Pazar günü beraberiz
ALINTI
Aksel bakışlarını yavaşça bana çevirdiğinde, göğsümde derin bir sertlik hissettim.
Gözlerinin içindeki o mavi karanlık, yıllar önce beni bırakıp giderken taşıdığı aynı mavi değildi; daha yorgun, daha keskin, daha tehlikeliydi. Bana doğru eğildi.
“Doğruluk mu, cesaret mi Kayla?” Sesinde ne sorunun hafifliği vardı ne de oyunun ciddiyeti. Bu, ikimizin arasında yarım kalmışlığın yankısıydı. Gözlerimin içine bakarken yılların değil, bir gecenin ağırlığını taşıyordu. Ne olduğunu bilmediğim bir şey göğsüme oturdu. Derin, koyu bir sızı.
“Cesaret,” dedim; sesim çok sakin çıkıyordu, oysa yüreğimde bir yer ateşe verilmiş gibiydi. Dudaklarım titremeden söyleyebildiğim için kendimi tebrik ettim.
Aksel gülümsedi. Yavaş, umursamaz ama altı tamamen karanlık bir gülümseme.
“Peki o zaman…” dedi ve masanın üzerinden bana doğru eğildi, “Öp beni.”
Masa dondu. Müzik varla yok arası gibiydi, Kemiksizler bir anda sessizleşmişti. Herkes sadece meraklı bakışlarını üzerimize çevirmiş, olacak olanı merakla bekliyordu; kimse bu anın şova dönüşmesini istemiyordu. Bu, gürültüsüz bir gerilimdi. Sessiz bir yangındı.
Aksel yaklaşırken, yüzünün gölgesi benimkine karıştı. Nefesi tenime çarptı.