Beyaz Zambaklar Gürültüyü Sevmez
Bazı çiçekler güneşe dönerek büyür.
Bazılarıysa, bir insanın yokluğuna.
Ben ikinci türün bahçıvanıyım.
Kimse öğretmedi bana, özlemin de kök salabileceğini. Bir gün, adını söylemeden birini sevmeyi öğrendim; ertesi gün ise susmanın, en uzun cümle olduğunu.
O gitti.
Dünya dönmeye devam etti.
Ama bazı saatler, onun gidişinden habersiz kaldı.
Hâlâ aynı dakikayı gösteriyorlar.
İnsan bazen bir hata yapmıyor.
Bir mevsim oluyor.
Sonra bütün çiçekler yanlış zamanda açıyor.
Ben sana kırılmadım.
Kendi ellerime küstüm.
Çünkü insan, en sevdiği şeyi çoğu zaman düşmanından değil, dikkatsizliğinden kaybediyor.
Bir gün beyaz bir zambak gördüm.
Hiçbir şey söylemedi.
Ama bütün sessizliği senin sesin gibiydi.
O an anladım...
Saflık, lekesiz olmak değilmiş.
Lekeyi taşıdığı hâlde beyaz kalabilmekmiş.
Sonra bir çileğin kokusu geçti içimden.
Meğer bazı meyveler yenmezmiş.
Bazıları çocukluğa,
Bazıları bir gülüşe,
Bazıları da dönmeyecek bir insana aitmiş.
Ve sen...
Kıvırcık saçlarının içinde küçük evrenler taşıyan kadın...
Ben o evrenlere teleskopsuz bakmayı öğrendim.
Her kıvrımında kaybolmayı değil,
Her kıvrımın bana yolu unutturmasını sevdim.
Bana "arsızım" dedin.
Şimdi düşünüyorum da...
Belki de gerçekten arsızdım.
Çünkü insan bazen affı hak etmeden umut etmeye devam ediyor.
Ben hâlâ umut ediyorum.
Ama artık kapını çalacak kadar değil.
Sadece rüzgârın, ismimi bir yaprağa yanlışlıkla yazması kadar.
Eğer bu satırların herhangi bir yerinde kendini bulursan,
Bil ki seni çağırmadım.
Ben sadece içimde kalan sessizliği yazıya çevirdim.
Belki kelimeler bir gün birbirini affeder.
İnsanlardan önce.