ALINTI!!
"doktor olan sensin bana ne kızıyosun"
"Sana kızmıyorum, canım acıyor." diye fısıldadım.
Arslan'ın yüzündeki muzip tebessüm bir an için yumuşadı, bakışlarına sarmalayıcı bir şefkat oturdu. Yanağımı okşayıp derin bir nefes aldı.
Mutfağa doğru adımlarken, "Tamam, gel hadi," dedi, sesi tanıdık güven veren tonundaydı. "Ben kahvaltıyı hazırlayayım, sonra ilacını içersin, diner acısı."
Onun mutfağa yönelmesini fırsat bilip hemen koltuğa biraz daha yayıldım. Sargılı kolumu incitmemeye çalışarak bacaklarımı altıma topladım ve arkasından sırıttım.
"Çalış köle!" diye bağırdım arkasından, keyifle koltuğun yastığına yaslanarak. "Karına hizmet vatana hizmettir yüzbaşı!"
Arslan mutfak kapısının eşiğinde durup bana doğru döndü. Tek kaşını kaldırıp üstümdeki çamurlu halime, ardından yüzümdeki zafer kazanmış ifadeye baktı. Yüzünde bir kahkaha patlamamak için zor tuttuğu belli olan alaycı bir sırıtış belirdi.
"Çalış köle mi?" dedi, elindeki çaydanlığı tezgaha koyarken. "Daha bir saat önce yamaçtan aşağı yuvarlanıp kurtarın beni diye ağlayan doktor hanıma bak sen. Emriniz olur majesteleri! Başka bir arzunuz? Mesela çayınızı üfleyerek mi içireyim, yoksa kolunuz sakat diye ağzınıza ben mi besleyeyim?"
"Ollluuuurrr çok Maklube geçer" diye laf sokup başımı öteye çevirdim ama dudaklarımın kenarındaki kıvrılmaya ve kalbimin atışına yine engel olamadım. Kaçış planım patlamıştı belki ama şu an bu sıcak salonda oturup Arslan'ın benim için mutfakta koşturmasını izlemek
Hiç de fena değildi.