Hulya-53

Filistinli çocukların uçurtmaları iple değil umutla uçuyor! 
          	Çocukların  gökyüzüne bıraktığı uçurtmaları bile tehdit sayan katiller aslında uçurtmalardan değil, özgürlüğün O gökyüzünden geri döneceğinden korkuyor.
          	
          	Hulya

Hulya-53

Filistinli çocukların uçurtmaları iple değil umutla uçuyor! 
          Çocukların  gökyüzüne bıraktığı uçurtmaları bile tehdit sayan katiller aslında uçurtmalardan değil, özgürlüğün O gökyüzünden geri döneceğinden korkuyor.
          
          Hulya

Hulya-53

Aylardan sonra yapılan ilk toplantıydı. Davaya omuz verenler tek tek söz aldı; helallikler istendi, helallikler verildi. Şehitler rahmetle yâd edildi. 
          Sıra kadına gelmişti. "Herkes konuşsun, en son ben konuşacağım" diyerek izin istemişti.
          Vakti geldiğinde, oturduğu yerden kalkma ihtiyacı bile duymadan gözlerini birer birer kadın ve erkek Mücahitlerin  üzerinde gezdirdi. Dava uğruna kaybedilen canları düşündü. Onların ardından yaşanan nice kahırları, yüreklere gömülen nice yaraları.
          
          İçinde biriktirdiği acılarla yüzleşmeyi sonraya bıraktı. Boğazına oturan yumruyu bir yudum suyla bastırdı. Gözlerinde biriken bulutları, kimse görmeden dağıtmaya çalıştı. Başını kaldırdı, derin bir nefes aldı. Halini herkesten iyi bilen ağabeyinin cesaret veren bakışları eşliğinde sükûnetle söze başladı.
          
          "Bu topraklarda bizden önce yaşayanlar da İslâm davasını omuzladılar, Müslümanların hayrına mücadele ettiler. Kayıplar verdiler, bedeller ödediler, ağır acıların yükünü sırtlandılar. Elbette her birine minnettarız. Rabbim onlardan ebeden razı olsun. Bugün onların cesaretini, fedakârlığını ve bıraktıkları mirası sürdürüyoruz.
          Evet, kıyamet kopuyor. Varsın daha da kopsun. Bütün ağırlığıyla üzerimize gelsin. Varsın dünya sarsılsın. Varsın fitnenin ateşi daha da yükselsin. Bütün bunlar, bizi tuttuğumuz yoldan bir adım dahi geri çeviremeyecek.
          Çünkü bizden sonraki kuşaklara kin, korku, zulüm ve zalimleri bırakmaya niyetimiz yok...Onlara bizim devraldığımız yaraları değil, yaralarını sarmış bir Filistin bırakacağız Allah'ın izniyle. Ve biz, bizden sonrakilerin aynı karanlığın içinde yaşamasına razı değiliz. Biz geçmişin kurbanları olarak geleceğin kurbanlarını yetiştirmeyeceğiz 
          Bazı davalar vardır; devralınır, omuzlanır ve günü geldiğinde hesabı kapatılır.
          Biz de bu hesabı er ya da geç kapatacağız, inşaAllah. İslâm davası burada başlamadı burada da bitmeyecek. Allah'ın izniyle bizim yolumuz devam edecek, fakat bu topraklarda mezalim son bulacak" 
          
          Hulya

AvsinAvasin

Gt

AvsinAvasin

Ve Aleyküm selam Mevlid Kandilini kutluyor ve dualrının kabul olması Dileklerimle.
            
            Özellikle sana gt dememin bir sebebi var o da şu: Panonu okudum ve çok ilgi çekici paylaşımların vardı bende üzerine konuşuruz fırsat buldukça diye gt yazdım aksi takdirde pano engeli gelir ve sana yazmam mümkün olmaz. Ayrıca dediğin her şeyi kesinlikle onaylıyor ve katılıyorum
Reply

Hulya-53

@AvsinAvasin  selâmunaleykum 
            
            Almadan vermenin unutulduğu, her şeyin karşılık üzerinden değerlendirildiği bir dünya düzeninde ve rezil bir sistemin içinde "karşılıklı takip" anlayışını neden bu kadar önemsediğinizi anlıyorum. 
            Sizler, bu platformda kaleme aldığınız kıymetli yazılarınız ve kitaplarınızla varsınız. İnsan, kimi takip ettiğinin de kendisini ve duruşunu bir ölçüde yansıttığına inanıyorum.
            Anlıyorum, kaygınız kitaplarınızın daha geniş kitlelere ulaşması; ancak bunun karşılıklı takip üzerinden değil, okuyana gerçekten bir şey katması ve gönüllü bir ilgi oluşturması üzerinden gerçekleşmesinin daha kıymetli olduğunu düşünüyorum.
            Çünkü yazarların takipçi sayısıyla kitaplarının okunma oranı arasında ciddi bir uçurum bulunmakta. Bildiğim kadarıyla bu platformda takipçi sayısı yüksek olana verilen bir ödül de yok. O hâlde samimiyetle soruyorum: Amaç nedir? Karşılıklı takipten beklenen nedir? Bizce asıl kıymet, rakamların büyüklüğünde değil, ulaştığımız insanların gönlüne ve zihnine ne bırakabildiğimizdedir.
            Bizim için asıl olan, bir takipçinin daha eklenmesi değil ki. Takipçi sayısı zerre kadar umurumuzda değil. Altı yıldır panomuzu okuyanlara ne kattığımızın, ne kadar fayda sağlayabildiğimizin bize geri dönüşleriyle farkındayız. Bizim için mesele karşılıklı takip değil; paylaşılan sözün bir hayra, bir bilgiye, bir güzelliğe vesile olması. İnsan, vaktinin ve sözünün hesabını vereceğini düşününce, bulunduğu her mecrayı da buna göre değerlendirmeli diye düşünüyorum. Sadece bizim duruşumuz, ölçümüz ve hassasiyetimiz budur.
            Selâm ve dua ile
Reply

Hulya-53

Allah'ın Hakkı; Allah'ın Dünyasında Allah'ın Dediğinin Olmasıdır! 
          
          Alparslan Kuytul
          
          Doğru tektir. Onu söylemek herkesin, onun arkasında durmak ise her yüreğin harcı değildir. Dünyalığı cebine koyanlar değil, bedel ödemeyi göze alanlar hakikatin yanında yürür; çünkü dava, menfaat değil fedakârlık ister.
          Alparslan Kuytul, davanın bedelini ödeyenlerinden yalnızca biridir.
          
          Kuklacının kuklaları yine sahnede!
          Fitneyle, iftirayla hakikatin üzerini örtmeye çalışanlara karşı sözümüz nettir
          Hakikat susturulamaz, davayı omuzlayanların sesi bastırılamaz!
          Soruyorum: Allah'tan uzak, Kur'an'dan kopuk bir anlayış ne zaman gerçek bir zafer kazanmıştır?
          
          Kuklacılar sahne kurabilir, kuklalarını oynatabilir, yalanlarla algı oluşturabilir.
          Ama bir gerçek var ki:
          KUKLALAR DEĞİŞİR, KUKLACI DEĞİŞİR,
          HAKİKAT DEĞİŞMEZ!
          
          Hulya

Hulya-53

@Siyah_Kalem_                السلام عليكم
            
            اللهم اظهر الحق واهله وابطل الباطل واهله واكشف الكذب والبهتان وانصر المظلومين ورد كيد الظالمين في نحورهم واحفظ اهل الحق من كل سوء واكفنا شر الظالمين والمفترين آمين
            
            Allahsız müslüman olduklarını biliyorduk. Alçaklıklarını biliyorduk. Kuklaların kuklası olduklarını da biliyorduk. Fakat belli ki korkuları daha da büyümüş; çünkü hakikatin sesi yükseldikçe, fitneye ve yalanlarına daha fazla sarılıyorlar.
            Bu kadar mı korkuyorlar Allah’ın yolunda yürüyenlerden, Nebi Muhammed’in izinden gidenlerden? Asıl korkularının ne olduğunu hepimiz biliyoruz: Hakikatten, adaletten, zulme boyun eğmeyenlerden ve ümmetin uyanışından korkuyorlar. Sonlarının ne şekilde olacağını gayet iyi biliyorlar. 
            Dini ve imanı dillerine dolayarak, samimiyetle iman edenlere zulmetmeye kalkışanların, tarihin hangi sayfasında hayırla anıldığını görüldi ki? 
            Geçmişte başka çetelere yönelik operasyonlarda ele geçirilen paralar, külçe altınlar ve benzeri deliller bugün yeni bulunmuş gibi yeniden servis ediliyor. Üstelik hiçbir somut delil ortaya konulmadan. Ancak kuklalar ne kadar kirli propaganda yaparsa yapsınlar, hakikat yine hakikattir.
            Ormanda çakallar çoğaldığında kurtların sustuğu sanılır. Oysa kurtlar sadece doğru zamanı bekler!
Reply

Siyah_Kalem_

@Hulya-53 selâmunaleykum merhaban Hulya
            
            Hakikati örtmek, değiştirmek, çarpıtmak için akıllarınca her türlü yalana fitneye başvuranların akıbeti tarihsel süreçte ortadadır. Kur'an-ı Kerim bize birçok örnekler vererek bunları anlatmakta ve daha anlatılmayan çoğu örnek olduğunu bilmekteyiz. Hak ile batılın savaşında hakikate kasteden bu zalimlerin yapabileceği ancak insanlar üzerinde algı yapmak ve olmayanı olmuş gibi olanı da olmamış gibi göstermek ki şeytanın izini takip edenler, şeytanın taktiklerini kullanıyorlar. 
            
            Rabbimizin kelâmı Kur'an'ın rehberliğinde hareket edenler ise hakikati yüreklerinde taşıyan kandiller gibi nur saçmakta. Ne kınayıcının kınamasından korkmakta ne de hak sözü söylemekten çekinmektedirler. Her türlü bedeli ödemeye hazır ve ödemekte olanlar var. İman ettik ki Rabbimiz bu uğurda Cihad eden kullarıyla beraberdir ve nûru ile karanlıkları, batılları boğacaktır. Kâfirlerin, münafıkların sonu da pek yakındır.
Reply

Hulya-53

Korku bir tür acıdır! 
          Kaybetme korkusu ise kalbin acısıdır. Kişi aslında kaybetmekten değil, kaybettiğinde yaşayacağı acıdan korkar. Ve insan, sevdiklerini kaybetme korkusunu yenerek değil, onları Allah'a emanet etmeyi öğrenerek huzura kavuşur.
          
          Hulya

Hulya-53

Bizimkisi, Filistin toprağına gönülden bağlı ruhların gerçek hikâyesiydi.  
          Sınırlarla çizilemeyecek kadar derin, zamanla silinemeyecek kadar köklü, nesilden nesile taşınan bir iz değil, emanetti.
          
          Yorgunluğumuzu hissetmeye fırsatımız olmuyor.
          Varsın olmasın!
          Saatlerin anlamını kaybettik.
          Ne çıkar ki! 
          Günler birbirine karıştı.
          Artık önemi yok! 
          
          Bana sık sık, "Nasıl dayanıyorsunuz?" diye soruyorlar.
          Dayanmıyoruz.
          Sadece vazgeçmiyoruz.
          Çünkü her gün zulmün gölgesinde, zalimlerin kana buladığı topraklarda yaşamı savunuyoruz.
          
          Hulya

Hulya-53

@PyrzSaral  ve aleykum selâm ve rahmetullâhi ve berekâtuhû
            
            elâ inne nasrallâhi karîbun ve men yetevekkel alallâhe fehuve hasbuh innallâhe me'as sâbirîn
            
            Bazen hangisine öfkeleneceğimi, neden çığlık attığımı, ne için bu kadar ağır konuştuğumu şaşırıyorum.
            Ölenlere mi? Çocukların içler acısı hâline mi? İnsanların çaresizliğine mi? Yoksa bütün bunlar yaşanırken Müslümanların, sanki dünyanın bir köşesinde sıradan bir şey oluyormuş gibi bu zulmü izleyebilmesine mi?
            Ben de soruyorum:
            Daha ne olması gerekiyor?
            Sayısı her yaştan insanın ölümünü kabullenmek için daha kaç bedeninin paramparça olması gerekiyor?
            Kaç çocuk daha mermilerin, bombaların veya enkazın altında can vermeli?
            Açlık yetmiyor mu?
            Susuzluk yetmiyor mu?
            Daha kaç çocuk açlıktan, susuzluktan, hastalıktan, çaresizlikten ölmeli?
            Yaz, evsiz ve yersiz yurtsuz insanların üzerlerine örtebildikleri bir örtüdür,  ama kış yaklaşıyor.
            Daha kaç çocuk soğukta donmalı ki birilerinin vicdanı ısınsın?
            Annelerin feryadı duyulmuyor.
            Daha kaç anne, evladının ardından aynı acıyla feryat etmeli?
            İnsanlığın vicdanı için bir eşik varsa, Filistin halkı o eşiğin çoktan ötesine geçmedi mi?
            Hâlâ kanların nabzını sayıyoruz.
            Çocukların ölümü yetmedi!
            Annelerin feryadı yetmedi!
            Açlık yetmedi!
            Susuzluk yetmedi!
            Yıkılan evler yetmedi!
            Yıkılan şehirler yetmedi!
            Sürgün, işgal yetmedi! 
            Yetimler yetmedi!
            Toprağa düşen masumlar yetmedi!
            İnsanların bedenlerinden uzuvların kopması yetmedi!
            Tecavüzler ve yaşanan ağır ihlaller yetmedi!
            Oluk oluk akan kanın Filistin’in sınırlarını aşması yetmedi!
            Peki ne yetmesi gerekiyor? Harekete geçmek için daha ne olması bekleniyor? 
Reply

PyrzSaral

@Hulya-53  
            
            Selâmunaleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhû
            
            Senin tekrar ettiğin bir cümle vardı "Kanların nabzını saymak" 
            Bugün Filistin'de kan oluk oluk akıyor. Ümmet-i Muhammed bu kanın sesini duymamak için kulaklarını kapatıyor. Bundan dolayı biz akan her damlanın nabzını sayıyoruz. Nitekim kaybettiklerimiz mümin kardeşlerimiz. Bu insanlar mümin kardeşlerimiz olmasalardı bile aynı tepkiyi gösterip aynı mücadeleyi vermez miydik?
            Filistinlilerin daha ne kadar zulüm altında ölmesi, acı ve çaresizlik içinde kıvranması gerekiyor? 
            Daha ne olması lazım? Kıyamet mi? Kıyamet mi bekleniyor? Kıyamet burada, bu topraklarda. 
            Acılar büyük teslimiyet yok. Yıkılmayan bir irade görüyoruz. 
            Bedenimiz yorulabilir ruhlarımız derin yaralar alabilir. Hasret yüreğimizi kavurabilir. Yeri gelir duygularımızın altında eziliriz. Bunların bir önemi var mı?
            Allah şahidimizdir sözümüz nettir. 
            Hasbunallâhu ve ni'mel vekil.
Reply

Hulya-53

"Havada fırtına kopuyor, denizin yüzeyinde dalgalar kabarıyorsa, dibe doğru inmeli insan; çünkü denizin dibi sakindir" dedi adam.
          
          "Peki insan neden en çok yüzeyde kalmak için çabalar? Neden fırtınanın ortasında savrulurken kendi içinin derinliğine inmez? Neden o anlarda sükûneti seçmez? Neden en çok korktuğu şey kendi sessizliğidir?" diye sordu kadın.
          
          Adam, fırtınayı haber veren rüzgâra doğru döndü.
          
          "Belki de asıl soru şu: İnsan gerçekten fırtınadan mı kaçıyor, yoksa fırtınanın dineceğini umarak kendi derinliğine inmeye mi cesaret edemiyor?"
          
          Tebessüm etti kadın, sonra yüzünü sert esen rüzgâra çevirdi.
          
          "İnsan var ki, bazen fırtınanın ve dalgaların gürültüsünü, kendi içindeki sessizlikten daha katlanılabilir bulur.
          İnsan var ki, hakikatten korkar; derinlere indiğinde nefsiyle karşılaşacağını bilir.
          İnsan var ki, kendi derinliğinde yaşamayı seçer. Çünkü orada yalnız olmadığını, Rabbi'nin kendisine şah damarından daha yakın olduğunu bilir. Cesareti de bundandır."
          
          Hulya

Hulya-53

Annelerin ninnilerini bomba sesleri susturmamalıydı. 
          Gökyüzünü korkuyla seyretmemeliydi çocuklar.
          Yıldızlar düşmeliydi gözlerine, füzeler değil. 
          Kuşlar geçmeliydi üzerlerinden; payları endişe değil, güven ve huzur olmalıydı.
          
          Soruyorum: İşgal ve savaşın gölgesinde yaşayan bir insanın içindeki karanlığı, yüreğine çöken derin acıları ve çıkışı zor yalnızlığını gerçekten anlayabilir misin?
          
          Hulya