Kitapta Mehmet'in o dürüst yeşil gözlerini, Can’ın o gözlerin karşısında nasıl darmadağın olduğunu ve kendisinin en masum halini gösterdiğini okuyorsunuz ya... İşte oraları yazarken içimde hep tanıdık bir sızı vardı. Ben karakterlerimde hep o yeşil gözün, ela gözün derinliğine öncelik veririm satırlarda. Neden mi? Çünkü bizim de bir zamanlar, bakışlarında kaybolduğumuz bir ela gözlümüz vardı... Hayat bazen insanı Mehmet gibi tek başına, o gri binaların arasında buz kesmiş gibi hissettiriyor. Sonra bir an geliyor, o eski elanın sıcaklığını özlüyorsun. Can nasıl Mehmet'in gözlerinde kendi kurtuluşunu bulduysa, ben de o ela gözlerde bulmuştum bir zamanlar ait olduğum yeri. Şimdi o gözler çok uzakta, belki yollarımız tamamen ayrı ama kalemin ucu kağıda her değdiğinde, aklıma yine o ela gözler geliyor. Sonuçta biz de o ela gözlerin rüzgarında az kaybolmadık bu koca taşrada.
Yeni bölümler yakında gelecek...
Sevgiyle kalın :))