"Anne?"
Suzan Soylu kızının kolundan ondan beklenmeyecek bir sertlikle tutup Can'ın yanından çekip aldı. Öfkesi kızına değildi. Tek bir kıvılcım bedenindeki yangını körüklemiş, etrafındaki her şeyi yakma düşüncesi bilincine işlemişti. Zira yediremiyordu.
"Gidiyoruz buradan. Mahalleyle de insanlarıyla da işimiz bitti. Topranıyoruz."
Gece duyduklarını anlamaya çalışırken Can'ın kaşları çatıldı. Ona şefkatle bakan kadının bu hale dönüşmesine anlam veremiyordu.
"Suzan teyze..."
O an Suzan Soylu, Can'a öyle bir bakış attı ki, Can susmak zorunda kaldı. Gece'nin çaresiz bakışları Can ile birleşince dolan gözleri annesinin yangınını söndürmeye yetmedi.
Gece giderek uzaklaştı Can'dan. Anne kız arabaya bindiklerinde Can durumu zorlukla idrak edebilmişti. Gece gidiyordu. Gece'yi bir daha göremeyecekti. Oyun oynayamayacaklardı.
Ne yapacağını hızla düşünüp karton evin içinden oyuncak ayıyı kaptı. Çalışan arabanın arkasından koşarak yetişmeye çalıştı. Nefes nefese kalmıştı fakat bu, düşüneceği son şeydi o an. Gece gidiyordu. Düşündüğü tek şey buydu.
"Gece!" Ayağı taşa takıldı, düşmekten son anda kurtuldu ama vazgeçmeden devam etti koşmaya.
"Gece dur! Suzan teyze!"
Durmadı Suzan. Minik çocuğun sesini daha fazla duymak istemedi. Gazı kökledi. Gece arabanın camından Can'a masum masum bakmakla kaldı.
Elindeki ayıcığa baktı Can. Pişman oldu Gece'ye vermediği için. Onu hatırlayacağı bir şey kalmamıştı artık. Peki Gece gelecek miydi? Ya da gerçekten gitmiş miydi? Suzan teyzesi yine mi sinir krizi geçirmişti? Normal miydi bunlar?
"Yaman."
Yutkundu. Arkasına döndüğünde gördüğü yüz onun geleceğiydi.
Ayıcık elinden düştü. Sanki o an karton ev de yıkıldı, Gece ile anıları da silindi. Bazı hikayelerde kahraman olan babalar, Can'ın hikayesinde cellattı. Kader mürekkebini henüz kirlenmemiş kağıda o gün damlattı. İki masum can, olacaklardan habersizdi.