Merhaba, yeni bir kitap yazmaya başladım. Kitaptan bir kesit bırakıyorum, okumak istersen profilimde 'Altın Kafes'
Miru bıçağı avucuna aldığı an içindeki korku, yerini hayatta kalma içgüdüsüne bıraktı.
Ama bu kez bıçağı havaya kaldırmadı.
Sadece sakladı.
Ve bekledi.
Miru sırtını kayaya yasladı.
Nefesi kesikti.
Koza onu izledi.
Kadının o çaresiz ama inatçı hâlini bir an.
Sonra tek adımda dibine bitti.
Miru daha nefes alamadan Koza’nın eli boğazına dolandı.
Diğer eli, Miru’nun bileğini yakaladı.
Koza, bıçağı sakladığını anlamak için bakmadı bile.
Sadece hissetti.
Bir saniye bile sürmedi.
Bileği öyle bir sıktı ki Miru’nun parmakları istemsizce açıldı.
Bıçak taşların üzerine metal bir sesle düştü.
Koza yüzünü Miru’ya yaklaştırdı.
“Bana bak küçük hanım,” dedi Türkçe.
Sonra buz gibi bir İngilizceyle devam etti:
“Give me one reason why I shouldn’t kill you right now.”
(Seni neden şu an öldürmeyeyim, bana tek bir sebep ver.)