Öncelikle Ters Akıntı’nın 200.000 okumaya ulaşmasında emeği geçen, kitabı okuyan, yorumlayan, paylaşan ve benimle birlikte bu hikâyeyi yaşayan herkese çok teşekkür ederim.
Ve kitap bittiğinden beri çoğu okurlarım Ters Akıntı’nın yarım kaldığını söylüyor. Ben de oturup düşünüyorum; acaba gerçekten yanlış mı yaptım diye. Bu konuda gerçekten çok kararsızım.
Ama bu kitabı yazmaya başlamadan önce bile kendime koyduğum çok net bir hedef vardı: Zaman atlaması yapmadan bitirmek. Aradan aylar, yıllar geçsin, herkes mutlu olsun ve biz karakterlerin hayatının çok sonrasını görelim istemiyordum. Bence böyle bir son Ters Akıntı’ya yakışmazdı. O yüzden hikâyeyi, başladığı ve ilerlediği zaman diliminde, tam olması gereken yerde bitirmek istedim.
Çünkü finalde Arista daha yeni yeni iyileşmeye başlıyordu ve aslında yeni şeyler oluyordu. Her şey tam bir sonuca bağlanmadı. Bu yüzden bir yandan “yarım kalmış” hissi veriyor, bir yandan da bana göre kendi içinde bitmiş gibi hissettiriyor. Sanki her şeyin tamamen sona erdiği bir final değil de, karakterlerin hayatının devam edeceğini bildiğimiz bir yerde bıraktım.
Ve açıkçası ben de bu hissi seviyorum. Çünkü hayat da her zaman bütün soruların cevaplandığı, her şeyin çözüldüğü bir noktada bitmiyor.
Bir de sizlere özel bölüm sözü verdim. Bana yazan çoğu okura özel bölümün geleceğini söyledim. Fakat özel bölümü yazmak için oturduğumda, bu bölümde zaman atlaması yapmam gerektiğini fark ettim. Ve bu, özellikle Ters Akıntı için, kitabın başından beri kurduğum düşünceyle hiç uyuşmuyor.
Yine de özel bölümü yazmak istiyorum. Çünkü sizlere söz verdim ve hikâyeye veda etmenin başka bir yolu olarak bunu yapmak istiyorum.
Özel bölüm ne zaman gelir, hiç bilmiyorum.
Her neyse… O bölümde görüşmek üzere. Seviliyorsunuzzzzz.