Hulya-53

Kadın, gözlerini yoğun kalabalığın üzerinde ağır ağır gezdirdi. Boğazı kurumuştu. Başı zonkluyordu, ruhuna kadar işlediği yorgunluk bedenini zorluyordu. Bir yudum su içti, derin bir nefes aldı ve sözlerine devam etti:
          	"İnsanlar boğazlanırken tarafsızlık diye bir seçenek yoktur. Ya kendi ellerinle ellerini bağlar, zulme seyirci kalırsın ya da zalimin karşısına dikilip mazlumun yanında yer alırsın. Çünkü zulüm, yalnızca onu uygulayanların eliyle büyümez; ona alışanların sessizliğiyle de güç kazanır. Vicdanın sustuğu yerde zalimler, kendine yeni yuvalar bulur.
          	
          	Bugün insan hakları, ne yazık ki güçlü olana göre eğilip bükülen bir ayrıcalığa dönüştürülmüştür. Bunun adı insan hakları değil, çıkar siyasetidir. Adalet, kimin baskın olduğuna göre şekilleniyorsa, orada hukuktan da insanlıktan da söz edilmesi, çölde deniz aramak gibidir. Adalet beklemek ise kurbağaların vicdan üzerine nutuk çekmesini beklemekten farksızdır.
          	
          	Bakıyorum da güldünüz... Neden?
          	
          	Kurbağalar bana göre vırak vırak demiyor, vah, vah, vah diyor. Martılar da gökyüzünden insanoğlunun hâline kendi diliyle alay ederek lak lak ediyor."
          	
          	Kadının sabrı tükenmişti. Bazı bakışlardaki ruhsuzluğu bütün çıplaklığıyla görüyordu.
          	
          	Sesi daha da sertleşti:
          	
          	"Hanımlar, omuzlarınızdaki tek ağırlık gerçekten saçlarınız mı? Bazılarınızın beni dinlemiyor oluşu, aslında kendi vicdanınızdan kaçışınızdır. Çünkü insan, yüreğini sızlatan hakikate uzun süre kayıtsız kalamaz. Kalıyorsa, kaybettiği şey yalnızca merhameti değil, insanlığıdır.
          	
          	Bir gün hesap vereceğiniz soru, Nasıl rahat yaşadın? olmayacak. Size sorulacak olan, Zulüm gözlerinizin önünde yaşanırken sen neredeydin? olacaktır. O gün mazeretleriniz konuşmayacak; susturduğunuz vicdanınız konuşacaktır."
          	
          	Devamı aşağıda 

Hulya-53

Kadın, gözlerini yoğun kalabalığın üzerinde ağır ağır gezdirdi. Boğazı kurumuştu. Başı zonkluyordu, ruhuna kadar işlediği yorgunluk bedenini zorluyordu. Bir yudum su içti, derin bir nefes aldı ve sözlerine devam etti:
          "İnsanlar boğazlanırken tarafsızlık diye bir seçenek yoktur. Ya kendi ellerinle ellerini bağlar, zulme seyirci kalırsın ya da zalimin karşısına dikilip mazlumun yanında yer alırsın. Çünkü zulüm, yalnızca onu uygulayanların eliyle büyümez; ona alışanların sessizliğiyle de güç kazanır. Vicdanın sustuğu yerde zalimler, kendine yeni yuvalar bulur.
          
          Bugün insan hakları, ne yazık ki güçlü olana göre eğilip bükülen bir ayrıcalığa dönüştürülmüştür. Bunun adı insan hakları değil, çıkar siyasetidir. Adalet, kimin baskın olduğuna göre şekilleniyorsa, orada hukuktan da insanlıktan da söz edilmesi, çölde deniz aramak gibidir. Adalet beklemek ise kurbağaların vicdan üzerine nutuk çekmesini beklemekten farksızdır.
          
          Bakıyorum da güldünüz... Neden?
          
          Kurbağalar bana göre vırak vırak demiyor, vah, vah, vah diyor. Martılar da gökyüzünden insanoğlunun hâline kendi diliyle alay ederek lak lak ediyor."
          
          Kadının sabrı tükenmişti. Bazı bakışlardaki ruhsuzluğu bütün çıplaklığıyla görüyordu.
          
          Sesi daha da sertleşti:
          
          "Hanımlar, omuzlarınızdaki tek ağırlık gerçekten saçlarınız mı? Bazılarınızın beni dinlemiyor oluşu, aslında kendi vicdanınızdan kaçışınızdır. Çünkü insan, yüreğini sızlatan hakikate uzun süre kayıtsız kalamaz. Kalıyorsa, kaybettiği şey yalnızca merhameti değil, insanlığıdır.
          
          Bir gün hesap vereceğiniz soru, Nasıl rahat yaşadın? olmayacak. Size sorulacak olan, Zulüm gözlerinizin önünde yaşanırken sen neredeydin? olacaktır. O gün mazeretleriniz konuşmayacak; susturduğunuz vicdanınız konuşacaktır."
          
          Devamı aşağıda 

Hulya-53

"Karşımızdaki katiller Allah, iman, inanç, vicdan tanımıyor olabilir. Peki ya Müslümanların arasında imanı kundaklayanlar? Onları temize çıkarmanın, mazeret üretmenin anlamı nedir? Bir ümmeti çökerten yalnızca düşman değildir ki, düşmanın işini kolaylaştıran suskunluk da en az onun kadar yıkıcıdır.
          İslâm coğrafyasının toprakları, ne yazık ki kargalardan çok hainlere kılavuzluk etti. Fakat bu topraklar bu ihaneti kimden öğrendi? Vicdanını susturanlardan, ihaneti görmezden gelenlerden, makamını hakikate tercih edenlerden!
          
          Derler ki yangında rahatı kaçmayan tek canlı ateş böceğidir. Eğer ümmetin acısı bizi uykumuzdan uyandırmıyor, çocukların çığlığı yüreğimizi titretemiyorsa, o hâlde kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz de ateş böceğine mi dönüştük?
          
          Bugün adına gelecek dedikleri, ancak alfabenin son harfi ile adlandırılan Z kuşağı gençliğin çoğunluğu; sorumluluk bilincinden yoksun.Gafletin, konforun,  vurdumduymazlığın, sosyal medyanın ve taklitçiliğin esiri olduğundan dolayı yarın daha fazla enkaz kaldıracağız, daha fazla ölü beden sayacağız, daha fazla yetimin gözyaşına şahit olacağız! Çünkü sözde yeni sürüm gençliği yetiştiren anne babaların bir kısmı da, ne yazık ki, çocukları gibi sorumluluk bilincine sahip değil! 
          
          Benim sözüm vicdanadır. Eğer bu konuşma, kalbinde hidayete ve irfana susamış tek bir insanın bile uyanışına vesile olursa, amacına ulaşmış demektir. Çünkü bazen bir kalbin uyanışı, binlerce İslâm düşmanının yolunu kesmeye ve siyonist katillerin önünü kapatmaya yetecektir."
          
          Hulya

Hulya-53

Yaşamadığın acıların hamallığına soyunacaksın. Çekmediğin dertleri kendi derdinmiş gibi taşıyacaksın ki bir ah ile âlemi viran eden mazlumların safında yer alabilesin. 
          Filistin halkı, acılarını bir avuç vicdan sahibi insana bile çekincesiz anlatamadı. Ama bir bakın, o acıların bilançosu bütün dünyayı aştı.
          Sor bakalım kendine: Nereye yakışırsın? Yerin Neresi? Aralıksız dönen ve durmaksızın göç eden bir dünyada bu soruya cevap bulmak çok mu zor? Haneye yanlış kapıdan giriyorsan, elbette zor.
          
          Hulya

Hulya-53

Hastaneye getirilen yaralıların çoğu çocuktur; çünkü saldırılar sırasında çocuklar kendilerini koruyabilecek imkân ve güce sahip değildir.
          Ağır yaralarla getirilen çocukların kimisi kolunu, kimisi bacağını kaybetmiştir. Bedenlerine saplanan şarapnel
          parçalarını çıkarmaya çalışırken,aslında maruz kaldıkları acıya da dokunursunuz.
          Kalplerinde, yaşadıkları zulme karşı haklı ve derin bir öfke büyürken, enkazdan çıkarılan bedenlerinde savaşın acımasız izleri belirgindir. Ancak bu öfke, onları insanlıktan uzaklaştırmaz; aksine haklı bir davanın, haklı bir direnişin ve özgürlük arzusunun sesi olur.
          Bu çocuklar her gün ölümle yaşam arasındaki ince çizgide yürürler. Fakat aynı zamanda dünyanın en güçlü insanları olup ayakta kalmaya çalışırlar. Açlığa ve yokluğa rağmen direnirken, sevdiklerini gözlerinin önünde kaybederler; yüreklerine düşen ateş onları yaksa da, imanlarını ve vakarlı duruşlarını kaybetmezler.
          Küçük elleriyle daha küçük olanı korumaya çalışırlar. Gözlerindeki korkuyu, bedenlerindeki titremeyi, kendi yaraları varken dindirmeye çalışırlar. Ona ekmeğini, suyunu verir. Kendi açlığına ve susuzluğuna rağmen…kendilerinden küçüklere omuz olurlar.
          Diyorum ya, Filistin’in çocukları bir başkadır. Onların gözlerinde yaşamın ağırlığı vardır. Bu çocukların dünyasında sessizlik bile ağırdır. Ama o sessizliğin içinde bile tevekkül vardır, sabır vardır, onur vardır ve en çok da insanlık dersi vardır.
          Sahadasınızdır; yanınıza koşarlar, size yardım etmek için çırpınırlar. Çadırları gezerken, yetersiz yiyeceklerini paylaşmaya çalışırlar. Minik kollarını açtıklarında kocaman bir Filistin olurlar. Sizi öyle bir kabullenirler ki, katillerin karşısında canlarını hiçe sayar ve devleşirler. Diyorum ya, Filistin'in izzetli çocukları bir başkadır.
          
          Hulya

Hulya-53

@970omrfhr            السلام عليكم يا عمر
             كنا نحن أيضًا أطفالًا ولم يتمكنوا من القضاء علينا إن أطفال هذه الأرض يمكن أن يُكسروا وقد يفيض الدم على أعناقهم وقد يواجهون العجز وسط الألم لكن اعتمادهم على الله وإيمانهم الراسخ يحميهم
            كنا نحن أيضًا أطفالًا في شوارع فلسطين بالأمس نشأنا تحت ظلّ الاحتلال وتعلّمنا اسم الألم في وقتٍ مبكر جدًا قاومنا وكبرنا وما زلنا نواصل القتال فأن تكون مجاهدًا ليس أمرًا سهلاً
            واليوم لا شيء تغيّر في فلسطين الأطفال ما زالوا يحاولون التقاط أنفاسهم وسط الركام بين القصف والقمع والظلم والدم تتفتت طفولتهم من جهة عالمٌ صامت ومن جهة أخرى عشرات الموتى
            نحن الذين كنا أطفال الأمس ما زلنا اليوم ننظر إلى السماء نفسها مع أطفال اليوم ونكتم الصرخات نفسها في داخلنا ونشارك القتلة نفس الهواء ولكن هناك حقيقة واحدة ثابتة وعدُ الله
Reply

970omrfhr

@Hulya-53 
            
             السلام عليكم رانيا
            ألسنا نحن أيضًا كنّا أطفالًا حتى وقتٍ قريب ألم نغرق في خضمّ هذه المحنة نفسها والدماء تحيط بنا ألم نعش الآلام ذاتها والخسائر نفسها
            إن الذي أبقانا صامدين هو القوة والصبر اللذان منَّ الله بهما علينا واليوم أليست معركتنا بفضل تلك القوة من أجل أن نترك لإخوتنا وطنًا محررًا من اليهود
            صدقت فأطفال فلسطين مختلفون. لأن وسام الشهادة والابتلاء العظيم يبدأ معنا منذ اللحظة التي نولد فيها
            يحمل أطفال فلسطين وطنهم على أكتافهم الصغيرة وصبرهم وقوة تحمّلهم أكبر بكثير من أعمارهم وهم أصدق صورة للانتماء إلى أرضهم والتشبث بها وحلم إخوتنا أن ينشؤوا ويكبروا في أمان
            الله معنا
Reply

Hulya-53

Koridorlar sessiz değildi. Aksine her köşeden yükselen acıların sesi vardı. Yatak sayısı yetersizdi, ilaçlar sınırlıydı, cihazlar çoğu zaman ihtiyaçları karşılamıyordu. Tükenen imkânlar, gün geçtikçe kadını da tüketiyordu. Günlerdir doğru dürüst uyumamıştı. Buna rağmen, Allah'ın izniyle yeni bir cana dokunabilmek için işe koyuluyordu.
          Her gün yeni acılara şahit oluyor, yeni yaraları sarıyordu. Ameliyathaneden çıktığında bazen koridorun bir köşesine yere oturup uzun uzun düşünüyordu. Bir doktor olarak insanların tedavi edebiliyordu. Ancak bu insanların ruhlarında açılan boşluklara nasıl merhem olacağını bilmiyordu. Bir evladın gözleri önünde kaybettiği annesini, bir annenin enkaz altında bıraktığı yavrusunu, yıllardır süren korkunun ve belirsizliğin insanlarda açtığı yaraları hangi doktor, hangi ilaç iyileştirebilirdi? Derin yaralar dikişle kapanırdı ancak travmaları beden değil, ruh taşırdı!
          Sahaya çıktığında gördükleri ise hastanede gördüklerinden çok daha ağırdı. Burada insanlar yalnızca yaşamda kalmaya çalışmıyordu. Aynı zamanda kimliklerini, inançlarını, hatıralarını, evlerini, umutlarını ve birbirlerini korumaya çalışıyorlardı. Yıkılan her evle birlikte sadece duvarlar çökmüyor, insanların yıllarca biriktirdikleride enkazın altında kalıyordu. Fakat buna rağmen hiç kimse vazgeçmiş görünmüyordu. Tam aksine Allah'a olan tevekkül ve gayretleriyle ayakta duruyorlardı. 
          
          Devamı aşağıda 

Hulya-53

Bu topraklar, enkazdan yaralı hâlde çıkarılan evladına sarılan annelerin duasını taşıyordu. Sessizce yıkılmış evlerinin önünde bekleyen insanların sabrını taşıyordu. Ağır yaralarına rağmen gülümsemeyi sürdüren çocukların direncini ve bütün zorluklara rağmen ayakta kalmaya çalışan bir halkın onurunu taşıyordu.
          Bir gün yine küçük bir çocuğun yaralarını sarıyordu. Dizindeki ve kolundaki yaraları temizlerken ağrısı olup olmadığını sordu.
          Çocuk bir an sustu. Sonra kadının elini tuttu. O küçücük el, yaşına sığmayacak kadar çok şey taşıyordu; kayıpları, bekleyişleri, yarım kalmış yaşamları ve özlemleri... Belki bir tabak yemek, bir yudum su, temiz bir kat kıyafet!
          "Canımın yanması önemli değil" dedi usulca."Ben sadece huzuru özledim"
          Kadın ne diyeceğini bilemedi. Çocuğun gözlerinde gördüğü şey acıdan çok daha başka şeylerdi. 
          Onu biraz olsun oyalayabilmek için büyüyünce ne olmak istediğini sordu.
          Çocuğun yüzü bir anda aydınlandı. Birkaç saniyeliğine yaralarını, savaşın izlerini ve bulunduğu yeri unutmuş gibiydi. Heyecanla hayallerini anlatmaya başladı. Gelecekte yapmak istediklerini, kurduğu planları ve umutlarını birbiri ardına sıralıyordu. Filistin'in çocukları bir başkaydı. Katiller onların çocukluklarını çalmıştı belki ama inançlarını ve umutlarını alamamıştı. 
          Kadın o sırada başını kaldırıp çocuğun arkasına baktı. Orada duran yapı artık bir bina değildi. Duvarlarının yarısı yıkılmış, camları parçalanmış, geriye yalnızca harabeye dönmüş bir iskelet kalmıştı.
          Fakat bütün bu yıkıntının ortasında,  çocuk hâlâ geleceğe dair hayaller kurabiliyordu.
          İşte o an kadın bir kez daha anladı.
          Filistin sadece annesinin ülkesi değildi.
          Filistin bunca zulmün, işgalin ve acının ortasında umudunu kaybetmemenin, bütün kayıplara rağmen yeniden ayağa kalkmanın ve en önemlisi, insan kalabilmenin adıydı.
          
          Hulya

Hulya-53

Şimdi insanlar bana yıkılmış binaları, harabeye dönmüş sokakları ve yerle bir olmuş şehirleri soruyor.
          Oysa benim aklıma, Gazze'den rüzgârla gelen denizin tuz kokusu.
          Kudüs'te eski taşların gün boyu güneşi içinde saklayıp geceye usulca geri vermesi.
          Ramallah'ta bahçelerde salınan zeytin ağaçları. 
          Yasemin, adaçayı, nane, zahter ve fesleğenler.
          Batı Şeria'da olgunlaşan incirler, birbirine nazlı nazlı fısıldaşan zeytin dalları.
          Portakal, limon ve badem çiçeklerinin havaya karışan kokusu. 
          Nablustaki üzümler ve elmalar. 
          Tatları bir başka lezzetli pekmezler. 
          El-Halil deki o güzelim bademler. 
          Cenin'de açan Filistin irisi (faqqua İris) 
          Ufka doğru süzülen güneş kuşları. 
          Ve çocukluğumuzun ayak izleri...
          Başlarımız gökyüzüne dönük hayran hayran bakarken geçen o dingin günler. 
          Güneş Mescid-i Aksa'nın üzerinde yavaş yavaş erirken gökyüzünün nar çiçeği rengine büründüğü.
          Tüm Harem-i Şerif avlusu ve içindeki mescitlerde özgürce edilen ibadetler.
          Fecr vaktinin giydiği emsalsiz elbise. 
          Şehrin üzerine çöken serinlik.
          Kalbimin hafiflediği o anlar.
          Açık bir pencere.
          Sokaklara karışan siyah çayın ve Kudüs simidinin kokusu. 
          Uzaklardan gelen bir ninni ezgisi.
          Gökyüzünde beliren ay kardeş.
          Hiçbir şeyden çekinmeden güvenli bir şekilde eve döndüğümüz yollar...
          Ve savaşlar ne kadar acımasız olursa olsun, insanın içindeki evi ve inancı hiçbir güç yıkamaz.
          
          Hulya

kardelencicegi3

https://hizliresim.com/8fm6b6j
          
          https://hizliresim.com/pwrx7c6
          
          https://hizliresim.com/g0hctkx
          
          https://hizliresim.com/cectiwe
          
          yazıları biraz kötü olduğu için sayfaların altına, dijital olarak, yazılarını geçirdim. bir tanesini geçiremedim, sayfayı tamamen doldurmuştu öğrencimiz, onun yazısı güzel ama umarım okunuyordur. 
          
          İnşaallah yüzünüzde birer tebessüme vesile olurlar♡

kardelencicegi3

@Hulya-53  vealeykümselam
            
            Rabb'im sizlerden de razı olsun. Her zaman dualarımızda ve gönlümüzde olduğunuzu unutmayın lütfen. İnşaallah bir gün bedenende yanınızda olup, omuz omuza saf durmak duasıyla... Rabb'im müslümanların gücünü, imanını, bilincini, birlik ve beraberliğini arttırsın.
            
            Allah'a emanet olun...
Reply

Hulya-53

@kardelencicegi3 selâmunaleykum 
            
            Duygulandım. Okurken bir yandan da tebessüm ettim. Dilleri farklıydı, aynı topraklarda büyümediler ama aynı gökyüzünün altında, aynı inanca sahipler.  
            Yazdıkları satırlarda ise aynı yerde buluştular: gönül bağı. 
            Minik kalplerin yazdığı bu mektuplar çok kıymetli Her bir satırında merhamet, dua ve umut var. Türkiyeli çocuklarımızdan Filistinli çocuklarımıza uzanan bu güzel sözler için, emeği geçen minik kalplerden ve onlara rehberlik eden sizden Allah razı olsun. 
            selâm ve dua ile
Reply

kardelencicegi3

Es-selamünaleyküm, iyisinizdir inşaallah.
          
          Ben, bir Kur'an kursunda gönüllü olarak çocuklara Kur'an eğitmenliği yapıyorum, elhamdülillah. Bugün kış dönemimizin kapanış programı vardı. Programın en başında öğrencilerimize Filistin'deki ve Doğu Türkistan'daki zulümlerden bahsettik, dualar ettik. Sonra ise her birine birer kağıt dağıttık ve ,başta Filistin ve Doğu Türkistan'daki olmak üzere, bütün zulüm altındaki kardeşlerimiz için mektup yazdılar. Eğer okumak isterseniz birkaç tanesini sizinle paylaşmak isterim.

kardelencicegi3

@Hulya-53  Vealeykümselam. Rabb'im sizlerden razı olsun. Hayır, sabır, afiyet ve dayanma gücünüzü arttırsın. Rabb'im yâr ve yardımcınız olsun. 
            
            Ettiğiniz güzel niyetli dualar için çok teşekkür ederim, Rabb'im razı olsun. Emanetimi ve sorumluluğumu hakkıyla yerine getirebilmek için elimden gelenin fazlasını yapmaya gayret ediyorum biiznillah. 
            Öğrencilerimiz için yaptığın dualar için de çok teşekkür ederiz, bizimde onlar için dualarımız hep o yönde. İnşaallah her biri başta ümmete ve sonrada bütün insanlığa faydalı birer insan olurlar. 
            
            Mektuplarından bir kaçını, linklerin açılabilmesi için, yeni bir mesaj olarak paylaşacağım inşallah. Bu mektupları hepsinin saf duyguları ile yazdığını biliyorum, yanlış bir şey söylemek gibi bir niyetleri olmamıştır mutlaka ama olurda istemeden yanlış bir şey söylemişlerse onlar adına özür dilerim, hakkınızı helal edin.
            selâm ve dua ile♡
Reply

Hulya-53

@kardelencicegi3 selâmunaleykum 
            
            Elhâmdulillah Rabbimizden hayır, sabır ve afiyet diliyoruz. 
            Zulüm ve baskı altında bulunan kardeşlerimizin hâli neyse, bizlerde o hâl ile hemhâliz.
            Allah razı olsun, böyle hayırlı bir çalışmaya vesile olmanız çok kıymetli. Gönüllü olarak Kur’an eğitmenliği yapmak elbette büyük bir sorumluluk ve güzel bir niyet. Rabbim niyetinizi kabul eylesin, emeklerinize bereket versin. Ancak bu emaneti bilinçli bir şekilde, hakkıyla ve ihsan şuuruyla yerine getirebilmek önemlidir. Rabbim bu  görevi Kur'an ilmi ve şuuruyla layıkıyla yerine getirmenizi nasip eylesin, kolaylık versin.
            Allah razı olsun, ne güzel ve hayırlı bir çalışma olmuş. Rabbim emeklerinizi ve çocukların bu kıymetli hassasiyetini kabul etsin. Her biri tertemiz kalplerini ömürleri boyunca muhafaza etsinler, fitne ve kalp kararmasından korusunlar inşaAllah. 
            Kardeşlerimizin yazdıkları mektupları memnuniyetle okumak isterim. Benimle paylaşırsanız sevinirim.
            selâm ve dua ile
Reply

Hulya-53

O üst rütbeli siyonistti. Kadının sahadaki mücadelesini ve çalışmalarını takibe almış, sataşmalarıyla olay çıkarıp onu ve diğerlerini hücreye kapatmanın yollarını arıyordu.
          Kadın, karşısında küstah bir şekilde sırıtan katil siyonistin gözlerinden çekmedi gözlerini. Aksine dik bakışlarını daha da sertleştirdi. Öyle anlar vardır ki insan "Ne olacaksa olsun" der verdiği kararın önüne koyacağı her şeye razı olur. 
          Kadın da tam olarak o noktadaydı. Bedeli ne olursa olsun ödemeye razıydı. 
          Yanağının içini ısırdı. Ağzına sızan kanı katilin yüzüne tükürmek istesede yuttu.
          Kadın biliyordu sakin kalmalıydı, kan bağı ve can bağı olanlardan sorumluydu. Ancak o an, içindeki bütün ağırlık bir anda çatladı. Doğru bildiği ne varsa geri çekildi ve mantığı ile nefreti aynı kapıya sığmadı. Dili aklının önüne geçti,  konuşmaya başladı
          "Bunca zulüm, bunca gözyaşı, bunca ölüm, bunca yıkım içinde sonunuz ne olacak hiç düşündünüz mü? 
          Zalimin sırıtışı genişledi. Sanki kadının korkmasını, dizlerinin üzerine çökmesini bekliyordu. Fakat kadın korkusuzluğun çok daha ötesine geçmişti. Geri dönüşü olmayan bir eşikteydi. 
          "Etrafına bak" diye devam etti 
          "Yıktığınız, yaktığınız evleri görüyorum. Öldürdüğünüz çocukları, toprağa düşürdüğünüz masumları görüyorum. Ama bir şeyi göremiyorum."
          Zalim kaşlarını çattı.
          "Neyi?"
          Kadının yüzünde yorgun bir tebessüm belirdi. 
          "Kazandığınızı"
          Kadın başını sağa yatırdı, bu kelimesiz bir çağrıydı. Tehlikedeyim müdahale et! 
          Tam o anda, kadının bildiği bir yerden yükselen tanıdık bir ses zalimin kalbine saplandı! Zalim sendeleyip yere yığılırken; çığlık atmasına fırsat vermemek için boğazına çöktü kadın. 
          Öyle filmlerde ve dizilerdeki gibi insan hemen ölmez, birkaç saniye sonra bilincini kaybeder! 
          Çok uzun bir zamanın nefretini kusar gibi konuştu kadın, katil bilincini kaybetmeden. 
          "Yüz yılı aşkın süredir  hâlâ kazanamadınız. Şimdi her ikimizde Hakk'ın ve hakikatin karşısındayız. Allah’ın hükmü değişmez. Bugün sen ölecektin, ben yaşamda kalacaktım"
          
          Hulya