Yasamlarmezarlaraait
Link to CommentCode of ConductWattpad Safety Portal
Ben, rayından çıkmış ve kendi hızının şehvetiyle uçuruma doğru süzülen kör bir lokomotifim artık. Hayat dedikleri o düzenli saatin dişlileri arasına sıkışıp kalmış uysal bir çark olmaktansa, kırılıp fırlamış ve kendi çıplak gerçeğini arayan bir demir parçasıyım. Üzerime inşa ettiğim o görkemli saray, meğer pamuk iplikleriyle bağlanmış bir karton kuleymiş; kaderin hafif bir rüzgarıyla tuzla buz oldu. Şimdi bir çölün ortasında, fırtınanın yönünü tayin ettiği sahipsiz bir kum tanesiyim. Fakat bu kuraklık beni korkutmuyor; çünkü biliyorum ki, kökleri en derindeki karanlığa, cehennemin kalbine kadar uzanmayan bir ağaç, dallarıyla gökyüzünü ve yıldızları kucaklayamaz. Ben o ağır darbelerle dövülen, örste şekil alan akkor halindeki çeliğim; her çekiç darbesinde etrafa saçılan kıvılcımlar, kendi karanlığımı aydınlatan yegane fenerimdir.
thechoist
Egonu al onunla yaşa buradan bir iki kişi ile konuş kendini bir şey san kimse sana benim kadar değer vermeyecek ama bunu unutma gerçek ismini bile söylemeyen insanlarla muhattap olursun artık
Yasamlarmezarlaraait
Ben, rayından çıkmış ve kendi hızının şehvetiyle uçuruma doğru süzülen kör bir lokomotifim artık. Hayat dedikleri o düzenli saatin dişlileri arasına sıkışıp kalmış uysal bir çark olmaktansa, kırılıp fırlamış ve kendi çıplak gerçeğini arayan bir demir parçasıyım. Üzerime inşa ettiğim o görkemli saray, meğer pamuk iplikleriyle bağlanmış bir karton kuleymiş; kaderin hafif bir rüzgarıyla tuzla buz oldu. Şimdi bir çölün ortasında, fırtınanın yönünü tayin ettiği sahipsiz bir kum tanesiyim. Fakat bu kuraklık beni korkutmuyor; çünkü biliyorum ki, kökleri en derindeki karanlığa, cehennemin kalbine kadar uzanmayan bir ağaç, dallarıyla gökyüzünü ve yıldızları kucaklayamaz. Ben o ağır darbelerle dövülen, örste şekil alan akkor halindeki çeliğim; her çekiç darbesinde etrafa saçılan kıvılcımlar, kendi karanlığımı aydınlatan yegane fenerimdir.
Yasamlarmezarlaraait
Köklerimden aldığım her su ruhumu beslemek yerine kuruttu; varlığımı borçlu olduğum eller tarafından inşa edilen bu hayat, yine o ellerin bıraktığı enkazın altında son buldu.
kittyylericokseviom
Şey bu uzunca yazdıkların taslakta kalan ficler mi?? Hepsini okudum güzel... hemde çok güzeldii başka var mı ★
Yasamlarmezarlaraait
Hayır. Kendimce yazdığım şeyler. Teşekkür ederim ama henüz daha fazlası yok.
•
Reply
Yasamlarmezarlaraait
Usta, yaktık.
Yasamlarmezarlaraait
Geçen günün sözünü, iki yılın özünü, geçmişin gözünü, geleceğin çözümünü. Usta, yaktık. Etrafımızdaki her şeyi yaktık ve döndük baktık suçluyu aradık. Usta, bulamadık. Aynaya çarpmayalım diye ışıkları kapattık yaktıklarımızın ateşi yükseldi. Usta hesap soracak mı bu ateş? Usta, hesabını verdik biz geçen günün sözünde, iki yılın özünde, geçmişin gözünde ve geleceğin çözümünde. Usta, usta…
•
Reply
demonatico
Panolarımız benziyormuş
Yasamlarmezarlaraait
Çayından bir yudum aldı, tadı her zamanki gibiydi; ne iyi ne kötü, sadece tanıdık. Belki de sorun buydu, diye düşündü. Hayatının da tadı böyleydi; tanıdık, güvenli, ama hiçbir zaman gerçekten heyecan verici değil. “Ama heyecan dediğin şey de kalıcı değil ki,” diye karşılık verdi kendi kendine, “belki de ben olması gereken yerdeyim.” Bu düşünce, kendini avutmaya benziyordu, ama aynı zamanda bir ihtimal de barındırıyordu. Ya gerçekten olması gereken yerdeyse? Ya bu belirsizlik, bu kararsızlık, bu dağınık umutlar… hepsi sürecin bir parçasıysa? Fincanı tezgâha bıraktı, parmaklarıyla kenarını izledi. O an, hiçbir şey değişmemişti. Ne hayatında ani bir dönüş olmuştu, ne de zihninde aydınlatıcı bir fikir doğmuştu. Ama içindeki o ince gerilim, hâlâ oradaydı; sessiz, inatçı ve çözülmeyi beklemeyen bir düğüm gibi. Ve belki de en çok bu yordu onu: çözülmesi gerekmeyen şeyleri bile çözmek zorunda hissetmek. “Belki de bazı şeyler olduğu gibi kalmalı,” dedi içinden, ama bu cümle de diğerleri gibi havada asılı kaldı.
Yasamlarmezarlaraait
Fincana çay koyarken ellerinin ne kadar alışkanlıkla hareket ettiğini izledi. Hayatının büyük kısmı da böyleydi aslında; düşünmeden yapılan, tekrar eden, kendini güvenli hissettiren ama bir o kadar da boşluk yaratan hareketlerden ibaret. “Belki de ben bu boşluğu seviyorum,” diye düşündü bir an, sonra hemen geri çekildi bu fikirden. Çünkü boşluğu sevmek, doluluğu reddetmek anlamına gelirdi ve o henüz neyi reddettiğini bile bilmiyordu. Sadece, dolu olma fikri bile onu yoruyordu. Bir şeylere gerçekten başlamak, gerçekten istemek, gerçekten çabalamak… bunların hepsi içinde ağır bir yük gibi duruyordu.
•
Reply
Yasamlarmezarlaraait
Ben kimim anlatayım dedim bir ara… sonra dilimin ucunda duran kelimeyi geri yuttum. Çünkü isim dediğin şey, rüzgârı kavanoza koymaya çalışmak gibidir. Rüzgâr kavanoza girmez; girerse de artık rüzgâr değildir. Ve çoğu insan rüzgârı kavanozda görmeden varlığına inanmaz; ben onların inancına muhtaç değilim. Boş ver. Ben kendimi bir zamanlar anlatmaya kalktım. O gün gölgem benden önce konuştu, sesim ise arkamdan yürüdü. İnsanlar gölgeyi dinledi, sesi alkışladı; ama arada duran beni kimse fark etmedi. Çünkü insanların çoğu bakar ama görmez. O gün anladım ki insan bazen varlığını açıklamaya çalışırken kendi yokluğunu tarif eder; çoğu kişi ise zaten başından beri yokluğunu taşır. Beni sorma. Çünkü ben bazen yürüyen bir soruyum, bazen susan bir cevabın hatırası. Dün beni arayanlar bugün beni bulduklarını sanırlar; oysa ben dünün kapısını içeriden kilitlemişimdir. İnsan kapıyı görünce ev sandığı çok yer var. Ben o kapıların çoğundan çok önce geçtim. Bir gün bir adam bana “sen kimsin?” diye sordu. Ona bir taş verdim. Taşı uzun süre tuttu, sonra “bu ne?” dedi. Gülümsedim. Çünkü taşın cevabı yoktu; ama adamın sorusu taş kadar ağırdı. İnsan çoğu zaman sorusunun ağırlığını değil, cevabın hafifliğini taşır. Çoğu kişi ağır soruların altında ezilmemek için hafif cevaplar arar. Benim hikâyem yok. Hikâyeler zaman ister. Ben bazen zamansız bir cümlenin içinde otururum. Bazen de bir düşüncenin henüz doğmamış gölgesinde. İnsanlar bana bakınca bir şey gördüklerini sanır; aslında gördükleri şey kendi akıllarının duvara vurmuş yankısıdır. Ve çoğu yankı, sahibinin sandığından çok daha sığdır.
Yasamlarmezarlaraait
O yüzden anlatmıyorum. Çünkü anlatılan şey anlaşılır; anlaşılansa hemen küçülür. İnsanlar küçük şeyleri sever. Cebe sığan hakikatleri, avuca oturan anlamları… Benim cebim delik, avucum da biraz karanlık. Bu yüzden çoğu insanın tutamayacağı şeyler taşırım. Ben kimim mi?
Bir gün susunca çoğalan, konuşunca eksilen bir şey.
Bir kapının ardındaki kapı.
Bir gölgenin hatırlamadığı ışık.
Bana bakarsın…
ama gördüğün şey ben olmayabilirim.
Çünkü bazı insanlar insan değildir.
Sadece uzun süredir düşünmekte olan bir sessizliktir
•
Reply
Yasamlarmezarlaraait
Güneşin çekildiği, gölgelerin uzayıp ruhundaki o zifiri karanlıkla birleştiği o tekinsiz saatin içindeyiz; karşımda duruyorsun ve varlığın, ciğerlerime dolan ama soluğumu kesen bir duman gibi genzimi yakıyor. Sana bakarken, içimde yılların biriktirdiği o devasa nefretin şahlanışını hissediyorum; kırılan onurumun, hiçe sayılan emeklerimin ve her gece tavanı izlerken kurduğum o intikam senaryolarının soğuk uğultusu kulaklarımda çınlıyor. Seni mahvetmek, seni o ulaştığın zirvelerden indirip kalbimdeki o harabeye hapsetmek için yanıp tutuşuyorum; öyle bir nefret ki bu, parmak uçlarımda kıvılcımlar çaktırıyor, adını her andığımda dilimde paslı bir metal tadı bırakıyor. Seni yeryüzünden silmek, senin bana verdiğin her acının bedelini sana bin katıyla ödetmek istiyorum; çünkü sen benim içimdeki o masum çocuğu kendi ellerinle gömdün.
Ancak tam o anda, nefreti bir kırbaç gibi yüzüne şaklatmaya hazırlandığım o saniyede, gözlerinin en derinindeki o çocuksu çaresizliği, dünyadan yorgun düşmüş o titrek bakışını görüyorum ve bütün evren bir anlığına buz kesiyor. İçimdeki o gaddar cellat, elindeki baltayı usulca yere bırakıyor; çünkü omuzlarının çöküşü, benim dünyamın yıkılışı demek. Sana duyduğum bu devasa öfkenin hemen altında, seni her türlü kötülükten, hatta bizzat benim kendi nefretimden bile korumak isteyen o iflah olmaz aşık pusuda bekliyor. Seni yok etmek için uzanan ellerim, bir bakmışım ki senin yüzündeki o yorgun çizgileri silmek, seni dünyanın bütün gürültüsünden koparıp kendi sessizliğimde saklamak için titriyor.
Sana karşı bilenmiş bir kılıç kadar keskinim ama o kılıcın seni inciteceği düşüncesi, bizzat benim göğüs kafesimi parçalıyor. Seni hem sonsuza dek terk etmek, bir daha adını bile anmamak istiyorum; hem de dizinin dibine çöküp "Geçti, ben buradayım" diyerek seni bu acımasız hayattan kaçırmak... Kendi celladına siper olan bir kurban gibi, seni mahvetmeye yemin edip sonra o yemini senin tek bir gülüşün uğruna ateşe veriyorum.
Yasamlarmezarlaraait
Bu, nefretin en koyusu ile merhametin en sızılı hâlinin aynı bedende verdiği o korkunç savaş; senin en büyük düşmanın benim ama seni benden başka kimse bu kadar sevmeyecek ve kimse bu kadar önemsemeyecek. Trilyonlarca galakside tek olan evreni yansıtıyorum hayatına.
•
Reply