Kendine has olmak; aslında kim olduğunu hatırlama sürecidir. Çoğu zaman başkalarının beklentileri, toplumsal kalıplar ya da “nasıl biri olmam gerektiği” düşüncesi, insanın kendi sesini bastırır. Bu ses o kadar uzun süre bastırılır ki bir noktada kişi, gerçekten ne istediğini, neye ihtiyaç duyduğunu, hatta ne hissettiğini bile ayırt etmekte zorlanabilir. Kendine özgü olmak işte bu karışıklığın içinde kendi sesini yeniden duymaya çalışmaktır.
Herkesin içinde bir “öz” vardır; bazen korkular, bazen alışkanlıklar, bazen de kabul görme isteği o özü gölgede bırakabilir. Bu gölgeleri fark etmek, kendine dönmenin ilk adımıdır.
♦️Peki bu süreçte ne yapılabilir?
Belki önce durup dinlemek. Gün içinde hangi anlarda gerçekten “ben buyum” dediğini fark etmek. Hangi ilişkilerde ya da ortamlarda kendi sesinle konuşamadığını gözlemlemek. Kendine zaman tanımak, hislerine alan açmak. Çünkü her fark ediş bir adımdır.
Kendine has olmak bir sonuç değil, bir süreçtir. Bitmeyen bir yolculuk gibi. Kişi bu yolculukta kendini tanıdıkça, başkalarının tanımlarıyla değil, kendi gerçeğiyle var olmayı öğrenir. Ve belki de en çok o zaman, yaşam biraz daha hafif, biraz daha gerçek hissedilir.