Özlemek, insanın içinde açılan sessiz bir çukurmuş
Ne taş atsan dolar, ne toprak atsan kapanır
Her gün biraz daha genişler, kenarları keskinleşir
Ve sen düşmemek için kenarlarından yürümeyi öğrenirsin
Bir kokudur özlemek bazen
Yastığa sinmiş, ceketin yakasında kalmış
Ciğerine çekersin, boğazın düğümlenir
Nefes alırsın, ama yaşadığın hissedilmez
Bir sestir özlemek
Kalabalığın içinde bile seçtiğin tek tını
Telefonun çalmayan ekranı, kapının çalınmayan tokmağı
En çok da kendi adını başkasından duymamaktır
Zamanı bükermiş özlemek
Dün ile bugün birbirine karışır
Yarın dediğin şey, ihtimali bile olmayan bir ülke olur
Ve sen o ülkede vizesiz, pasaportsuz beklersin
Gülersin, konuşursun, işe gidersin
Dışından bakınca sapasağlam bir insan
İçeride ise her gece yıkılan bir şehir
Enkazından her sabah yeniden doğrulmaya çalışan
Özlemek, kavuşmanın kefaretini peşin ödemektir
Görmeden sevmeyi, dokunmadan hissetmeyi öğrenmek
Ve en acısı
Onun seni özleyip özlemediğini hiç bilememektir