Ama ben senin kadar cesur değilim, Ollie.
Seninle bir daha nasıl yüzleşeceğim? Dünyadaki herhangi biriyle nasıl yüzleşeceğim?
Gördüğüm ve olduğum her şeyden sonra.
Ben kimsenin kahramanı değilim.
Bazen her şeyden korkuyormuş gibi hissediyordu ve bu tarafından nefret ediyordu. Korku ve nefret; korku ve nefret... Bazen hayatında bir tek bu ikisi varmış gibi geliyordu. Kendinden başka herkesten korku, kendindense nefret.
"Bana kızgın mısın?" diye sordu Eleanor.
Park dua etmeyi düşünüyormuş gibi parmaklarını kucağında kenetlemişti. "Sayılır."
"Özür dilerim," dedi Eleanor.
"Sana neden kızdığımı bile bilmiyorsun."
"Yine de özür dilerim."
Park bu sözlerle birlikte nihayet başını ona çevirdi ve hafifçe gülümsedi.
"Sana neden kızdığımı bilmek ister misin?" diye sordu.
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü bana büyük ihtimalle değiştiremeyeceğim bir şeyden dolayı kızgınsın."
"Ya bu resim?"
"O resim..." diye toparlamaya çalıştım. "O resim, dünyanın sadece bu evden ibaret olmadığını söyler." Daha ağzımdan sözcükler dökülürken vicdan azabına benzer bir duygu kemirmeye başlamıştı yüreğimi. "Ama aynı zamanda bu evin de dünyanın bir parçası olduğunu unutmamamı sağlar."
"acayip uyakları olan kısa şiirleri seviyorum çünkü hayat da böyle."
"hayat da mı böyle?" ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum.
"evet. kafiyeli ama beklediğin şekilde değil."
Ona, Bir yabancı nasıl olur? diye sormak istiyordum. Eleştirel ya da kinayeli olarak değil. Çünkü gerçekten bir fark olup olmadığını öğrenmek istiyordum, birini gerçekten tanımanın bir yolu olup olmadığını, yabancısı olmadığın insanlara karşı bile seni her zaman yabancı gibi hissettiren bir şey olup olmadığını...
Ignore User
Both you and this user will be prevented from:
Messaging each other
Commenting on each other's stories
Dedicating stories to each other
Following and tagging each other
Note: You will still be able to view each other's stories.