Livemiraa

          	Sevmek, söze dökülmeyeni taşımaktır çoğu zaman.  
          	Söylediklerim suskunluğumun gürültüsüne kıyasla hafif kalıyor.  
          	Senin yokluğun bir eksiklik değil,  
          	Varlığınla tanımlanmış bir boşluğun adı.
          	
          	Gidişini tartışmadım kendimle.  
          	Tartışılacak yanı yoktu;  
          	Bazı kapılar içeriden kilitlenir,  
          	Dışarıdan sadece tokmak düşer.
          	
          	Ağlamadım.  
          	Çünkü yaş akmadığında da insan boşalır.  
          	Uykusuz gecelerde saydığım yıldızlar değil,  
          	Söyleyemediğim cümleler oldu.
          	
          	Şimdi mesafeyi öğrendim.  
          	Mesafe, unutmaya değil,  
          	Hatırlamayı idare etmeye yeter.  
          	Sen yoluna, ben taşıdığımın ağırlığına.
          	
          	Bazı şeyler izaha muhtaç değildir.  
          	Hissedilir.  
          	Ve ben hissediyorum:  
          	Kalmışım, senin gitmediğin bir yerde.

Livemiraa

          Sevmek, söze dökülmeyeni taşımaktır çoğu zaman.  
          Söylediklerim suskunluğumun gürültüsüne kıyasla hafif kalıyor.  
          Senin yokluğun bir eksiklik değil,  
          Varlığınla tanımlanmış bir boşluğun adı.
          
          Gidişini tartışmadım kendimle.  
          Tartışılacak yanı yoktu;  
          Bazı kapılar içeriden kilitlenir,  
          Dışarıdan sadece tokmak düşer.
          
          Ağlamadım.  
          Çünkü yaş akmadığında da insan boşalır.  
          Uykusuz gecelerde saydığım yıldızlar değil,  
          Söyleyemediğim cümleler oldu.
          
          Şimdi mesafeyi öğrendim.  
          Mesafe, unutmaya değil,  
          Hatırlamayı idare etmeye yeter.  
          Sen yoluna, ben taşıdığımın ağırlığına.
          
          Bazı şeyler izaha muhtaç değildir.  
          Hissedilir.  
          Ve ben hissediyorum:  
          Kalmışım, senin gitmediğin bir yerde.

Livemiraa

Konuşmayı sevmem derdim eskiden,  
          Şimdi susmayı da beceremiyorum.  
          Ağzımda adın, boğazıma takılan bir cümle gibi duruyor.
          
          Gittin ya, o gidişin bile gürültüsüz oldu.  
          Kapı kapanmadı, ses etmedin.  
          Sadece eksildin içimden usul.
          
          Şimdi bardaktaki çay soğuk,  
          Sigara erken bitiyor. Kelebeğin kanat çırpışını anlatacak kimse yok karşımda.
          
          Belki bir gün gelirsin diye sakladım bütün kelimeleri. Gelsen de anlatsam, sen yokken ne işe yarar ki bütün söylediklerim?
          
          Gelmedin. Ben de yarım kaldım. Hem senin gidişinde, hem kendime dönüşümde.
          

Livemiraa

Vuslatın Eşiğinde
          
          Bir hicran düştü gecenin avuçlarına,  
          sözlerim buğulandı senin yokluğunda.  
          Adın dudaklarımda yarım bir hece,  
          söylensem tamamlanacak bir şiir gibi.
          
          Gelişin bir bahar müjdesiydi sanki,  
          toprağı kurak kalmış gönlüme yağmur.  
          Her bakışın bir ayet, her gülüşün bir dua,  
          okudum seni, ezberledim usul.
          
          Sensiz zaman, durmuş bir saatin akrebi gibi, ne ilerler ne geri döner.  
          Odalarım boş, duvarlarım dilsiz,  
          yalnızlığın en sarp yokuşunda nefes nefese kalmışım.
          
          Eğer bir gün uğrar yolun buralara,  
          bil ki kapım kapalı değil. Kalbimde hâlâ aynı mum yanıyor, rüzgâra inat, sönmeden bekleyen.
          
          Gel de yarım kalan cümlelerim tamamlansın. Gel de suskunluğum şarkıya dönsün. Çünkü sen yokken dünya eksik, sen varken ben tamamım.
          

Livemiraa

Gözlerine düştüğüm ilk anda anladım,  
          Zamanın en eski sırrıydı aşk:  
          Bir isim verilemeyen,  
          Yine de her şarkıyı onunla başlatan.
          
          Kalbimde bir harita çizdin,  
          Sınırları belirsiz, yolları sapa.  
          Nereye gitsem adın fısıldar rüzgâr,  
          Her durakta seni bekler bir kavşak.
          
          Aşk, suskunlukların en gürültülü hâli;  
          Söz bitince başlayan, bakışta çoğalan.  
          Bir mum gibi erir insan kendinde,  
          Işığı başkasına değdikçe çoğalan.
          
          Ne kavuşmak yeter ona, ne ayrılık,  
          Eksik kalır tanım, tamamlanmaz hiçbir söz. Çünkü aşk, kendinden taşan bir denizdir, kıyısı olmayana kendini verendir.
          

Livemiraa

Gittiğin gece bana söylenmemiş bir vedanın ağırlığını bıraktın ve ben o ağırlığın altında ezilerek öğrendim ki bazı insanlar kalmak için değil, gitmek için tutulur ellerinden.
          
          Sana verdiğim her sözü tuttum, her bekleyişime sabır kattım, her yaranı kendi canımdan bilip sardım ama sen giderken ardına bile bakmadan beni yokmuşum gibi bıraktın ve ben o andan sonra affetmenin lüks olduğunu anladım.
          
          Affetmek unutmak demektir, unutmak ise yaşadığın her şeyi inkâr etmektir, ben ise yaşadığım acıyı inkâr edecek kadar kendime yabancı değilim ve bu yüzden sana karşı içimde büyüttüğüm sitemi susturmayacağım.
          
          Giderken ardında bıraktığın boşluk öyle büyük ki, içine düşmemek için her gün kendimi yeniden toplamaya çalışıyorum ve topladığım her parçada senin adını siliyorum yavaş.
          
          Artık sana öfke duymuyorum, çünkü öfke bile bir bağ kurmaktır ve ben o bağı tamamen koparmaya karar verdim, çünkü bazı insanlar bir kez kırar, ikinci kez kırılmaz ve ben ikinci kez kırılmayacağım.
          
          Sen kendi yolunda mutlu ol, ben de kendi yolumda sessiz kalacağım ama bu sessizliğin içinde sana söylediğim tek şey olacak: affetmeyeceğim, unutmadım ve unutmayacağım.

Livemiraa

          Ben ki gölgenin çocuğuyum,  
          Yıkıntılarda büyüdüm, adımı unuttum.  
          Her umut bir çatlaktı duvarda,  
          Dokundum mu paramparça oldum.
          
          Karanlık bir şefkatti bana,  
          Sarmaladı, boğdu, sevdi diye yuttu.  
          Senin adın bir yankıydı yalnızca,  
          Söylesem duvarlar da yıkılırdı.
          
          Sevdim mi? Belki.  
          Ama sevgi benim elimde hançer oldu.  
          Tuttuğum her şey kırıldı,  
          Bıraktığım her yer yandı.
          
          Şimdi şehirler suskun,  
          Benim yüzümden.  
          Ve ben suskunum,  
          Çünkü sen gittin.
          
          Gömdüm seni kalbime,  
          Mezar taşı yok, sadece enkaz.  
          Eğer bir gün dönersen,  
          Sadece küllerimi bulursun. 

Livemiraa

Beklemek, bir duvarı seyretmek değildir;  
          Duvarda olmayan bir kapıyı çalmaktır usulca. Akrep yolunu bilir, yelkovan acele eder, insan her ikisine de yenilir sonunda.
          
          Gelir diye kurduğun cümleler eskir,  
          Gitti diye sustukların çoğalır. Bir çay soğur masada, bir umut ılık kalır, ve zaman, en çok bekleyeni terbiye eder.
          
          Gidenin saati durmaz, kalanınki hep geç kalır, takvim yaprak değil, sabır döker üstüne. Anlarsın ki beklemek varmak değilmiş, kendinle karşılaşana kadar sürermiş.
          

Livemiraa

Ahtapot değilim ben, üç kalbim yok benim. Tek bir kalbim var,  o da yorgun,  
          O da kırgın, o da her atışta sızlıyor zaten.
          
          Sekiz kolum yok benim, hayata tutunacak. İki elim var sadece, biri düşmesin diye kendime uzattığım,  
          Öteki de kimseden tutamadığım.
          
          Mürekkep püskürtemem ben, kaçayım diye karanlıktan. Benim karanlığım içimde, saklanacak bir yerim yok.  
          Görünürdeyim hep, en çok da yaralarım.
          
          Ahtapot değilim ben, kopan kolumu yenileyem. Bende kopan, kopar. Giden, gider. Kırılan, bir daha eskisi gibi atamaz.
          
          Tek bir kalbim var benim, onu da size bölemem artık. Çünkü anladım: çok  kalpli olmak değilmiş mesele, Tek kalbi koruyabilmekmiş bu kadar acının içinde.

Alarabozkurttt

@Livemiraa  YA SEN NE KADAR GÜZEL YAZIYORSUN K8ZIM 
Reply

Livemiraa

Bir kelâm isabet etti sarıma (göğsüme), sırça gibi infilâk ettim. Zerrelerimi cem(toplayamadım) edemedim; her bir parçam avuçlarıma battı.  
          
          Tebessümümü bir tablo gibi duvara astım, öylece kaldı. Derûnumda ağlayan bir tıfıl vardı, teskin edemedim.
          
          Kırılganlık, ipek bir mendil misali.  
          En cılız nefeste savrulur, en hafif nemde dağılır. Metin görünmeyi öğrettiler bize daima, Hâlbuki insanın şerefi, dağıldığı yerden belli olur.
          
          Keder bazan çöker omuzlarıma,  
          Misafir gibi değil, mâlikâne sahibi gibi kurulur. Ne bir kelâm eder, ne bir hâl hatır sorar. Sükût eder, ben sükût ederim, âlem sükût eder.
          
          Sonra bir seher, habersizce çekip gider.  
          Ardında paramparça bir ben bırakır.  
          Yeniden cem ederim kendimi, telaşsız.  
          Bir sonraki gelişine dek, böyle sürer devran.