adilarak

bugün hukuk fakültesinin son dersine girdim 

adilarak

otobüste beni bilerek itip sonra özür dileyen abiye sinirlendim de neyse, sonra bir tane kız geçerken trencinizin kuşağı yere değiyor dedi. bazenleri insan sevmiyorum, bazenleri insanlar çok hoş.

adilarak

büyük bir şey yoktu aslında 
Reply

adilarak

@kiwisan_ ya benim sinir stres seviyesi yüksek diye çok yükselmiştim de dedikleri hoşuma gitmedi öyle 
Reply

kiwisan_

ana ben enheypen bayadır bakmıyom çok cahil kaldım djdmdhjd
Reply

adilarak

dün ölen insanların bugün için planları vardı. bu sabah ölen insanların akşam için planları vardı. ölümün bize ne zaman geleceğini bilmiyoruz, ki iyi ki de bilmiyoruz yoksa ne kadar zor olurdu yaşamak. bir kere benden yaşça büyük insanlarla oturup onları dinlerken duymuştum, ölümün sıralı olmaması da ne büyük nimet diyorlardı, öyle gerçekten. 
          
          bazen böyle konularda düşününce kendimi sorguluyorum, ölüme ne kadar hazırım diye. hazır olup olmamamıza bakmıyor tabii. ama düşünüyorum işte, biraz sonra uyuyup sabah alarmım çaldığında gözlerimi açamasam, nasip. diyorlar ya ölümden önceki dakikalarında tüm hayatın gözünün önünden geçiyormuş diye. o dakikalarda gördüğüm şeyler beni ne kadar tatmin edecek, ne kadar hayatı güzel yaşamışım diyebileceğim, ne kadar pişmanlığım olacak...
          
          son yıllarda geçmişe yönelik pişmanlıklarımı geride bırakıyorum. yaptığım bazı şeylerin sonuçları iyi olmadı belki ama tarihte yaptığımız yorumlar gibi, olayları o zamanın şartlarına göre yorumlamak gerekiyor, bunu düşününce kızamıyorum kendime. derler ya ne oldum değil ne olacağım. ne olduğumdan ziyade nasıl bir insana dönüştüğüm daha mühim. şuanki kendimden memnunum elhamdülillah. tabii ki kusurlarım var, insanız, mükemmel değiliz. ama olduğumuz kişiden memnun olmak da lazım, Rabbim bizi eşref-i mahlukat olarak yaratmışken memnun olmamak biraz nankörlük olabilir belki. 

adilarak

işte böyle bakınca etrafa insan, içinde olduğu normallikten keyif alıyor. bunu düşününce son dakikalarımda önümden geçen o film şeridi o kadar acı verici olmaz belki diyorum. tabii ki bilemem, buna tam anlamıyla karar verecek olan ben değilim. ama geri dönüp bakınca bir pişmanlığım yok, bir şeylerin olması gerekiyordu ve oldu. kader anlayışımız da bununla uyuşuyor işte. hoşuma gidiyor inancımla yeni dünya kavramlarını birbirine bağlamak. her neyse işte, sonuçta kader diye bir şey var ve bazı şeyler bizim elimizde olmadan meydana geliyor, bizim yapabileceğimiz tek şey kabullenmek oluyor, Allah'ın yazdığı kadere karşı çıkmak ne haddimize. onun dışında hayatımın özellikle son yıllarını tefekkürü arttırarak geçirdiğim için olan bir memnuniyetim de var. zaten bize düşen sınırların içinde güzel bir hayat yaşamak değil mi aslında. sınırları bazen aşabiliyorum, eşref-i mahlukat olsam da mükemmel olmamamı bahane olarak öne sürüp kendimi aklamaya çalışabilirim ama bunun da haddime olduğunu düşünmüyorum. o sınırlara uymak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum inşallah, nihai kararı verecek olan belli. 
            
            Rabbim hepimize hayırlı ölüm nasip etsin, ölümün son dakikalarında veya ölümden sonraki dakikalarda, bu film şeridi teorisi ne zaman gerçekleşiyor tam bilmiyorum, hayatımız gözümüzün önünden geçince elhamdülillah diyebilmeyi nasip etsin inşallah. hayırlı geceler.
Reply

adilarak

benim de geleceğe yönelik fazlaca planım ve hayalim var, ama mutluluğu bunların gerçekleşmesinde aramıyorum elhamdülillah. yoksa kafamdaki şeyler gerçekleşmeden bu dünyadan gitmek büyük bir acı sebebi olabilirdi son dakikalarımda. mutluluğu bir şeylere bağlamamak gerekiyor diyordu büyükler, çünkü her defasında çıtayı yükseltip mutlu olamayacak başka şeyler bulabiliyoruz. küçük şeylerle mutlu olmayı bilmek gerekiyor. güneşin desenli tülün desenlerini odaya yansıtması gibi, gökyüzünün altın saatte oluşturduğu muazzam renkler gibi, denizdeki dalgaların sesinin insana verdiği dinginlik hissi gibi... 
            
            bunun hakkında da düşünüyorum son zamanlarda, ve aslında olay biraz tefekkür ile bağdaşıyor. sonuçta küçük şeylerden mutlu olabilmek için önce küçük şeyleri fark etmek gerekiyor, tefekkür de yaratılanların güzelliğini fark edip şükretmek olduğu için bu "art of noticing" aslında bir bakıma tefekkürün yansıması. 
Reply

adilarak

i'm not an it girl, more like a hit girl
          

adilarak

call me the reaper, I'm knock, knock, knocking
Reply

adilarak

fear in their eyes, I'm always watching
Reply

adilarak

mafia ties going back to the old world
Reply

adilarak

havalar serinlemeye başladı, ki bir sonbahar insanı olarak artık battaniyenin altında kitap okuyabileceğim için oldukça memnunum bu durumdan. fakat konumuz üzerime deri ceketimi alıp sararmış yaprakların üzerinde bir r&b şarkısı ile birlikte yürümek değil (ama muhtemelen ekim gibi bu konuda da yazarım).
          
          bugün dinlediğim bir konuşma "eğer yarın son günün olsaydı ne yapardın?" teması üzerinde durmuştu. erken kalkıp son bir kez güneşin doğuşunu mu izlerdin, yalın ayak çimenlerin üzerinde mi dolaşırdın, ailenle yanında telefon olmadan odaklanarak vakit mi geçirirdin vs. ve birkaç gündür üzerine düşündüğüm şeyler ile birebir örtüştü bu konuşma, istemsizce içimde bi duygusal bir ağırlık oluştu. 
          
          bir gün gerçekten son günümüz olacak, ama eğer yarın son günüm olursa ben iyi ki mi diyeceğim, yoksa keşkelerle mi gideceğim öteki dünyaya, bunu düşünmeye başladım. ve biliyor musunuz, uzunca kendimle başbaşa kaldıktan sonra cevabım iyi ki oldu. bu tuhaf bir şey, aslında düşününce içimde bir burukluk olması gerekir, daha şunu yapmam gerekiyordu, hala şu hayalime erişemedim, henüz hayallerimin şehrine gidemedim vs diye. ama ben gerçekten yaşadığım hayata şükrettim, özellikle son yıllarıma. (ki beni uzun süredir tanıyanlar bu yılki değişimimi daha iyi anlayacaktır.)

adilarak

bilmiyorum. düşününce aslında ne kadar çok şey yapmışım şu kısacık hayatta, şükrediyorum bu hayat için. çünkü güneşin ufuktan yükselip günümü aydınlatmasına defalarca şahit olup güzelliğine hayran kalabildim, güneşin batışını gözlerimi ayırmadan izleyip son'ların ne kadar güzel olabileceğini fark edebildim, her ne kadar böceklerden korktuğum için birkaç kez çığlık atsam da yeşilliklerin içinde yürüyüp birbirinden güzel çiçeği dalında görüp koklayabildim, deniz kenarında dalgaların sesi eşliğinde kitabımın sayfalarını çevirebildim, karlı havada iliklerime kadar donup sıcağın; temmuz ayının sıcağında kavrulup soğuğun kıymetini bilebildim, eski kitap kokulu sahaflarda zamanı unutabildim, loş ışıklı kitap kafelerde bi espresso'nun tadını çıkarabildim, okulun soğuk kütüphanesinde kazağımın kollarını çekiştirip ellerimi ısıtmaya çalışırken ders çalışabildim, bazen şaklabanlık yapıp çocukları güldürebildim, kırık kalpleri onarabildim, bazen üzüldüm ama her şeye rağmen gülümseyebildim, kendi çapımda küçük şeyler yazıp birkaç yüreğe dokunabildim, bana iyi gelecek şarkılar ile sessiz bir anın tadını çıkarabildim, gece yarısı yurdun terasında elimde adaçayım ile yıldızları ve şehrin ışıklarını seyredebildim, bir kitap almak için girdiğim kitapçıdan birden çok kitapla çıkıp sonraki hafta yemek niyetine kitap okusam da bundan keyif alabildim.. o kadar çok şey yaşamışım ki kelimelerle buraya sığdıramam. elbette üzüldüğüm, bazen yıkıldığım ve etkisinden uzun süre çıkmadığım şeyler de oldu hayatımda, ama çok şükür aklımda fırtınalar değil açık havalar yer edindi en fazla. 
            
            
            küçük şeyleri büyük düşünmek gibi bir huyum vardır, birkaç yazımı okuduysanız biraz fark etmişsinizdir. işte bu küçük şeylerin keyfini çıkarmanın beni bu hayatından memnun kişiye dönüştürdüğüne inanıyorum. iyi insanların hepsine bu nasip olsun, çünkü tüm iyi insanlar bu dünyadan keşke'lerle değil iyi ki'lerle ayrılmayı hak ediyor. 
Reply