Öyle bir sev ki beni sevgilim, o ilahi sevginin kor ateşiyle baştan aşağı yıkanıp kutsanayım; bu fani, bu sıradan, senden öncesinde koca bir hiçlikten ibaret olan basit benliğim senin nefesinle yeniden canlansın, küllerinden doğsun. Öyle derin, öyle kusursuz ve devasa bir aşkla sev ki beni, damarlarımdaki kanın akışı değişsin, durma noktasına gelmiş tüm hücrelerim senin o büyüleyici sıcaklığınla tek tek uyansın, ürpererek canlansın. Bana öyle bir lütuf gibi dokun, beni öyle sarıp sarmala ki, bu köhne dünyaya henüz gözlerini yeni açmış, günahsız ve tertemiz yeniden doğmuş bir bebek gibi masum ama bir o kadar da sana muhtaç hissedeyim kendimi. Öyle güzel, öyle sınırsız sev ki beni, göğüs kafesimi zorlayan bu düzensiz nefeslerimin nihayet yeryüzünde bir anlamı, bir karşılığı olsun. Beni tamamen kendinle, o eşsiz varlığınla kutsa sevgilim; sevginle, o baş döndüren ilahi nefesinle, taptığım o pürüzsüz bedeninle ve tenimi kavuran o yakıcı dokunuşlarınla baştan aşağı kutsa beni. Sana ait olan bu basit, bu eksik bedeni o dokunulmaz kutsallığınla taçlandır, onu dünyevi tüm kirlerden arındırarak sadece senin tapınağın haline getir. Bana karanlığın içinde, o gizli dehlizlerde öyle bir dokun, tenimi öyle bir hazla ve şehvetle ürpert ki, yukarılardan bizi izleyen tanrılar bile bu kusursuz birleşmeye, aramızdaki bu akıl almaz çekime ve birbirinde yok olan iki bedenin ihtişamına imrensinler, bizi kıskansınlar. Bana öyle bir aşk ver, ruhuma öyle devasa bir tutku aşıla ki, insanlığın koyduğu o sığ kuralların, o aşılmaz sanılan yasakların ve aramıza çekilen o uğursuz sınırların zerre kadar önemi kalmasın. Tıpkı o ağır, tatlı ve her zerreyi uyuşturan küçük bir ölümün eşiğine gelmişiz gibi, bilincimin büsbütün kaybolduğu, ruhumun bedenimden çekilircesine bir hazla sarsıldığı o en uç noktalarda bulalım birbirimizi.