir türlü anlayamadım. ne de hayatımdaki neticesini ölçebildim. sade içimde simsiyah ve çok ağır bir şeyle dolaştım durdum. sonra bu haraplığa daha başka bir duygu, bir çeşit kurtuluş duygusu karıştı. bir baskıdan kurtulmuştum. artık emine bir daha ölemezdi, hatta hastalanamazdı da. orada zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı. hayatımda birçok şeyler daha beni korkutabilir, başıma türlü felaketler gelebilirdi. fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu. her an onun hastalığının arasından etrafa bakmayacak, o azapla yaşamayacaktım. korku içimden doğru kabarıp büyümeyecek, dört bir yanımı kaplamayacaktı.
          vakıa evim yıkılmıştı, iki çocukla baş başa kalmıştım, çalışmanın lezzetini kaybetmiştim. hepsinden fenası, artık hiçbir şeye inanmıyordum. fakat korkmuyordum da. olabilecek şeylerin en kötüsü olmuştu. artık hürdüm.

HerDevayaDert

Ahmet Hamdi TANPINAR
Reply

HerDevayaDert

Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, tramvay, dört saat çalışma, yemek, uyku ve aynı uyum içinde salı çarşamba perşembe cuma cumartesi, çoğu kez kolaylıkla izlenir bu yol. Yalnız bir gün 'neden?' yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. 'Başlar', işte bu önemli. Bıkkınlık, makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi, bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışın ardından da sonuç gelir zamanla:
          İntihar ya da iyileşme.

HerDevayaDert

Ama sana kin tutmak mı, Nastenka! Senin açık, sakin mutluluğunu kara bir bulutla gölgelemek, acıyla suçlayıp senin kalbine sıkıntı düşürerek onu gizli bir pişmanlıkla iğnelemek ve onu saadet anında sıkıntıyla atmaya zorlamak, onunla birlikte kürsüye doğru giderken, kara buklelerine taktığın narin çiçeklerden birini olsun ezmek... Ah, hiçbir zaman, hiçbir zaman! Senin göğün açık olacak, senin tatlı gülüşün ışıklı ve berrak olacak, o öteki, yalnız, minnettar kalbe sunduğun saadet ve mutluluk anı için kutsanmış olacaksın! Tanrım! İnsanın bütün bir yaşamı için de olsa, az şey mi sayılır bu?

HerDevayaDert

bak şu bebelerin güzelliğine 
                              kaşı destan 
                              gözü destan 
                              elleri kan içinde 
            
          kör olasın demiyorum 
          kör olma da  
                             gör beni 
            
          damda birlikte yatmışız 
          öküzü hoşça tutmuşuz 
          koyun değil şu dağlarda 
          san kendimizi gütmüşüz 
          hor baktık mı karıncaya 
          kırdık mı kanadını serçenin 
          vurduk mu karacanın yavrulusunu 
          ya nasıl kıyarız insana 
            
          sen olmasan öldürmek ne 
          çürümek ne zindanlarda 
          özlem ne ayrılık ne 
          yokluk ne yoksulluk ne 
          ilenmek ne dilenmek ne 
          işsiz güçsüz dolanmak ne 
          gün gün ile barışmalı 
          kardeş kardeş duruşmalı 
          koklaşmalı söyleşmeli 
          korka korka yaşamak ne 
            
          kahrolasın demiyorum 
          kahrolma da 
                             gör beni 
            
          kanadık toprak olduk 
          çekildik bayrak olduk 
          döküldük yaprak olduk 
          geldik bugüne 
            
          ekmeği bol eyledik 
          acıyı bal eyledik 
          sıratı yol eyledik 
          geldik bugüne 
            
          ekilir ekin geliriz 
          ezilir un geliriz 
          bir gider bin geliriz 
          beni vurmak kurtuluş mu 
            
          kör olsanı demiyorum 
          kör olma da 
                    gör beni

HerDevayaDert

Hasan Hüseyin KORKMAZGİL
Reply

HerDevayaDert

Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı
          ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak
          büklümlerinin içten ve dışardan
          sarmaladığı günlerde
          bir zamandı
          heves ettim gölgemi enginde yatan
          o berrak sayfada gezindirsem diye
          ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
          Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi
          genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
          halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti
          demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
          vay ki gençtim
          ölümle paslanmış buldum sesimi.
          
          Hata yapmak
          fırsatını Adem’e veren sendin
          bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
          gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda
          gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
          haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
          bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
          bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
          tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
          ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
          
          Çeşme var,kurnası murdar
          yazgım
          kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.
          
          Gençtim ya,ne farkeder deyip geçerdim
          nehrin uğultusu da olur,dalların hışırtısı da
          gözyaşı,çiğ tanesi,gizli dert veya verem
          ne fark eder demişim
          bilmeden farkı istemişim.
          Vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
          arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
          Yola madem
          çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
          hava bozar,yüzüm eğik giderdim yine
          yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
          yola devam ederdim.
          
          Gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
          gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
          onunla ben
          hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
          bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.

HerDevayaDert

İsmet ÖZEL
Reply

HerDevayaDert

            Oysa bu sürgün yeri,bu pıtraklı diyar
            ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
            hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
            bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
            kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
            eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
            alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
            ah,bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
            doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
            ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
            gönendi dünya bundan istifade
            dünya bayındırladı:
            Bir yakış,bir yanış tasarımı beride
            öte yakada bir benî  adem
            her gün küsülü kaldık.
            
            Bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
            artık bu yaşa erdirdin beni,anladım
            gençken almadın canımı,bilmedim
            demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
            çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
            çiğ tanesi sanmak ne cüret,gözyaşıymış
            insanın insana raptolduğu cevher.
            
            Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
            taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
            kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
            bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
            tütmesi gereken ocak nerde
Reply

HerDevayaDert

Falcı kadın yalan söylüyor yalan
          Bizi birbirimiz için yaratmış Tanrımız
          Nasıl mümkün değilse
          Yıldızları toplamak gökyüzünden
          Öylesine imkansız bir şey aşkımız
          
          Kurudu gölgesinde oturduğumuz ağaçlar
          Bahçelerde sevdiğin çiçekler kalmadı
          Sadece hatıralarda ebedi olan
          Vazgeçemediğimiz, unutamadığımız
          Onlar bile bize yar olmadı
          
          Unut benden kalan ne varsa
          Unutmak tesellidir yalnızlığın
          Güneşi bir kadeh şarap gibi içip
          Delicesine sarhoş olmak
          En güzel tarafı imkansızlığın
          
          Ümitlerimiz fırtınalı denizler ortasında
          Bir hurda teknedir şimdi
          Dalgalar dünden daha zalim
          Rüzgar daha hoyrat
          Ne bulut var ufuklarda ne gemi
          
          Mevsimler toz pembe değil
          Gündüzler gecedir, geceler zindan
          Güneşin doğmasını beklemek boşuna
          Boşuna artık medet ummak
          Taş kalpli zamandan
          
          İnan ki! Kırılmış bir ayna gibi
          Paramparça, kırık dökük aşkımız
          Çaresizliğin, ümitsizliğin türküsü
          Türkülerin en içlisi, en hüzünlüsü
          Büyük aşkımız

HerDevayaDert

Ümit Yaşar OĞUZCAN
Reply