adilarak

bu arada yayından kaldırmışım yine ama, dün i wanna cry'ın başlama yıl dönümüymüş, 3 yıl geçmiş. zaman hızlı geçiyor ya. fakültemin ilk yılında başlamıştım ona, şimdi fakültem bitiyor. büyümüşüz.

adilarak

bu arada yayından kaldırmışım yine ama, dün i wanna cry'ın başlama yıl dönümüymüş, 3 yıl geçmiş. zaman hızlı geçiyor ya. fakültemin ilk yılında başlamıştım ona, şimdi fakültem bitiyor. büyümüşüz.

adilarak

ben hassas bir insanım. kolay ağlarım. çok çabuk üşürüm. ayrıca çay da sevmem pek. ama az önce sanırım kazıklandığım için kahve içecek param kalmadı ve çay içiyorum. ve de üşüyorum. burada kasada görevli olan kadına klima mı açık dedim, değil dedi. üşüyorum da kapıyı kapatabilir misiniz dedim, yüzünü çevirdi. hani müşteri memnuniyetine önem? neyse işte. hassas bir insanım, bir miktar ağrı ve böyle küçük bir olay ile ağlayabilirim bazen. ağlamadım ama. çünkü zaten final haftası üç kez mental breakdown yaşadım, nervous breakdown da olabilir. toptan hepsi, bir şeyler var işte. 
          
          beni kazıklayan yerin işimi halletmesini bekleyene kadar bir kafeye oturmuş bulundum. sevmedim burayı ya, kahve içermiyorum. alacağınız olsun manifaturacılar. annem aradı, zambak satan yer var mı orada dedi, sonra namaz kılacağız dedi kapattı. Zeynep'e müsaitsindir mi yazdım, bakmadı. değilmiştir herhalde. Türkçeyi baya katlettim ya. 
          
          haziranın ortasında bu ne soğuk. dün yağmurdan yollar göl oldu, sırılsıklam olduk. eskiden kış insanıydım, bu sene kışın bitmesi için dualar falan. dondum çünkü. bu ne soğuk gerçekten. yazda değil miyiz? gerçi sanırım 21 ya da 23 haziranda mı ne yaz oluyordu. 21'di galiba, 23 olan eylül müydü? herhalde öyleydi. coğrafya dersini lisenin ilk üç yılında hiç sevmezdim. son sınıfta iyi bir hoca anlatmıştı, sayısalcılara özel sadece sınavda kesin çıkacak yerlerden. 4 coğrafya yapmıştım sonra sınavda. sorun bizde değildi eski hocalardaydı işte. 

adilarak

kaldı 55 dakika ve de sıcak olduğu için hala içemediğim bir çay. ve de kafede çalan questionable tarzda bir müzik. 
            
            wait a minute, there's cinnamon roll?? en sevdiğim tatlıdır bu arada, da bu kafede cinnamon rolls'un ne işi var. o kadar laf ettik, ayıp oldu. Konya'da bir yıl boyunca cinnamon roll satan yer aramıştım. bulabildiğim tek yer de ben gidemeden kapanmıştı. şimdi burada bulmam ironik oldu. ama daha ironik olan şey, yaklaşık 1 saat 10 dakika önce kazıklandığım için cinnamon roll almaya param yok. neyse cinnamon roll'u üstünde kreması olmadan servis ediyorlarmış, kendimizi öyle avutalım. 
            
            geçen not sattığım bir oğlan müsait misin yazmıştı, ben de evet neden yazmıştım, o da seni isteyeceğiz demişti. o an anlık yaşadığım kalp krizini ben biliyorum. siz kimsiniz beyefendi?? neymiş böyle not tutan kız kaçırılmamalıymış. çok konuşma. erkekler ve questionable mizah anlayışları. neyse Konya'ya bi daha gelirsem aklımda bulunsun, burada bi cinnamon roll deneyeyim. içimde kalmasın. 
            
            ben at istiyorum ya. binmek değil, atım olsun istiyorum. bunları okuyanlar bende adhd olduğunu falan düşünebilir de, ben arada başka şeylere bakıp geldiğim için böyle baya giriş gelişme sonucu yamalı bir yazı ortaya çıkıyor. palto kitabını okurken eğlenmiştim o da adhd'li diye, ona benzedim biraz. 
            
            son 40 dakikam kaldı, yarım bi çayım, yamalı bir yazım, ısısı katlanılabilir durumda bi kafede üşüyen ayaklarım. benim ayaklarım hep üşür. ayakkabılarım dün ıslandı ve kurumadılar diye bantlı babet giydim, üşür tabii ayaklarım. velhasıl kelam, yaz hepimize güzel gelsin inşallah.
Reply

adilarak

birazcık ısındım çay içince. hala pek sevmiyorum ama neyse. sıcak en azından. etrafa bakıyorum da, Mevlana türbesi karşımda işte, belki de yıllarca görmeyeceğim burayı. mezuniyet, Konya'yı terk falan. çayım bitti, çay sevmeyen biri olarak ikinci çayı istemenin ironikliğini yaşadım az önce. yavaş içmem lazım çünkü manifaturacı abi 2 saat sonra gel dedi ve daha kırk dakika geçti. zamanın göreceliği teoremi Einstein'ındı dimi? çok doğru bir şey. sağlık problemleri ve bekleme anları çok yavaş geçiyor. çayım yolda kaybolmuş, hiç sorun değil garson hanım. biraz dolanıp gelsin, acelesi yok. zaten ben pek sevmem çayı.
            
            ice americano severim ama, bir de ice latte. onun ice olmayanını da severim. ben genel olarak kahve severim. bi de müzik. ama şarjı biten kulaklığım bu konuda hiç yardımcı olmadı. zaten sevmiyorum bu kablosuz kulaklıkları, beynime dalgalar falan gönderiyor. en iyisi kablolu kulaklık. telefonumun kulaklık girişi bozulmamış olsaydı iyi olurdu tabii. ah ah. 
            
            çayım geldi bu arada, dudak paysız. soğusun bakalım, ben paşa çayı içerim içersem. ben bir de kitap severim. final haftası sebebiyle okuyamadım şu sıralar ama kitap baya severim. çantamın içine atmayı unutmuş olmam büyük kayıp. yoksa bunları yazmak yerine kitabımı okuyor olurdum. çift taraflı zaman kaybı önleyici. bizim odaya sineklik lazımdı, ta birinci dönemden beri söylüyordum. her içeri bir şey girdiğinde kaos çıkıyor. derken derken yıl bitti, o sineklik odaya hiç alınmadı. artık seneye düşünsünler, ben gidiyorum. 
            
            bu çayı nasıl sıcak içiyorlar ya. ben midemin yandığını hissediyorum, pişiyormuş gibi sıcaktan. iç organ yanıklarında iyileşme süreci nasıl oluyor ki? mesele midenin bir kısmı pişti, ne oluyor o zaman? şimdi baktım internetten de, korkunç oluyormuş, çok sıcak şeyler içmeyin çocuklar. ve de yetişkinler. kamu spotu. 
            
            
Reply

adilarak

dün ölen insanların bugün için planları vardı. bu sabah ölen insanların akşam için planları vardı. ölümün bize ne zaman geleceğini bilmiyoruz, ki iyi ki de bilmiyoruz yoksa ne kadar zor olurdu yaşamak. bir kere benden yaşça büyük insanlarla oturup onları dinlerken duymuştum, ölümün sıralı olmaması da ne büyük nimet diyorlardı, öyle gerçekten. 
          
          bazen böyle konularda düşününce kendimi sorguluyorum, ölüme ne kadar hazırım diye. hazır olup olmamamıza bakmıyor tabii. ama düşünüyorum işte, biraz sonra uyuyup sabah alarmım çaldığında gözlerimi açamasam, nasip. diyorlar ya ölümden önceki dakikalarında tüm hayatın gözünün önünden geçiyormuş diye. o dakikalarda gördüğüm şeyler beni ne kadar tatmin edecek, ne kadar hayatı güzel yaşamışım diyebileceğim, ne kadar pişmanlığım olacak...
          
          son yıllarda geçmişe yönelik pişmanlıklarımı geride bırakıyorum. yaptığım bazı şeylerin sonuçları iyi olmadı belki ama tarihte yaptığımız yorumlar gibi, olayları o zamanın şartlarına göre yorumlamak gerekiyor, bunu düşününce kızamıyorum kendime. derler ya ne oldum değil ne olacağım. ne olduğumdan ziyade nasıl bir insana dönüştüğüm daha mühim. şuanki kendimden memnunum elhamdülillah. tabii ki kusurlarım var, insanız, mükemmel değiliz. ama olduğumuz kişiden memnun olmak da lazım, Rabbim bizi eşref-i mahlukat olarak yaratmışken memnun olmamak biraz nankörlük olabilir belki. 

adilarak

işte böyle bakınca etrafa insan, içinde olduğu normallikten keyif alıyor. bunu düşününce son dakikalarımda önümden geçen o film şeridi o kadar acı verici olmaz belki diyorum. tabii ki bilemem, buna tam anlamıyla karar verecek olan ben değilim. ama geri dönüp bakınca bir pişmanlığım yok, bir şeylerin olması gerekiyordu ve oldu. kader anlayışımız da bununla uyuşuyor işte. hoşuma gidiyor inancımla yeni dünya kavramlarını birbirine bağlamak. her neyse işte, sonuçta kader diye bir şey var ve bazı şeyler bizim elimizde olmadan meydana geliyor, bizim yapabileceğimiz tek şey kabullenmek oluyor, Allah'ın yazdığı kadere karşı çıkmak ne haddimize. onun dışında hayatımın özellikle son yıllarını tefekkürü arttırarak geçirdiğim için olan bir memnuniyetim de var. zaten bize düşen sınırların içinde güzel bir hayat yaşamak değil mi aslında. sınırları bazen aşabiliyorum, eşref-i mahlukat olsam da mükemmel olmamamı bahane olarak öne sürüp kendimi aklamaya çalışabilirim ama bunun da haddime olduğunu düşünmüyorum. o sınırlara uymak için elimden geleni yapmaya çalışıyorum inşallah, nihai kararı verecek olan belli. 
            
            Rabbim hepimize hayırlı ölüm nasip etsin, ölümün son dakikalarında veya ölümden sonraki dakikalarda, bu film şeridi teorisi ne zaman gerçekleşiyor tam bilmiyorum, hayatımız gözümüzün önünden geçince elhamdülillah diyebilmeyi nasip etsin inşallah. hayırlı geceler.
Reply

adilarak

benim de geleceğe yönelik fazlaca planım ve hayalim var, ama mutluluğu bunların gerçekleşmesinde aramıyorum elhamdülillah. yoksa kafamdaki şeyler gerçekleşmeden bu dünyadan gitmek büyük bir acı sebebi olabilirdi son dakikalarımda. mutluluğu bir şeylere bağlamamak gerekiyor diyordu büyükler, çünkü her defasında çıtayı yükseltip mutlu olamayacak başka şeyler bulabiliyoruz. küçük şeylerle mutlu olmayı bilmek gerekiyor. güneşin desenli tülün desenlerini odaya yansıtması gibi, gökyüzünün altın saatte oluşturduğu muazzam renkler gibi, denizdeki dalgaların sesinin insana verdiği dinginlik hissi gibi... 
            
            bunun hakkında da düşünüyorum son zamanlarda, ve aslında olay biraz tefekkür ile bağdaşıyor. sonuçta küçük şeylerden mutlu olabilmek için önce küçük şeyleri fark etmek gerekiyor, tefekkür de yaratılanların güzelliğini fark edip şükretmek olduğu için bu "art of noticing" aslında bir bakıma tefekkürün yansıması. 
Reply

adilarak

i'm not an it girl, more like a hit girl
          

adilarak

call me the reaper, I'm knock, knock, knocking
Reply

adilarak

fear in their eyes, I'm always watching
Reply

adilarak

mafia ties going back to the old world
Reply