güneş'e dokunabilmek için yanıp kül olmayı da eriyip gitmeyi de göze almak gerekmiş. benim güneşim senmişsin ama ben ne göğe yükselip güneş'e dokunabilecek kadar özgürmüşüm ne de ellerimi, kalbimi sana değdirebilecek kadar cesur.
belki milyonlarca kilometre uçup güneş'e dokunamamışım yahut sağıma dönüp ellerinden sıkıca tutamamışım ama bir mum yakmışım. söylediklerine göre mumum hiç kokusu yokmuş ama bana buram buram tarçın kokuyormuş. mumu hiç söndürmemişim erimiş, erimiş, eriyip bitmiş, ateşi de sönmüş. eridiği zaman fark etmişim ki ben aslında o mummuşum. kendi fitilimi kendim yakmışım, kendi kendime eriyip bitmişim, gitmişim. ben tarçın kokulu bir mummuşum. aslında tüm tarçın kokulu mumlar kendimizmişiz çünkü sadece bize tarçın kokuyorlarmış. tarçın kokulu mumların yanarken canı o kadar da acımazmış çünkü onlar rüyalarında uçup güneş'e dokunuyorlamış. gerçekte canları o kadar yanıyormuş ki rüyalarında güneş'e dokunuyorlarmış belki can acıları diner diye.
ama benim can acım hiç dinmemiş çünkü ben sana, kendi güneşime, dokunamamışım.
—♡