Vahdettinylmz
Link to CommentCode of ConductWattpad Safety Portal
...
Bir garip adam gördüm çayın sofrasında
Gönlü mavi yüreği rahman
Dilinden düşen her kelam hikmet nakışı
Hoş geldin ey rahman gönüllü kardeşim
Hoş geldin yürek soframa rahman yüzlü adam
Hoşgeldin...
Sonra derin ve sonsuz suskunluk hüküm sürdü dilimi
Taşlar çatlamaya yüz tuttu sedasızlıktan
Yaprağa bulaştı hüzün
Dallar durmadan vebaya tutuldu allı pullu
Allı pullu
Vahdettinylmz
...
Bir garip adam gördüm çayın sofrasında
Gönlü mavi yüreği rahman
Dilinden düşen her kelam hikmet nakışı
Hoş geldin ey rahman gönüllü kardeşim
Hoş geldin yürek soframa rahman yüzlü adam
Hoşgeldin...
Sonra derin ve sonsuz suskunluk hüküm sürdü dilimi
Taşlar çatlamaya yüz tuttu sedasızlıktan
Yaprağa bulaştı hüzün
Dallar durmadan vebaya tutuldu allı pullu
Allı pullu
Vahdettinylmz
Yüreğinden susadı
Bir nehri devirdi
Yetmedi bir deryayı daha
Thor eline su dökemedi
Tanrıların şaşkın bakışları arasında
Zeusun mızrağını sapladı göğsüne defalarca
Yine göğsünden kan yerine çöl fışkırdı
Dağın ürpermesine aldırmadan
Dağı aldı göğsüne, yere çaldı
Ummanların mavisinin heybetini aldırmadı
Aldı maviyi hesapsızca gökyüzüne serpti
Suskunluğunun adıydı eylemi
...
124esraveAnnesi
Kitabıma bakar mısınız ?
Vahdettinylmz
Gece yarısı her zaman ki gibi
Simsiyah bir kefenle örtünmüş
Caddelerdeki insan seli
Kaşla göz arasında
Dört duvarların arkasında gizlendi
Caddelere seslendi yüreğim
Zamanı anlat bana
Zaman sensin, istinad noktasını arama
Bilmediğim şeyler bunlar diyen yüreğim
Koşup bir ağaca selam verdi
Aklı anlat bana diye seslendi
Geçmişten eleme, gelecekten gama müptela
Vücutsuz bir matematik diye söylendi
Bu nasıl bir şey söylenip durdu kalbim
Koşup bir sokak lambasının yanına
Aşk ne, aşkı anlat bana
Benim ışığım, benim ışığım diye haykırdı
Uzaktan seversen nur olur
Dokunmaya çalışırsan nar içinde kalırsın
Yüreğim öyle bir kuvvetle
Dört elle sarıldı aşka
Kaburga kemikleri çatlayınca dek
Alevlerin içinde aşka sarıldı
Akıl duman olup dağların doruğunda
Dillerde türkülere karıştı
Zaman tamamen sustu
Takvimler lüzumsuzlaştı
Sonsuzluluğa karıştı diyarlar
Ağaçlar çöllere düştü
Caddeler kum fırtılarında kayboldu
Yer göğe yükseldi
Gök kubbe yer oldu
Hikaye burada bitti
“Bir yüreğin hasret sarhoşluğu”
Vahdettinylmz
Günlerden pazar, gecenin yarısı
Bir trenin ikinci vagonunda
İki türbanlı teyze
Kulağımı tırmıklar gibi
Çok tuzlu çekirdek çıtlıyorlar
İvedik caddesi uzunluğunca
Bir yeraltı yollarında/upuzunca bir tünel
Bir trenin ikinci vagonunda
Bir şairin iki mısrasından
Biri hasrete müptela iken
Diğeri maviye koşan umuda
musahhar
O iki teyze
Münzevi hayatı tercih etmiş
O iki mısranın arasına
karanlık gök gibi çöküyorlar
Ve nihayet çıtlamayı bırakıyorlar
Yorulduklarından değil
Çıtlanacak nesne bulunmadığından
Ve ben dünyanın en mutlu insanı
Soluksuz bir uykuya dalıyorum
Vahdettinylmz
En çok yağmur yağarken ağlamak yakışır erkeğe
Bulutların arkasında bir çift göz olurdu her zaman
Görenler, bulutlar bugün çok üzgün derlerdi
Mavi kaybolmaya yüz tutmuşken
Gökyüzü bulutsu bir yürekle kaybolurdu
Kavminden ayrışmış bir ceylanın çaresizliği ile
Düşerdi korku denilen ölümün senaryosu
Allak bullak bir kağıdın üzerinde
Viran olmuş kelimeler düşerdi masadan
Kalemin beline dolanmış bir elin titremesine
Bir yaz günü bile mani olamazdı
Buruşturulmuş mektup suretleri
Bir dağın şeklini alırdı
Sen de Cudi ben diyeyim Ağrı
Rüzgarlar salmışlar üstüne
Dağların yüzünde bir bıçak izi
yol olurdu solunu kaybedenlere
yol olurdu küçük bir karıncaya
Karınca, dilinde bir türkü ile
Hoyrat özlemi asardı yaban bir çiçeğe
Gerdanlıklar takardı boyuna güneşin
Güneş, elinde yorgun bir kalem ile
Hatıra defterine bugün içinde
Göğsüme attı uzunca bir çentik
Bir gün daha da düşmüştü takvimden
Geriye niceleri düşmeye hazır duruşundaydı
Sabahın sekizinde okulun önünde durmuş öğrencileri andırıyordu
Ve takvimlerin güzle yaşamını
Zamanın tanrısı diye hüküm veriyordu
Hiçbir zaman düze çıkamadı mısralar
Bir uçurumla felah bulabilirdi belki de
En çok yağmur yağarken, erkeğe ağlamak yakışırdı
Vahdettinylmz
Saatler döne dursun
Rüzgarlar kaldırımlarda sureti çıkmış
Yaprakları ordan oraya savuruyordu
Boynunu büken sokak lambaları
Ayçiçeği suretinde, sen hangi yöne baksan
Dönüp dolanıp sana dönüyordu
Aramızda sadece birkaç şehir vardı
Ne varki kimliksiz kalan yüreğim
Kendi vatanının her köşesinde
Mülteci bir çocuk gibiydi
Belki bu denli göç etmemin nedeniydi
Bize ait bir alamet arayışıydı
Biz diye bir şey yokken
Bu denli umudun pervane olması
Hem acınası hem çıldırası bir yaraydı
Dijle gibi kan akan bir akarsuyu
Sargılamak aklın ahmaklığı olsa gerek
Bu denli sevmenin doğurduğu çocuktur akıl
İşte bu denli aşkın meyvesi
Aklı nasıl da nesneye bağlıyor
Oysa Karacaoğlan'dan istifa etmek elzem
Yunus Emre olma lütfuna erişmek lazım
Bir dem aşkı anlamak için
Aşkın sonsuzluğuna hicret etmek için
Aşkın mülkünde mülteci olmak lazım
Ey aşk de ki
Ben olmazsam iki element nasıl bir arada durur
Nasıl bahar olur, gelinlik güller nasıl serpilir
Zerreler nasıl da yan yana oturur
Ey aşk sen olmazsan
Sıralı dağlar nasıl delirir
Çöller nasıl aşılır
Sen olmazsan aşk
Süphan nasıl insafa gelirdi
Kalem nasıl kendini tanırdı
Ağaçlar, çiçekler, taşlar
Dokunduğun, dokunamadığın her şey
Görüp görmediğin her şey
Baştan sona aşkı anlatmak için can atıyorken
Belki de bu yüzden aşkın sofrasında
Besmeleyle oturmak lazım
Vahdettinylmz
Ay Işığı Hanım,
yapraklar tümden kendini çürümeye bıraktı
Çırılçıplak kalan ağaçlar tir tir titriyor
Ankara'nın cam yarası ayazında
Firkat ayazında yürek kor alevlerde yanıp tutuşurken
Adres bilmez gözlerim düştü, çoktan yollara
Bitmek bilmeyen o upuzun yollarda.
Yol göstermez yıldızlar, merhamet etmezler
Belki bir rüzgar senden gelir de
güz halimi anlatır umuduyla beklerim
Ne var ki umut fanidir, benim senin gibi
Ah kuru çalılar bir dile gelseydi
ne olur sanki
Bir fısıltısı duysa kalbin
kalbim heyecandan
enfarktüse düştü düşecek
Vahdettinylmz
Vakit bir nisan gecesi, içime doğuyor sessizliğin
Kulağına hafif bir fısıltı ile okunan ezanın ardından
Adına özlem dediler, yirmi üç yaş gününde nisanın.
Lapa lapa yağıyor karanlık, gökyüzü hüzün
Kahrolası geceler, sağır maşuklar gibi
Kime sığınayayım, kimin dizini taht yapayım
kimi sevsem, hangi gözlere vurulayayim
Başımı koyduğum dizler, döndü darağacına
Vuruldum gözler, canımı söker solumda
Ağustosta söğüt kelebeklerin sevdası gibi
Hep kim vurduya gitti sevdam
Hep bir bahtsızliğa vurgun yüreğim
Hep bir özleme aşık gözlerim
Hep hüzün ve firaka müptelayım
Kenan ilinde bir yakup gibi
Yan gönlüm, yan sevda ateşinde
Ya karalanıp dönersin bir kömüre
Ya yanar, kavuşursun aydın menzile
Öldüm öldüm diyeceksin nafile
Ölüm gibi bir şey, yaşamak gibi
Geceler gündüze aşık, kendi yokluğuna
Gündüzler gecelere aşık, kendi kayboluşuna
Belki kavuşur gece gündüze zamansız bir dünyada
Senin misalin buna benzer, koşarken canana
Gecesi gündüzü bir olanın gibi
Ey gönül sabah değil, neden uyanirsin
Gözlerin fırlamış yuvasından, söyle neden
Kim uykunu çaldı, senin gözlerinden
Hangi vicdansız ay ışığı sızdı pencereden
Vakit vakit değil, geceler sabah gibi
Kaybettim seni, şu şehrin dumanlı yamaçlarında,
Bak orada! koş, yüreğin çatlarcasına!
Sabahı getirir gözlerin, karşı dağların arasında
Yüreğinde taşıdığın canı bırak bir kenara
Kaybolması an meselesi, koş bir berivan gibi
Hangi hayal, hangi seraplara kandın mecnun gibi
Şirin vahalarin dibinde leylayı gördün gibi
Sayısız kavuşma sahneleri, yarım bitti
Kırılası ellerin, kopulası kolların gönül
Saramadın belinden cananı mevsim güz gibi
Vakit geldi dağları delen ferhat oldum
Vakit geldi süphana meydan okudum
Kimi zaman çöllerde seni arar oldum
Ulan olamadın bir zîne, bir xecem, bir leylam
Her hikayede elemli bir zülum gibi
Ulan seviyorum be, var mı ötesi
Ulan yokluğu ölüm gibi bir şey
Ulan ne olacaksa olsun artık
Ulan battı balık yan gider
Vurgunum gözlerine, bir berfin gibi