baltasarian

Parlak gözler, hüznün altında ezildiği vakit sana bakmak,
          	Dinmek bilmez sessiz gecelerin sabahla kirlenişi kadar gücendirir insanı.
          	Kızarmış gözler, ıslak bir burun, haksızlığa uğradığını en kırgın haliyle anlatan bu ay parçası yüz,
          	
          	Söyle bana, nasıl karşı çıkılabilir sonbaharı saran yağmurların soğuk damlalarına,
          	Bir çözümü varsa şayet bu buruk zamana katlanmaya,
          	Mağfiret eyle bu aşağılık ruhun ıslanışına. 
          	
          	Aysar, vicdansız ve zalim bir adam,
          	Gecesini aydınlatan gümüşün yanında,
          	 küçük önemsiz ve yavan ışığıyla
          	Nasıl var olabilir bu uçsuz karanlıkta?

baltasarian

Parlak gözler, hüznün altında ezildiği vakit sana bakmak,
          Dinmek bilmez sessiz gecelerin sabahla kirlenişi kadar gücendirir insanı.
          Kızarmış gözler, ıslak bir burun, haksızlığa uğradığını en kırgın haliyle anlatan bu ay parçası yüz,
          
          Söyle bana, nasıl karşı çıkılabilir sonbaharı saran yağmurların soğuk damlalarına,
          Bir çözümü varsa şayet bu buruk zamana katlanmaya,
          Mağfiret eyle bu aşağılık ruhun ıslanışına. 
          
          Aysar, vicdansız ve zalim bir adam,
          Gecesini aydınlatan gümüşün yanında,
           küçük önemsiz ve yavan ışığıyla
          Nasıl var olabilir bu uçsuz karanlıkta?

baltasarian

" Birlikte bir sürü anımız var. Zaman ve kader birbirinden bağımsız olan iki tutulmaz dünya gibidir. İki İnce Dünya. Akar, döner, ilerler, içinde olanlara ve taşıdığı her şeye rağmen durmadan ilerler."
          
          Ming Xia: "Yolunu kendin seçtin. İster iyi olsun, istek kötü. Tek şart mutlu olmandır. Yaptıklarından pişmanlık duymuyorsan o halde hayatını iyi yaşıyorsun. Senin hayatını eleştirmek ve buna kin tutmak da bana düşmez."

baltasarian

Bu sabah iğrenç bir rüya ile saat dokuzda uyandım,  bu bir karabasan değildi ama benim takıntılı zihnimdeki spiritüel kısmı tetikleyecek düzeyde bir rüyaydı,  rüya ilkokulda okuduğum o okulun bahçesinde başlıyor,  sanki yirmi üç nisan etkinliği gibi bir şey yapıyoruz bir sürü insan var her yaştan kişi, kantin gibi bir yerde birileriyle bir şey almak için tartışırken birden duraksıyorum ve 'Bu gerçek değil' diyorum, (zaten bunu ne zaman desem en kötü rüyalarım daha da azar) o sırada kantinci gibi gördüğüm o kadın bana peçeteyle bir şey uzatıyor, parmaklarının ucunda sıkıca tutmuş bir vaziyette,' öyle mi buna bak bakalım gerçek mi değil mi' diyor peçeteyi alıyorum bir süre onun tuttuğu gibi tutuyorum daha sonra merak ederek peçeteyi açıyorum ve içerisinden birinin işaret parmağının ucu çıkıyor tırnağıyla beraber, bu beni bır tık geriyor,  sanki bir anlığına matrix kırılmış ve bir şeylerin ciddiyetine varmışım gibi hissettiriyor,  daha sonra birçok insan ve bazı çocuklar sıraya giriyor güzel kıyafetler giymişler  ve bir gösteri için hazırlanmış gibilerdi,  ancak yüzünü seçemediğim biri geliyor ve yavaşça her sırada duran seçtiği birkaç kişiye işkence ediyor, son hatırladığım işkence sarışın bir kızdı kızın ağzına bir sürü şey sıkıştırılıyor sıkıştırılıyor ve en sonunda kızın ağzı yırtılıyor içindeki her şey dışarı çıkıyor,  önce kurutulmuş pembemsi gül yaprakları fışkırıyor ve birden bir sürü çöp kızın ağzından çıkıyor,  bu sırada kız bilincini kaybetmiş bir şekilde hareketsiz, arka sıralarda olanları görüyorum. 

baltasarian

Etkinlik bitmişti ve ben kadir ve bilmediğim yine de arkadaşım dediğim biri ağır yamalı bir topu yukarıdaki kişiye sırasıyla atıyorduk,  bir iki üç, bir iki üç, bir iki ve ardından top yere düşüp açıldı. Bütün bunları yaparken hala kendi aklımda neden bunu yaptığımızı sorguluyor ve geriliyordum yine de top açıldığında bir anlığına donup kaldım yama yama olmasının ve bu kadar ağır olmasının nedeni aslında tamamıyla insan derisinden yapılma iki kat küçük bir örtü gibi bir şey olmasıymış,  ellerimde ağırlığı ve o derinin hissiyatını hala hissedebiliyordum. Yanımdaki iki kişi hiç tepki vermediler her şey onlar için normaldi ve benim de normal davranmam gerekiyordu. Deriyi topladım top haline getirdim , bu sırada çocuklar farklı bir oyun oynuyormuşçasına evin önüne doğru kıkırdayarak koştular. Ben ise tepede duran kişiye top elimdeyken bakma gereksinimde bulundum. Bu kişi genç bir çocuk gibi duruyordu dudakları ve göz bebekleri siyahtı ve teni tamamıyla beyazdı. Gülüşü bu anı bekliyormuşçasına şefkatliydi ve başıma gelecekleri sanki bana gözleri ile söylüyordu. Gözlerimi ondan asla ayıramadım,  ve işin tuhaf tarafı bu rüyanın hepsi siyah beyazdı. Bu yüzden bu kişinin dudaklarındaki şeyin ne olduğunu bilmiyorum ya da diğer şeylerin renklerini.  Uyandığımda gözlerim sakince aralanmıştı,  normalde kabuslarımda aniden uyanırdım kalbim çok hızlı çarpardı ama kalbimdeki sükut beni korkutmuştu sanki bana bir şey söylenmişti ve daha kendime gelemeden zihnim bana bunun bir cehennem gösterisi olduğunu söyledi. Şimdiye kadar iyi bir insan olduğunu mu sanıyordun demişti bana, ve bu iki düşünce gözlerimi açtığım gibi aklımda belirdiğinden bunun benim için bir uyarı olduğunu düşünmeden edemiyorum.
• Reply

baltasarian

Arkama döndüm, tüm çocukluk arkadaşlarımı sırasıyla gördüm, hepsinin yüzlerini ve isimlerini biliyordum (uyandığımda da en çok buna hayret etmiştim) hepimiz birbirimize sarıldık. Ama onlar şefkatli bir selamlama gibi sarılmıştı ben ise endişe ve korku ile ne yapacağımı bilememiş oyunu bozmamaya gayret ederek o kişinin bizden birini seçmemesini umarak sarılmıştım. Daha sonra farklı şeyler gördüğümü hatırlıyorum ama anımsayamıyorum ancak rüyanın sonu, evimizin arka kapısında, dedemin evinin çatısız kısmına evrilmişti.  
• Reply

baltasarian

Kızın arkası bana dönüktü ve daha fazla sıkıştırmaya dayanamadığı için ağzı yırtılırken başı sandalyeye doğru düştüğünden yüzünü görebilmiştim. ona bunu yapan kişi o her şeyi çıkarmadan önce alaylı bir şekilde ve işinden mutlu olarak bunu yapıyordu. Ve kız hareketsizleşip de başı arkaya düştüğü zaman öfkelendi. Gergin bir şekilde bu olanları görmezden gelmeye çalıştım,  etraftaki kimse bu işkence ve türevlerine tepki vermiyordu. Benim üstümde de onlar gibi tütülü etek ve tayt gibi bir şey vardı bir çocuğun 23 nisanda giyebileceği en basit kıyafetler kısacası.  
• Reply

baltasarian

Bazen özlediğin, ruh bağını derinlerinde hissettiğin yine de asla eskisi gibi olamayacağınız o kişiyle olan anılarınız en büyük bıçak yaranız olur.  
          Ne sevgili ne arkadaş. Bu kişi ruhun ikizi, nefesin sıcaklığı, gözlerin ışıltısıdır. 
          Ancak zaman kendini hatırlatır,  nasılsa birbirinizi bulduğunuz saf sevgiyi onunla tatmıştınız.  Şimdi aynı zamanla, ruhların ipleri aranızdan lime lime ayrılacaktır. 
          
          

baltasarian

@qingsveil aşkın büyüğünü küçüğünü genç yaşta yaşadım herkeste bir parça bıraktım ve daha sonra aldığım yaraları bir parçam haline getirdim. Burada bahsettiğim kişinin uhrevi derecede sevildiği belli. bir aşk kadar yoğun değil, zamanla harmanlanmış, bağlanılmış, güvenilmiş, kalbin en sağlam noktasına konulmuş. Ancak yaşantılar, insanlar, kader ve hisler bu kişi hayatımda olsa bile bir daha asla ikimizi o anın güzel sıcak ve sevgi dolu ana götürmeyecek. dört yıldır kırgın ve yılgınım, ancak belki büyüdüğümden ve belki de affedişin yeni bir başlangıç olacağını düşündüğümden olgunluk gösterdim. Ve fark ettim ki affediş zamana yayılsa da, bu kişi binlerce defa özür de dilese, o anda olamayacağız. şimdi zamanla, ruhların ipleri aramızdan lime lime ayrıldı, en sağlam taraf sarsıldı. Ve insan olgunlaştıkça, yaralarını sarmak yerine kabule erince, kalan iplere kırgın bir tebessümle bakacak kadar bağışlayıcı oluyor. Hiçbir zaman biz olmayacağız çünkü biz saf sevgiydi, çocuksu, unutkan, bağlı; ve şimdi birer taneyiz.      Ben bizim gibi insanların genelde ailede sevgiye muhtaç ve tutunmak için bir yer arayan insanlar olduğunu düşünüyorum, bu yüzden yürünen yol uzun ya da kısa fark etmez, anılar iyi ya da kötü fark etmez, her şekilde ve her nasılsa acı verici oluyor. Düşüncelerini benimle paylaştığın için teşekkür ederim
• Reply

qingsveil

@baltasarian bu nesilde aski takilmak icin bahane olarak kullanan insanlarin arasinda boyle derinden hissedenler olarak hep harcanacagiz, bu kelimeleri yazarken dusundugun kisi eger hisleri derin hisseden birisi degildiyse hic kafaya takilacak birsey degil, tabii boyle deyince hemen aklindan cikmayacak ama gecmise takili yasamak olmaz dimi ama
• Reply

baltasarian

İnsan olmak benim için çok zor bir deneyim, belki herkes için zordur, ancak güzel şeylere katlanamamak ve tadını çıkaramamak beni öfkeden deliye döndüyor. Ne istediğimi bilmiyorum. Nasıl mutlu olabileceğimi bilmiyorum. Neyin iyi neyin kötü olduğunu, ne yapmam ve ne yapmamam gerektiğini bilmiyorum. Çoğu şey bir yanılsama gibi, bir camın ardından izlenen, gülünen, üzünülen bir hayat. Diğerleri nasıl başarıyor, ileriye dönük planlar yaparak çalışıp, ailesiyle zaman geçirip aynı zamanda kendini geliştirebiliyor?
          Neden buradayım, dünyadaki amacım ne?
          Söylemek istediğim çok şey var, ancak bunlar kelimeler değil hislerden ibaret. 
          Çok korkuyorum. Kazanmaktan ve kaybetmekten. Yaşamak çok korkutucu, yaşam ise imrenilesi güzel.

baltasarian

"Zhuangzi, 'Yanılıyorsun. O ilk öldüğünde, herkes gibi yas tutmadığımı mı sanıyorsun? Ama onun başlangıcına ve doğmadan önceki zamana baktım. Sadece o doğmadan önceki zamana değil, bir bedene sahip olmadan önceki zaman. Sadece bir bedene sahip olmadan önce değil, bir ruha sahip olmadan önceki zaman. ve bir vücudu vardı. Bir değişim daha, ve o doğdu. Şimdi bir değişiklik daha oldu, ve o öldü. Tıpkı dört mevsimin; ilkbahar, yaz, sonbahar, kışın ilerlemesi gibi. Şimdi geniş bir odada huzur içinde uzanacak. Onun hıçkıra hıçkıra ağlayışını takip etseydim, bu kader hakkında hiçbir şey anlamadığımı gösterirdi. Ben de durdum... Zhuang, Bölüm 18. " 98.Bölüm alıntının alıntısı