Zihnimdeki sesler çoğalıp üst üste bindiğinde, zaman bir anda çatladı sanki… Bir anının içine çekildim. Hava boğazımda düğümlendi; hem geçmişte, hem de şimdi aynı anda nefessiz kaldım.
“İlacı zehirden farklı kılan ne biliyor musun?” dedi o tanıdık ses. Öyle tanıdıktı ki. Sanki yıllardır içimde yaşayan, acımı bileyen bir sesti.
“Nedir?” diye soruyorum, anının içindeki o kırılgan halimle.
Adam gözlerime bakıyor, merhametten uzak, soğuk bir netlikle cevap veriyor:
“Dozudur.”
O kelime içime bir taş gibi düşüyor. Nefesim kesiliyor, göğsüm daralıyor. Anılarım tıpkı karanlık bir su gibi yükselip boğazıma doluyor. Kaçacak yerim yok; kendi zihnimde kendi hatıramla boğuluyorum.
Sonra o cümleyi söylüyor…
“Bir ilaç şifa bile olsa, fazlası zehirdir Ateş gülü.”
Gözlerimdeki yaşlar anında boşalıyor. İçimdeki benliğim çırpınıyor, titriyor, ağlıyor… Ama o susmuyor. Her kelimesi, içimde asla kapanmayacak bir yaranın üstüne yeniden basıyor.
Ve sonra o yarayı hiç iyileşemeyecek hale getiriyor.
“Sen şifa olmayacak kadar zehirlisin.”
Yeni bölümden bir kesit bırakmak istedim. Sevgilerimle ❤️