"Jungkook."
Esmerin sesi titremişti andığı isimle beraber. Tekrar tekrar birbirlerinin oldukları, varlıklarını vücutlarına ilmek ilmek işledikleri bir gecede andığı bu isim damağında doyumsuz bir tat bırakıyordu.
Güneş bile kıskanırdı onu. Kendi altın suyunda yıkadığı bu çocuk, seviştiği bedenin karnındaki hilal dövmesine öpücükler bırakıyordu hasret kalmışcasına. Nerden geldiğini unutmuştu. O güneşti. Güneşin altın suyunda yıkanmıştı.
Ama hiç ait olmadığı aya hasretti. Sevgilisinin bedeninde nakşedilmişti çünkü. Ne eli ordan ayrılırdı ne dudakları. Ne zaman ayrılmaya kalkışsa buz keserdi teni. O soğuk içini yakardı, kendisine çekerdi usulca. "Sen benim sessiz dualarımın cevabısın."
Savunmasızdı. Onun öpücükleriyle dokunuşlarıyla çiçekler açmıştı. O da ona hediye olarak sırtına alev çiçekleri ekmişti. Her bir sözü de titretmişti Jungkook'u. Sevgilisi Taehyung, içi gide gide onun dudaklarına yaslanmış ve derin nefesler çekmişti cennet kokusundan. Taehyung'un yanağını severken konuştu usulca. "Sen benim dileğimsin." Öptü güzelim dudaklarını hasretle. "Ben seni diledim," demiş ve sus işaretini öpmüştü nazikçe. "Melekler de seni öperek unutturdu beni sana. Ruhun tutundu benim dileğime." Kalbini sevdi usulca. "Yüreğinde yeşertti beni ruhun. Sonra karşıma çıktın. Dudaklarım susuzdu, kana kana içtim dudaklarını. Ruhum haraptı. Tekrar geldin kuruldun yüreğime." Gülümsedi ikisi de ağladıklarından habersizken. "Benim dileğim, benim dünyam oldu Taehyung."