Söz o ki; yürekte pişer akıl süzgecinden geçer, deminde kıvamında dile gelir.
Yüreği olmayanın, aklını kullanmayanın demi devranı, ölçüsü kıvamı olur mu?
İnsan da söz gibi pişip, süzgeçlerden-aşamalardan geçerek, demine varır, kemâli bulur. Eğer doğru yol üzere sabit kadem giderse böyle, aksini seçerse zulüm üzere zulüm ile giderek aşağıdan da aşağılara iner.
Bir yanda kemâlat, bir yanda cehalet ve hamlık ile zulüm var.
Filistin, Gazze, Mescid-i Aksa ve Filistin topraklarında filizlenmiş mazlumlar dile geldiğinde; yüzü ekşiyen, ağzından söz çıkmaz, çıkarsa eğri büğrü ham sözler çıkaran, ne akıl ne kemâli olmayan demsizler de bu ikinci güruha açık bir misal değil midir?
Yüreksiz, kör, sağır ve dilsizler sınıfından firavun ve hamanlar...
Sözler ağır mı geldi? Az bile diyoruz. Bize öğretilen ve emrolunan edeb ölçüsünce, zalimlerin tarifini ve tespitini yapmaktayız. Aklını kullanmayanların varacağı son da zalimliktir. Her ihmali, düşüncesizliği, adım adım zulme zulmete götürür. Ölçüsünü ve tarifini ancak Allah'ın bizlere bildirdiği kadarıyla dile getirebiliriz. En doğrusunu Allah bilir.
Şeytan da bu süreci ağır ağır işler, normalleştirir, manipüle eder ve alıştırır. Hatta karşıt yapar. Yüreksiz, akılsız ve kemâlsiz ne doğru söz olur ne de yol yürünür. Sonra yeryüzünde yiyip içen, başı boş gezen mahluklara eş değer bir hal olur ki, Allah Kur'an'da bize işaretleri uyarıları vermiştir. Bu yüzdendir ki; adım adım demlenerek dikkat ile yol yürünmeli, aklımızı ve vicdanımızı kullanarak sağlam bir duruş sergilemeliyiz.
Rabbim şeytandan, şeytanlaşmış iki ayaklı şeytanlardan, aklını ve vicdanını kullanmayanlardan bizi korusun beri kılsın.
âmin
Siyah