Karanlıkla alacakaranlığın birbirine karıştığı eski zamanlarda, taş döşeli dar sokakların sonunda küçük bir bahçe varmış. Bu bahçede türlü türlü çiçekler açsa da en dikkat çekeni, köşedeki kırmızı karanfilmiş.
Rivayete göre bu karanfil sıradan bir çiçek değilmiş. Ay ışığı yapraklarına değdiğinde, geçmişten kalan güzel hatıraları fısıldarmış. Bir gece bahçenin önünden geçen genç bir kız, rüzgârın taşıdığı bu fısıltıları duymuş. Karanfil ona, yıllar önce aynı bahçede dostluk eden insanların hikâyelerini anlatmış. Kız her gece gelip onu dinlemiş ve kalbindeki hüzün yavaş yavaş yerini umuda bırakmış.
Günler geçmiş, mevsimler değişmiş. Karanfil yine aynı yerde açmaya devam etmiş. İnsanlar onun neden hep bu kadar canlı kaldığını merak edermiş. Yaşlı bahçıvan ise gülümseyerek, "Karanfil sevginin ve sadakatin çiçeğidir; güzel hatıralarla beslenen şey kolay kolay solmaz," dermiş.
O günden sonra bahçeye gelen herkes, karanfile yalnızca bir çiçek gibi değil, eski zamanlardan kalmış sessiz bir dost gibi bakarmış.