amarantte

Daralıyorum 

amarantte

Her gün biraz daha içimden eksiliyormuşum gibi hissediyorum; sanki ben dediğim şey yavaş yavaş çözülüyor, parçalanıyor ve sessizliğin içine karışıyor. Bunun bir yanı bana yabancı değil aslında insanın zihni, uzun süre yük altında kaldığında kendini korumak için garip yollar seçer. Bunu biliyorum. Düşüncelerin nasıl katman katman oluştuğunu, gerçeklik algısının ne kadar kırılgan olabildiğini, insanın kendi bilincine bile mesafe koyabildiğini… Hepsinin farkındayım. Ama bilmek, hissetmeyi hafifletmiyor. Yalnızlık desen artık bir durum değil, bir alışkanlık gibi. İnsan bir şeye alıştığında acısı geçer sanıyor ama öyle olmuyor; sadece sessizleşiyor. İçimdeki boşluk büyürken ben onu analiz edebiliyorum, adını koyabiliyorum, hatta nedenlerini bile tahmin edebiliyorum ama yine de dolduramıyorum. Bazen durup kendime soruyorum: Ya bu hisler gerçek değilse? Ya ben, kendi zihnimin bana kurduğu bir ihtimalin içinde dönüp duruyorsam? “Paranoya” kelimesinin ne anlama geldiğini biliyorum, hangi belirtilerle ortaya çıktığını da… ama insan kendine o etiketi koymaya yaklaştığında, bilgi bile bir süre sonra şüpheye dönüşüyor.

amarantte

En tuhafı da bu sanırım; hem her şeyin farkında olmak hem de hiçbir şeyden emin olamamak. Düşüncelerimi izleyebiliyorum, sorgulayabiliyorum, hatta bazen onların benden bağımsız hareket ettiğini fark ediyorum. Sanki zihnim ikiye bölünmüş gibi: biri yaşayan, hisseden; diğeri izleyen, analiz eden. Ve ben hangisiyim, onu bile tam olarak söyleyemiyorum artık. Gerçeklik dediğimiz şeyin ne kadar öznel olduğunu bildikçe, ayağımın altındaki zemin daha da kayıyor gibi hissediyorum. Belki de en çok yoran şey, kaybolduğunu hissederken bile bunun farkında olmak. Çünkü o zaman kaçamıyorsun. Her şeyin bilincinde olmak, bazen hiçbir şeye tutunamamaya dönüşüyor. Ve ben, bütün bu farkındalığın içinde, yavaş yavaş kendimden uzaklaşıyormuşum gibi hissediyorum ama bunu bile tanımlayabilecek kadar hâlâ buradayım.
Reply

amarantte

Derler ki: Bazı insanlar kendini hiçbir yere ait hissedemez, bir arayışın içinde kaybolmuş gibidir. Kendini ait hissetmediğin yerde yaşamaya mecbur olman ise dünyanın en kötü hissidir.

amarantte

İnsan, olmak isteyip de olamadığı yere aitmiş aslında.
Reply

amarantte

Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
          Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
          Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
          Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
          Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
          Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

amarantte

Sen aklıma gelince herşeyler gülümser
            Ağaçlar şarkı söyler, rüzgâr tatlı eser
Reply

amarantte

Daha çok gencim,
          takvim bana henüz nazik.
          
          Lâkin içimde
          zamana erken yenilmiş bir kadın var.
          
          Ne çok şey gördü
          görmemesi gerekirken,
          ne çok sustu
          bir gülüşe sığdırarak.
          
          Tebessümüm ondandır;
          ağlamayı bilen dudakların
          kırık bir hatırası gibi.
          
          Ve gülümserim
          ağlayarak, ama sessizce.

amarantte

Evim ol kurtar beni sonum oll 

amarantte

Or get out of my life without me having a home because time is running out
Reply

amarantte

Dilerim ki dilerim ki asla caymazsin benim olmaktan
Reply

amarantte

I was not one of those
          who knew everything
          and still chose the same path.
          At least I knew
          I knew I could not become them.

amarantte

Some walk forward
            with open eyes and closed souls.
            I stood still,
            because becoming nothing
            was better than becoming false.
Reply

amarantte

Knowledge sat heavy in my chest,
            not as pride,
            but as a refusal.
            I did not confuse awareness with surrender,
            or silence with acceptance
Reply