Hulya-53

Sürüden ayrılan bir penguen için günlerce konuşan, paylaşımlar yapan, hüzünlenen,ağlayan bir Türkiye ve dünya! 
          	Peki, bedeninden ağır su bidonlarını tek başına taşıyan Filistinli bir çocuğa neden sessizsiniz?
          	Köleliğin meşrulaştırıldığı, insanların parayla alınıp satıldığı, üzerine bahisler oynandığı bir futbol maçının ardından sokaklara dökülen, galibiyeti kutlayan sözde Müslümanlar
          	Yaralı hâlde titreyen Filistinli bir çocuğun gözlerinin içine bakmaya hiç mi utanmıyorlar? 
          	Zulmün her türünü yaşayan, işgal altında yaşamaya çalışan Filistin halkını ise şimdilik  konuşmayacağım. 
          	Zalimi kendilerine dokunmadığı sürece yok sayan, sahte konforlarının arkasına saklanıp rezilliği, korkaklığı sessizlik diye kuşanan sefil, kör ve sağır insancıklara tek bir soru soruyoruz
          	Vicdanınız seçici mi? Acı içindeki çocukların çığlığını, çıkarlarınıza göre mi tartmaktasınız?
          	
          	Dünya fânî ve karışık olsada, Allahu Teâlâ'nın her şeyi kuşatan bir mîzânı ve nizamı vardır! 
          	
          	Hulya

Hulya-53

Sürüden ayrılan bir penguen için günlerce konuşan, paylaşımlar yapan, hüzünlenen,ağlayan bir Türkiye ve dünya! 
          Peki, bedeninden ağır su bidonlarını tek başına taşıyan Filistinli bir çocuğa neden sessizsiniz?
          Köleliğin meşrulaştırıldığı, insanların parayla alınıp satıldığı, üzerine bahisler oynandığı bir futbol maçının ardından sokaklara dökülen, galibiyeti kutlayan sözde Müslümanlar
          Yaralı hâlde titreyen Filistinli bir çocuğun gözlerinin içine bakmaya hiç mi utanmıyorlar? 
          Zulmün her türünü yaşayan, işgal altında yaşamaya çalışan Filistin halkını ise şimdilik  konuşmayacağım. 
          Zalimi kendilerine dokunmadığı sürece yok sayan, sahte konforlarının arkasına saklanıp rezilliği, korkaklığı sessizlik diye kuşanan sefil, kör ve sağır insancıklara tek bir soru soruyoruz
          Vicdanınız seçici mi? Acı içindeki çocukların çığlığını, çıkarlarınıza göre mi tartmaktasınız?
          
          Dünya fânî ve karışık olsada, Allahu Teâlâ'nın her şeyi kuşatan bir mîzânı ve nizamı vardır! 
          
          Hulya

Hulya-53

Naber -  selâmunaleykum ya da es-selâmu aleykum
          Günaydın -  Hayırlı sabahlar
          İyi akşamlar - Hayırlı akşamlar
          Hoşça kal - Allah’a emanet ol
          Dikkat et - Rabbim korusun
          Mersi - elhamdulillâh 
          Vaav - maşâAllah 
          Sağ ol - Allah razı olsun 
          Of ya - HasbiyAllahu ve ni'me'l vekil
          Dayanamıyorum - Allah yardımcım olsun
          Şanslıyım - Rabbim nasip etti.
          Diyelim, dilimizi alıştıralım! 
          
          "Ben Arap mıyım, ben Türküm! Niye Arapça kelimeler kullanayım?" diye düşünenleriniz mutlaka olacaktır. 
          Tam bu noktada bizler de şunu söylüyoruz
          Mesele sadece bir dil meselesi değildir. Mesele, hangi kelimenin neyi taşıdığıdır. Günlük hayatta farkında olmadan kullandığımız yabancı kelimeler, çoğu zaman sadece alışkanlıktır. Kimisi boş,  kimisi ise kalbi Rabbine bağlayan bir hatırlatmadır. "elhamdulillâh" dediğinde şükür vardır "maşâAllah" dediğinde hayranlıkla birlikte dua vardır "Allah’a emanet ol" dediğinde ise bir teslimiyet ve güven vardır. Çünkü bu kelimeler, Kur'an'ın diliyle yoğrulmuş ve asırlardır Müslümanların ortak dili hâline gelmiştir. Ayrıca bu kelimeler bir millete ait olmanın ötesinde, İslâm'ın izlerini taşır.
          Türk olmak, kendi dilini sevmek elbette kıymetlidir! Şayet Müslümansan, Rabbimizi anan kelimeleri kullanmak kimliğinizden bir şey eksiltmez, aksine ona derinlik ve anlam katar. Bu, bir millete benzemek değil, aynı inancı paylaşan gönüllerin ortak sesinde buluşmaktır.
          Kısacası, bu kelimeler Arapça olabilir, ama taşıdığı anlam ümmete aittir. Ve biz o anlamın tarafındayız! 
          Karşımızda itiraz etmeye devam edenlere ise şu soruyu yöneltiyoruz
          Türkçede kullandığınız diğer yabancı kökenli kelimelere de aynı tepkiyi, aynı hassasiyeti gösteriyor musunuz?
          
          Hulya

Hulya-53

@birtaneislamsever  
            
            selâmunaleykum
            selâmunaleykum ile selamlaşmak, selâmı almak, Müslüman kimliğimizin temel dili, değeri ve bir saygı ifadesidir. Kitaplarında İslâmi konular işliyorsun, değil mi?  
            O vakit selâmı da öncelikli ve bilinçli bir şekilde kullanırsan söylediklerinle duruşunu tutarlı kılarsın. Bundan sonraki görüşmelerimizde selâmı es geçmememi önemle rica ederim. Bu konuda, muhatabım Müslüman kim olursa olsun, asla taviz vermem!
            
            Konumuza gelecek olursak, 
            devlet büyüklerimiz dahi katıldıkları uluslararası zirvelerde; sözlerine Müslüman kimliklerinin temel dili olan Allah'ın selâmı ile başlarlar. Ardından besmele çeker, hangi dilde konuşacaklarsa devam ederler!  Çünkü bu bir kimliktir, inançtır ve duruş ifadesidir. 
            Diyelim ki karşımızdaki insan başka bir dine bağlı ya da hiç bir dine mensup değil. Elbette onlardan bizim İslâmi dilimizi kullanmalarını bekleyemeyiz. Saygı göstermek de zorundayız. Ama biz, kendi kimliğimizi ve değerlerimizi dile getirmekten çekinmemeli, İslâmi dilimizi kullanarak hem kendimizi hem duruşumuzu göstermekten vaz-geç-me-me-li-yiz!
            Ama benim burada dikkat çekmek istediğim şey şu, dilimizi biraz daha bilinçli kullanmak ve farkında olarak dua cümlelerini yaşantımıza katmaktır. 
            Soruyorum "Allah razı olsun" "Rabbim korusun" gibi ifadeler niyetimizi daha açık ortaya koymuyor mu? Hem de sürekli bir hatırlatma olmuyor mu? Ayrıca imanımızın parçası olan bu dili, canlı tutmamızın bir o kadar kıymetli ve değerli olduğunu düşünmenizi istiyorum. 
            Sözün özü, bu bir sorumluluk ve farkındalık meselesidir.
            selâm ve dua ile...
Reply

birtaneislamsever

@Hulya-53  başın sağolsun yaran iyileşsin demekmiş yani sağol da türkçe bir dua ve bazen karşıdaki müslüman olup olmadığı bilinmiyorsa kullanmak mantıklı geliyor 
Reply

Hulya-53

Benim inandığım düzende ve anlayışımda, zulüm aynı gün doğduysa, aynı gün gömülür! Masumun kanı gün batımını görmeden karşılık bulur. Gün bitmeden, ya da gece güne kavuşmadan bedel ödetilir, hesap kapanır!
          Şüphesiz ki, bu dünya hesabın tamamen görüldüğü yer değil, sadece başladığı yerdir. İnsan, içindeki haklı sebeplere dayalı öfkeyi yok edemez ama ona bir yön verir. Çünkü artık amaç sadece "hemen karşılık" değil mutlak ve eksiksiz bir "bedel" olur.
          Mazlum için sabırla direngen bir duruş, zalim için ise öfkemizi biriktirip hesap anını beklemektir!
          İnanın bana zor olan şu; ilki kalbimizin isyanı, ikincisi aklımızın ve inancımızın dengesi. Ve bu denge şunu fısıldar bize "Adalet geçikebilir ama kaybolmaz. Allah'ın izniyle mutlaka tecelli eder"
          
          Hulya

Hulya-53

Yer: İstanbul, 2023 Sonrası
          Kadın, oymalı ahşap kapının önünde durduğunda, bu kapıdan kaç kez geçtiğini düşündü. Yılların ağırlığını sırtında taşıyan sahaf dükkanı ve henüz 9 yaşında iken Derin Hoca'nın verdiği ve hâlâ yanında taşıdığı minik Kur'an-ı Kerim'i. Bu mekan, geçmiş zaman ile şimdiki zaman arasındaki akışa sessizce şahit oluyordu. Derin Hoca acil toplanılmasını rica etmişti. Görev belliydi ve sorumluluk ağırdı. 
          Kadın derin bir nefes çekti, “Bismillahirrahmânirrahîm” diyerek adım attı. Kapı ağır bir gıcırtıyla kapandı. Her gelişinde içeride zamanın farklı aktığını hissederdi. Raflar arasında eski kitaplar ve sararmış sayfalar arasında, sadece geçmişin bilgeliğini değil, geleceğin umutlarını da kokladı.
          
          Saatler geçti. Sahafın çıkışında artık yanında dayısı ve ağabeyi vardı. Kadın, gözlerinde içten bir tebessümle 
          "Bize Filistin yolu gözüküyor ha. Mazlumların yükü omuzumuza değil, kalbimize emanet edildi" dedi 
          Ağabeyi başını salladı
          “Allah'ın izniyle, öyle. Bu yol, canı yük bilenlerin değil, canını emanet bilip gerektiğinde teslim edenlerin yoludur. Bizim yolumuz fedakârlık yolu. Hem İslâm için hem mazlumlar için. Her nefesimiz, her adımımız onların özgürlüğüne, haklarına ve onuruna adanacak. Bizden öncekiler gibi, biz de vazgeçmeyeceğiz. Ne acı, ne zorluk, ne engel… Durduramaz bizi "
          O sırada iki yeğenini dinleyen dayı, kapalı bir kararlılıkla
          "Biz rahatlık için var olmadık. Sorumluluk bizim kaderimizdir. Canımız da, vaktimiz de bu ümmetin emanetidir. Bu dava, iz bırakmak değil, izden yürüyenlere yol olmaktır. Bazıları bu davayı öğrenir, bazıları ise bu davayla büyür. Bu yol sizi henüz doğmadan seçmişti. Çocuk yaşta omuzladığınız yük, bugün kimliğinizdir. Önünüzde daha yürüyecek çok yolunuz var”
          Kadın, sevgiyle dayısına sarıldı
          “Biz oyuncaklarımızı değil, davamızı büyüterek yetiştik. Elhâmdulillâh büyüdük ama ilk Rabbimizden öğrendiğimiz sorumluluğun izindeyiz. Bizim hikayemiz küçük yaşta başladı, ama çok Şükür yükümüz hep büyüktü, dayı"
          
          Hulya

Hulya-53

Ne de güzel dile getirmiş Musa Eroğlu "Çiğ düşüyor gözlerimden, ıslanıyor yanaklarım. Kurumuş toprak gibiyim, zamansız yağmur beklerim"
          
          Kurak toprak kuruyup çatladığında, 
          O çatlaklar yağmur geldiğinde suyu daha derinden içine çeker, her katmanını doyurur. 
          Sabırla beklemek kolay değildir. İnsan beklerken sadece zaman kaybetmez, incinir de, ruhen eziyet çeker yüreği acır. 
          Zulüm ve baskı altında beklemek… Hele ki sabırla beklemek, hiç kolay değildir.
          İnanın bana, bu bekleyiş öyle bir şey ki tarifi yoktur, kelimeler yetmez! 
          
          İnsan ister istemez içinden sitem eder  "biraz geç kaldın" der özgürlüğe, refaha, sağlığa, huzura, yaşama, belki de birine.
          Umut etmekle vazgeçmişlik arasında ince bir çizgidir inanç. O çizgide duran sabır, hâlâ canlıdır...Sadece biraz yorulmuştur.
          Asıl mesele şu
          Yağmurun ne zaman yağacağı değil, bizim onu nasıl beklediğimiz ve nasıl karşılayacağımızdır. Yağmur geldiğinde bizi en çok neyin iyileştireceğidir.
          Çünkü biliriz ki her gecikişte bir hikmet, her bekleyişte bir imtihan vardır.
          Sabır, sadece beklemek değil, kalbi Yaradana teslim ederek umutla direnebilmektir. Ve yağmur vakti geldiğinde anlarız ki Rahmet hiç gecikmemiştir, sadece en doğru zamanda inmiştir.
          
          Hulya

Hulya-53

Hele bir durun! 
          Evladınızın, eşinizin, annenizin, babanızın, dostunuzun paramparça edilmiş bedenlerini kendi ellerinizle taşımak zorunda kalın. Toplayabildiğiniz kadarını toplayın, geri kalanını gözlerinizle arayın!
          Hele bir durun! 
          Geride bir tek siz kaldığınızda  kimsesizliğin ve yıkıntıların ortasında,  yalnızlığın verdiği çaresizliği tadın! 
          Hele bir durun!
          Narkoz verilmeden ameliyat masasına yatırılın. Amaliyat masası varsa ne âlâ. Lokal anestezi olmadan, yaralarınıza  dokunulurken sesinizin çıkmadığı o anı ve o acıyı yaşayın. İnleyin saatlerce! 
          Hele bir durun!
          Sedyesiz, yataksız, soğuk betonun üzerinde canınızla baş başa kalın. Bir de bedeninizden akan kanın nabzını saymayı deneyin! 
          Hele bir durun!
          Isıtıcısız gecelerde, iliklerinize kadar işleyen ayazla sabahlayın. Üstünüze çöken karanlıkla titreyerek, gün ışığını  bekleyin! 
          Hele bir durun!
          Bir çatı olmadan, sağanak yağmurun ve karın altında ıslak bir halde direnmeye çalışın. Son kalan nefesinizin sıcaklığını, halsiz bir çabayla ellerinize üfleyin! 
          Hele bir durun! 
          Günlerce aynı kıyafetle, bir yudum suya, bir lokma ekmeğe hasret kalın. Açlığın ve susuzluğun insanı nasıl susturduğunu hissedin! 
          Ve sonra konuşun! 
          
          Ne oldu, ürperdin mi?
          Anlattıklarım daha ne ki! Bunlar Filistin halkının yaşamak zorunda bırakıldığı gerçeğin sadece en hafif, en sessiz kalan tarafı!
          
          Hulya

Hulya-53

Arada bu yeryüzü şeytanlarına gülüyoruz. Aman siz de. Hep mermiyle, füzeyle, bombayla mı öleceğiz. Gül, gül ölüyoruz işte! 
          
          Sözde "vaad edilmiş toptakları geri alacaklardı. Tepelerine birkaç füze düştüğünde lağım fareleri gibi sığınaklara koşmak zorunda kaldılar. Hacı yatmaz misali bir ileri bir geri sallanıp, korkunun ağırlığını iliklerine kadar hisseden bir hâl içindeler.
          Ölüm korkusunun çıplak gerçeği… Sen nelere kadirsin!
          Oysa Filistin’de gökyüzünü yaran sayısız füzeler, yerle bir olan şehirler, enkaz altında kalan, her yaşta sayısız beden! 
          Onca acıya ve kayba rağmen Filistin halkı sahayı terk etmedi.
          “Ölüm bize ödüldür” diyerek Yaradana kavuşma arzusu taşıdılar. Bu duruşlarıyla dünyanın hayranlığını kazandılar.
          Emsalsiz bir direniş gösterdiler… ve hâlâ göstermeye devam ediyorlar.
          
          Hayata sıkı sıkıya bağlı olanlar için ölüm büyük bir korkudur.
          Onlara göre ölüm sonrası ve belirsizlik,  kalplerinde derin bir endişe bırakır.
          yahudi inancına göre Tevrat'ta adı geçen "şeol" yani ölüm sonrası; dipsiz, karanlık, sessiz ve bitmek bilmez bir yalnızlık olarak ifade edilir! 
          İşte bu yüzden yahudiler korkuyla geri çekilirken, Filistin halkı iman ve inancıyla dimdik ayakta kalmaktadır.
          
          Hulya

Hulya-53

Evin avlusunda ki merdivenlere oturmuşum 
          Bahçeye bakıyorum
          Büyükannemin ektiği acem laleleri 
          Beni gördükleri için sanki sevinç çığlıkları atıyor 
          Ancak o sevince uymayan bir ihtiyat var gözlerimde
          Avlunun ortasında mahzun bir söğüt ağacı…
          Rüzgâra küsmüş gibi 
          Dalları kıpırdamıyor
          Pırnal meşelere doğru uzanan daralmış kaktüsler 
          Kuyuya yaslanan yaseminler…
          Eskiden duydukları sesleri arıyor
          Mavi demir kapı ise sessiz bir hüzün taşıyor
          Derin bir nefes alıyorum 
          Yüreğim titreyerek susuyor 
          Bu avluda her şey yerinde duruyor 
          ama hiçbir şey eskisi gibi değil
          Ve ben hasretle hayallerime bakıyorum
          
          Dinle beni! 
          Şayet doktor değilsen, bir yarayı sarmadan önce onun nasıl oluştuğunu ya da nasıl acıdığını bilmek zorunda değilsin. O ağlarken sen yarasını sar! Gözyaşları dinince, neden ağladığını sor.
          Çünkü her insan acıdan ağlamaz! 
          Bazen kalp, söyleyemediğini ağlayarak anlatır.
          
          Hulya

Hulya-53

fî hadrati'l-giyâb 
          lâ urîdu li-hâzihi'l-qasîdeti en tentehî âkhira'l-leyl
          aṣâfîru bilâ ecnîha ve evrâq'z-zeytûn
          aṣâfîru temûtu fî Filastîn
          ıllâ'l-İslâm illâ Filastîn
          
          uğniye na'am uğniye âşikin min Filastîn ilâ Filastîn
          
          Hulya