Biri varmış, biri yokmuş. Bir zamanlar çok uzak diyarların birinde, kurtarılmayı bekleyen bir prenses yaşarmış. Bu prenses kendi krallığından kaçırılıp uzak yerlere getirilmiş. Prenses her gün onu kapattıkları odanın penceresinden çok uzaklara bakarmış. Penceresi çok yüksek olduğu için oradan kaçması imkansızmış. Aylar geçti, yıllar geçti ancak ne gelen vardı hapis olduğu diyarlara ne de giden. Güzel prenses artık umudunu yitirmişti. Artık ne penceresinden dışarıya bakıyordu, ne de birisinin gelmesini bekliyordu. Onu bu büyük ve kasvetli saraya kapatan onu çok seven kötü kralmış. Hr gün prensese onun sevdiği şeylerden getirirmiş ama faydası yokmuş. Güzel prensesin yüzü hiç gülmezmiş. Çünkü sevmek bu değildi... Sevmek sevdiğini bir yerlere kapatmak değildi. Sevmek kötü kralın gözünde buydu işte. Ama aslında o prensesi sevmiyordu. Kötü kral prensesin sadece ona ait olmasını istiyordu. Halbuki sevmek onu yanında tutmak değildi. Bir insan seviyorsa uzaktan da seve bilirdi. Seven sevdiğinin mutluluğunu isterdi, lakin kötü kral bunu istemiyordu. Birisi gelip de "Sen yterki mutlu ol, ben seni uzaktan da seve bilirim. " söylers, bilin ki o kişi sevmiştir. Çünkü sevmek aynı zamanda fedakarlıktı...