“Nazlısın Nazenin.” diye mırıldandı iç çekerek. Başımı yastıktan kaldırmadan hafifçe iki yana salladım.
“Hayır, hayır nazlı değilim ben. Nazenin’im.” dedim huysuz bir tonla. Başımın ağrısı dilime vurmuştu galiba yoksa böyle konuşmamın başka açıklaması olamazdı.
“Küçükken de böyle konuşuyordun, kelimeleri tekrar ederek.” Eski bir anıyı hatırlamış gibi söylenirken dudaklarında küçük bir tebessüm oluşmuştu.
Yastığıma sarılırken gözlerimi yüzünde tuttum. Küçüklüğümü anımsatmasıyla alt dudağım hafifçe bükülmüştü. “Küçükken sürekli tekrarlardım kelimelerimi çünkü ilk söyleyişimde kimse umursamazdı. Bende dikkatlerini çekmek için tekrar ederdim. Çoğunlukla bıktıkları için benden, cevap verip yanlarından göndermeye çalışırlardı.”
Çakır gözleri gözlerimle buluştuğunda son kelimem dökülmüştü dudaklarımdan ve bakışlarımız birbirine dokunurken aramızda kısa bir sessizlik oldu. Dinçer, yorganı omuzlarıma kadar çekip örterken hafifçe bana doğru eğildi.
“Söz veriyorum sana, benimleyken hiçbir kelimeni tekrar etmeyeceksin. Her zaman seni ilk dinleyen ben olacağım ve bunu seni sevdiğim için yapacağım.”
Nazende’den küçük bir alıntı… çok özlemişim onları:)
Sarhoş Naz ve ona hayran bir adet Dinço