GELECEKTEN. BEN DİLİ KİTABIMIN KAPAK ARKASI ALINTISI OLACAK.
O an zaman adeta donmuştu. Karşımdaki kişi, her zamanki kendinden emin tavrıyla yerini almış, rahatça arkasına yaslanmış ve gözlerini üzerime dikmişti. Bir süre şaşkınlıkla ona baktım. Ardından, bakışlarının ağırlığına daha fazla dayanamayıp başımı eğdim; aramızdaki o rahatsız edici teması kesmekten başka çarem yoktu.
“İyi misin?” diye sordu, sesi soğuk ve mesafeliydi.
“Değilim,” dedim, kelimelerim kısa ve netti.
“Sakin ol,” dedi, sanki yaşadıklarımı anlamıyormuş gibi.
“Olamam,” diye karşılık verdim, sesimdeki huzursuzluğu gizlemeden.
Ona verdiğim cevaplar kararlıydı. Gerçekten iyi değildim ve sakin olmam da mümkün değildi. Peşimi bırakmalıydı. Herkesin içinde bana sanki değersiz biriymişim gibi davranıp, yalnızken bana yakınlaşmaya çalışmasının ağırlığı altında eziliyordum. Bu çelişkili tavırları, içimde derin bir huzursuzluk yaratıyordu.
Tam o sırada ortamda bir şarkı çalmaya başladı. Bu şarkıyı hiçbir zaman sevememiştim; hatta dinlemenin bile yanlış ve tehlikeli olduğunu düşünürdüm. Şarkının sözleri yavaşça zihnime dolarken, şarkıyla beraber onun da sesi doldu kulağıma. Kısıktı sesi ama yine de duyuyordum. İstemeden de olsa başımı kaldırdım ve yine onunla göz göze geldim.
“Ben eyvah bilmezdim, eyvahım oldun,” dedi. Gözlerini gözlerime kilitlemişti, sanki bana bir şeyleri anlatmak ister gibiydi.
“Ben Allah bilmezdim, dergahım oldun,” diye devam etti. Kaşlarım istemsizce çatıldı, içimde bir huzursuzluk yükseldi.
“Tövbe estağfurullah,” dedim, şaşkınlığım ve öfkem sesime yansımıştı. Ne demek istediğimi anlamıştı ama sözlerine devam etti ve son noktayı koydu:
“Nasıl cehennemsin. Yanmaya geldim.”
O an, ondan kurtulamayacağımı bir kez daha anladım. Varlığı, sözleri ve bakışları içimde hiç sönmeyecek bir yangın gibi kalacaktı. Şimdi, bunu her zamankinden daha net hissediyordum.