Loş ışıklar kaldı bize. Boş sokaklarda cirit atan arsız sessizlikler. Tüm misketlerini kaybeden bir çocuğun hüznü var gözlerimizde. Saklambaç oynuyoruz huzur denen meretle. Fakat bir türlü bulamıyoruz. Elmayı yüzlerce kez söyledik. Çıkmıyor.... Bir ağaç gölgesi yeterdi oysa kederlere. Yahut ılık bir bahar esintisi. Geçmiş zamanların birinde kavga ettik mevsimlerle. Anımsamıyoruz...
Hepten laçka olmuş sevgiler. Aç gözlü müteahhitler gibiyiz. Yalanlar üzerine yalan çıkıyoruz. Doymuyor nefsimiz. Delice doğru söylerken, isterken bile durmadan yalanlar işitiyoruz. Belki de bize öyle geliyordur. Eh, bir yerden sonra bağımlılık yapıyor neticede. Çok sevdiğimizi söylerken utanmaktan bile utanıyoruz. Her kalp siyah değil sonuçta, değil mi?