Jeolus

“İçimde sana ait küçük bir oda var. Kimse giremiyor oraya. Penceresi akşama bakıyor, perdeleri rüzgârla hareket ediyor ve köşesinde kurumuş birkaç zambak duruyor. Ne zaman dünya üzerime fazla gelse oraya gidiyorum. Seni düşünüyorum. Sonra bütün sesler azalıyor. Belki sen benim hayatımdaki en büyük mutluluk değilsin; belki daha güzel şeyler de yaşayacağım. Ama sen, karanlığın içinden geçerken elimi tutan ilk ışık olarak kalacaksın.”

Jeolus

“İçimde sana ait küçük bir oda var. Kimse giremiyor oraya. Penceresi akşama bakıyor, perdeleri rüzgârla hareket ediyor ve köşesinde kurumuş birkaç zambak duruyor. Ne zaman dünya üzerime fazla gelse oraya gidiyorum. Seni düşünüyorum. Sonra bütün sesler azalıyor. Belki sen benim hayatımdaki en büyük mutluluk değilsin; belki daha güzel şeyler de yaşayacağım. Ama sen, karanlığın içinden geçerken elimi tutan ilk ışık olarak kalacaksın.”

Jeolus

“Bir gün seni unutursam diye korkuyorum. Sesini, gülüşünü, bana bakarken gözlerinin aldığı o hâli… Sonra düşünüyorum da, insan gerçekten sevdiği birini unutabilir mi? Belki yüzünü hatırlamaz bir gün, belki sesinin tonunu karıştırır başka seslerle. Ama bir insanın sende bıraktığı hissi unutamazsın. Ben seni hatırlamasam bile, içimde bıraktığın o baharı bir ömür taşırım.”

Jeolus

“Onu ilk gördüğümde hayatımın değişeceğini bilmiyordum. Hatta hayatımın değişmesini istediğimi bile bilmiyordum. Sadece gözlerine baktığımda içimde uzun zamandır kapalı duran bir pencere açıldı. İçeri biraz güneş girdi. Ben güneşi unutalı o kadar uzun zaman olmuştu ki, önce gözlerimi kıstım. Sonra alıştım. Meğer insan karanlığa alışınca aydınlığı yabancı sanıyormuş. Sen bana yabancı olduğum bir şeyi sevdirdin: yaşamayı.”