bekirgibisevdik

eski fotoğraflara bakıp "hava ne kötüymüş, nasıl atlattık kışı?" diyorsun. o gri havalar hiç bitmeyecek gibi gelmişti bir zamanlar, hatırlıyorsun. hatırlıyorsun, "unutmak istemiyorum, hatırlayarak iyileştirmek istiyorum." dediğini. sonra bir sabah güneşli hava pencere olmuştu iç sıkıntına, biliyorsun. bazı eksiklikler var, arada gardını düşürdün mü diye yokluyor. sen o eksiğin ne kaynaklı olduğuna bile emin değilsin. gardın çoktandır düşük, sadece sen biliyorsun. birisi "nasılsın?" diye sorana kadar iyisin. sorudan sonra uzun bir boşluğa dalış. sana kalsa, hibe edilmemeli hiçbir kelime. susmak da bu yüzden çok uzun. neyse ki her şey genişliyor ve yenileniyor. bu sonsuz gibi gelen tekrara güvenin tam. işte, biri ağlıyorsa süt kaynatmak gibi fikirler geçiyor aklından. dış dünyaya büyüyemiyorsun. önceleri tam bir umutvar kaygısıyla sataşıyordun büyük laflar edenlere, şimdi hak veriyorsun yavaş yavaş. keskin çizgilerin gidiyor yaş aldıkça. sağına yatıp sabah da aynı pozisyonda uyanıyorsan yıllarca. bir gün yatakta dönüp duruyorsun ve o bile aynı kalmıyor. çizgileri yok etmeyi öğreniyorsun bir gün. iyi ki öğrenmek ve yanılmak hiç bitmiyor. bir gün yabancısı oluyorsun en yakın olmak istediğine, başka bir gün yabancısı olduğunu başka biri olarak tanıyıp yeniden seviyorsun. sevmek hiç bitmiyor. nasıl bitsin ki, çoğalmasına bahaneler üretiyorsun...*

bekirgibisevdik

eski fotoğraflara bakıp "hava ne kötüymüş, nasıl atlattık kışı?" diyorsun. o gri havalar hiç bitmeyecek gibi gelmişti bir zamanlar, hatırlıyorsun. hatırlıyorsun, "unutmak istemiyorum, hatırlayarak iyileştirmek istiyorum." dediğini. sonra bir sabah güneşli hava pencere olmuştu iç sıkıntına, biliyorsun. bazı eksiklikler var, arada gardını düşürdün mü diye yokluyor. sen o eksiğin ne kaynaklı olduğuna bile emin değilsin. gardın çoktandır düşük, sadece sen biliyorsun. birisi "nasılsın?" diye sorana kadar iyisin. sorudan sonra uzun bir boşluğa dalış. sana kalsa, hibe edilmemeli hiçbir kelime. susmak da bu yüzden çok uzun. neyse ki her şey genişliyor ve yenileniyor. bu sonsuz gibi gelen tekrara güvenin tam. işte, biri ağlıyorsa süt kaynatmak gibi fikirler geçiyor aklından. dış dünyaya büyüyemiyorsun. önceleri tam bir umutvar kaygısıyla sataşıyordun büyük laflar edenlere, şimdi hak veriyorsun yavaş yavaş. keskin çizgilerin gidiyor yaş aldıkça. sağına yatıp sabah da aynı pozisyonda uyanıyorsan yıllarca. bir gün yatakta dönüp duruyorsun ve o bile aynı kalmıyor. çizgileri yok etmeyi öğreniyorsun bir gün. iyi ki öğrenmek ve yanılmak hiç bitmiyor. bir gün yabancısı oluyorsun en yakın olmak istediğine, başka bir gün yabancısı olduğunu başka biri olarak tanıyıp yeniden seviyorsun. sevmek hiç bitmiyor. nasıl bitsin ki, çoğalmasına bahaneler üretiyorsun...*

bekirgibisevdik

sana, artık hiçbir aşkın aşka artık hiç benzemediği bir çağdan yazıyorum. bu çağ her şeyin ucuzuna talip. plastiğine. ve o her şey çürüyemeyecek bir cansızlığa sahip. zahmetsiz, ulaşılır, kolay gözden çıkarılır. bu çağ kaygısızlık çağı. ve ben tüm bu kaygan naylonların arasında sana durmadan köpüren bir dalga, yürüyen bir dağ, dalda kızaran bir elma gibi. göğsümde bir şey büyüttüm, adını bulamıyorum. bu çağ isimsizlik çağı çünkü. her şeyin bir ismi var ama hiçbir şeyin bir ismi yok. yine de direniyorum. şuramdaki hüdayinabit otun adı olmasa da olur. kokusu var ya. su yürüyor damarlarında. unutkanlık bir çeşit salgın hastalık bu çağda. ama ben seni gürültüyle hatırlıyorum her an. destansı bir kuşatma gibi. istanbul'dan daha gönüllüyüm teslim olmaya. ve göğsümde büyüyen bir elma. nereye gideceğini bilmeyenler ve çok bilmişlerin arasında, ufalandım. ben hala parmak hesabıyla buluyorum seni ne kadar sevdiğimi. göğsümde altısında heyecanlı bi' çocuk, süt dişi sallanıyor, görüyor musun? saçında gül, dizinde yara. düşünüyorum da. birlikte geçtiğimiz her yerde bir salyangoz gibi iz bıraktık,, sadece benim görebildiğim,, ama bu şehir çok kalabalık ve üstünden geçerek siliyorlar izimizi. yine de birlikte yemek yediğimiz, çay içtiğimiz masalara, yağmurda bir saçak aradığımız sokaklara her baktığımda hâlâ oradasın. esmer ve güzel. göz kırpıyorsun her şakadan sonra. yorgunluğumu ve kırgınlığımı sürüyerek geçiyorum dünyadan ama paçalarım haddinden uzun ve kirli diye kimseden utanacak değilim. övünmüyorum da. kendime bir dargınlık kahvesi yapıyorum. senin gibi kokuyor. günün birinde senin gibi kokan şeylerin listesini yapacağım. çok uzun ve çok kısa bir liste. hem her şey. hem hiçbir şey.

bekirgibisevdik

ama neden öyle olmadı? beni neden bulmadın? neden bulacak gibi baktın? ben neden koştuğumla, düştüğümle, boğazımda kör sağır bir düğümle kalakaladım? yakamdan düşmeyen derdimi yakama broş gibi iliştirip, yakıştırıp kendime; neden, nerede olduğumu artık benim bile unuttuğum bu yerde
            kırk yamayı andıran kalbimle
            kalakaldım.
Reply

bekirgibisevdik

göğsüne doğrultulmuş bir silah gibi, sana beni bul demiştim. kayboldum, kaybolduğum o yerde çürüyorum. içimde kesif bir koku, onu takip et, demiştim. çoktan her şeyden kestiğim ümidimle, senin ellerine duyduğum mesnetsiz bi' güvenle, çöktüm mü yığıldım mı tam olarak bilmeden öylece seni bekledim. bana, beni her şeyin ardında hep bulurmuşsun gibi mi bakmıştın acaba? dünya üstüme yedi kat toprak atsa, tüm ışıklar sönse, sesim kısılsa, başım dönse, kalbim bin parçaya bölünse, her parçasını bulup buluşturup bir araya getirir gibi mi bakmıştın?beni yeniden sağaltır, beni bir sokak köpeği mutsuzluğundan çekip çıkarır, bana sendelemeden yürümeyi en baştan öğretir gibi. ne vardı o bakışta sahiden tam olarak. bana ne söylemişti gözlerin, ya da ben ne söylediğine ikna etmiştim kendimi? beni karınca yuvalarında, ağaç kovuklarında, ters dönmüş sandalların altında, beni bir yunusun karnında, kuyuların, ateşlerin ortasında arayacağına, her koşulda ardıma düşeceğine, rengimi bir senin bildiğine mi? yerde bile irtifa kaybediyorken beni alıp kuşların sırtında babilin asma bahçelerine taşıyacağına mı kani olmuştum? kanımda renkli bilyeler mi yuvarlandı, çocukluğum mu uyandı uykusundan sen öyle bakınca? çukurumu mu sezmiştin, tümseğimi mi o akşam? herkes neşeliydi, bir düğün türküsü gibi. sen boşluğa dalan gözlerimi havada kapmıştın. gözümün yaşını kimselere sezdirmeden ter gibi silerken görmüştün beni. yorgun bir balık olduğumu, artık kendimi akıntıya bıraktığımı, bezgin bozgun olduğumu, neredeyse boğulduğumu. suyun soğukluğunu. oracıkta anlamış gibi baktın. yılgınlığımın başını okşadı gözlerin. bana unutulmuş kadim dualar fısıldadı sanki, şifalı otlar, onlardan macunlar, merhemler taşıdı. taş köprüler kurdu dünyayla ellerim arasına. ya da bir uçurtmanın ipini bağladı bileğime handiyse. her ne yaptıysa işte, mahir bir sihirbaz gibi bi' el çabukluğuyla beni çekip çıkaracakmışsın gibi hissettirdi. yanım, yönüm, yörem olurmuşsun, kayıplığımı, mahcupluğumu bitirirmişsin gibi. 
Reply

bekirgibisevdik

uykum gelmiyor, ben oltasına geliyorum kalbimin. tüm hayatım sözü eğip bükmekle, oymakla, yontup şekil vermekle geçti ama dümdüz söylemem gerekirse özlemekten geberiyorum. okuduğum sayısız kitapla hâlâ seni ne kadar özlediğimi tarif edecek bir cümleyi bulamamanın öfkesini duyuyorum. edebiyatın görkemli kudretinin böyle çaresiz, böyle yetersiz kalabilmesi ne hayret verici ama. sana bir şarkı gibi başlamıştım. içli bir şarkı. bana eşlik etmeni hiç ummadım. yalan bu. bana eşlik etmeni çok isterdim. sana eş-eş-eşlik etmeyi. sana bir yol gibi kıvrılmayı. şehrin göbeğinde şu başımı bi' kez omzuna koymayı, dünyanın en ağır yükü müydü başım. dünyanın en kirli eşyası. eskittiğimi biliyorum. aklımı hırpaladığımı, hoyrat kullandığımı şu kafamı. deli doluluğunu biliyorum. tamam. ama yine de omzuna bir tül gibi sermek istedim onu. bırakmak istedim. kırılganlığımı bağışla. gücenip duruyorum sana, güvenip ya da. ben hep tekrar eden bir şeyim. etim kemiğim tekrar ediyor kendini. tırnağım, dişim. tekrar tekrar vuruluyorum tekrar tekrar göğsümü geriyorum namluna. seni tekrar bekliyorum ışıklarda. yanlış budanıyorum, fazla sulanıyorum, güneş görmeyen bir yere tekrar tekrar koyuluyorum. artık hiçbir şeyin tekrarına gerek olmayan bu çağda, inadına kekeme yaşıyorum hayatı. tekrar söylüyorum. seni ç-ç-çok özlüyorum.  
Reply

bekirgibisevdik

dışarıdan
          bakınca
          şık
          görünsem de
          eve
          gelip
          soyunmak
          gibi
          hissettirdiğin
          için
          başkalarında
          seni
          özlüyorum.

bekirgibisevdik

öldüm, vuruldum  
Reply

bekirgibisevdik

sonra her gece böyle
Reply

bekirgibisevdik

gözlerim doldu
Reply

bekirgibisevdik

sevgilim, dünyamız çok sıkıcı. bu nedenle telepati ya da hayaletler ya da uçan daireler gibi şeyler yok. dünya kesin kanunlarla yönetiliyor ve dayanılmaz derecede sıkıcı. yazık ki, o kanunlar hiç çiğnenmiyor. kanunları nasıl çiğneyeceklerini bilmiyorlar. 

bekirgibisevdik

nasılım, biliyor musun?

bekirgibisevdik

-yarayı kapatan aşk, yaradan da derin.
Reply

bekirgibisevdik

bazen de öpsen geçer dediğim bir yara gibiyim.
Reply

bekirgibisevdik

söndürmeye yeter mi ki gözyaşlarım?
Reply

bekirgibisevdik

buraya kadar gelmek için bütün karanlık ormanların içinden geçmem gerekti. boyumdan büyük dilli canavarlar yenmem gerekti. ışığın kırıntısını görmeden bir kuyunun dibinde sabretmem gerekti. rüyalarımı yazabilmek için bir kâğıt, bir kalem almam gerekti. sen öldükten tam üç yıl sonra mezarına gelmem gerekti. eski dostlardan tavsiyeler almam gerekti. defalarca düştüysem, defalarca kalkmam gerekti. tepeyi tırnaklarımla kazımam gerekti. yapamam sandığım her şeyi yapmam, söylemekten korktuğum her şeyi söylemem gerekti. "başardım" diyebilmek için bazen iğrenç birisi olmam gerekti. pes etmek çok kolaydı, pes etmek tam başucumdaydı. "ben de biraz dinleneyim" diyebilmek için ihtiyacım olan bir dil, bir ağızdı. ama kaybetmiş olmak yorulmuş olmaktan ağırdı. bizim düşlemeye doyamadığımız ortak rüyalarımız vardı ama senin bana bıraktığın kâbuslarla artık uyumaya dahi korkuyorum. her şeyimi seninle yitip gitti diye ölesiye yazmaktan korkuyorum. "kalemim kırıldı" diyorum çünkü artık "yazamıyorum" demekten korkuyorum. "artık bir şey hissetmiyorum. yaşanacak bir şey kalmadı, acım da mutluluğum da bedenin gibi toprağa karıştı" demekten korkuyorum. sen yanımda değilken çok korkuyorum ve artık küçük bir çocuk gibi perdenin arkasına da sığmıyorum. bedenimi saklasam ağzımı susturamıyorum. bu dünya üzerinde kendime saklanacak tek bir yer dahi bulamıyorum. senin artık olmadığını unutacağım tek bir yere gidemiyorum. artık birden ona kadar saymak bir işe yaramıyor. gözlerimi kapatıp beklemek bir işe yaramıyor. yazmak bir işe yaramıyor. susmak yaramıyor, konuşmak yaramıyor, ağlamak yaramıyor. bağırmak yaramıyor, uyumak yaramıyor, koşmak... kaçmak yaramıyor. kendimi öldürmedikçe kendimden kaçıyorum. kendimi öldüreceğimi zannediyorum. daha fazla yazamıyorum çünkü kalemim kırıldı.

bekirgibisevdik

oturup derdimi dökebileceğim duvar bırak bana. sesimin çarptığı kolonlu kirişler. tam karşımda dikilen arsız bir ayna bırak. omuzlarımı düşürdüğüm, kafamı eğdiğim bomboş bi' odadayım. sürekli çalan şu şarkının sesini biraz yükselt. kapısı aralanmış bu rutubet kokan yerin sıvası dökülmüş, tıpkı içimdeki dünyaya benzeyen mecralar gibi. göz altlarımızdaki morluğu ortaklaşa işlemişiz yüzümüze. tanıdık biri görse acımaz, keserdi canımızdan. bu delilik bedenimden çil yavrusu gibi budaklanıp yeşermiş sana. sandalyede otururken şahlanmak bana göre değil. ışıkları kapat. bu çirkinliğe başkaldıramam, korkunun dayanılmaz bi' hazzı varken şuracığa eğilmiş sakınırcasına. bu elemli hissiyat beni aklımdan eder mi dersin?  

bekirgibisevdik

biçimsiz sorularıma gerekli cevaplar almam lazım. bunun için illaki ölmem mi lazım? yani merak ediyorum, bu kadar insan benim düşündüklerimi nasıl düşünmedi? annemi ağlarken görmem mi lazım? aklımın almadığı çok fazla şey var. bazen diyorum ki her şeyi o yarattıysa onu kim...? neyse. bu kadar sahteliğe nasıl izin veriyorsun? yani benim de onlar gibi olmam mı lazım? canımı sıkmak için yaratıyorsun insanları. inan ki göğüs kafesimde bi' parça his kalmadı. neden düşünüyorum ben, neden böyle? bilmiyorum. onlar gibi olamıyorum. varsayalım risk almadım. baksana, karşı komşum bugün de bi' kadını sevmiş hatta ilk günden yatağında uyumuşlar. hı, sence bu aşk mıdır? öyleyse ben acizim. ama sevişmek... ben sevdiğim kadının gülüşüyle de sevişebilirim. peki sen beni sever misin? yani diyorum ki sevmeyi bi' dener misin? sonuçta normal olmam için bir avuç hap yaratmışsın. ya, benim için şu dünyayı yener misin? aslında korktuğum şey ölüm değil, sonrası. hani şu kâbuslar. biliyorsundur, akşamları gördüğüm. bi' tabuttayım, bağırıyorum. insanlar duymuyorlar. bunu yazarken de aynı hisle çocuk gibi ağlıyorum. ben seni ağlıyorum, sen beni ağlıyor musun? lisedeyken masamda bi' parça kanımı dökmüştüm, kanım hâlâ akıyor. ben yara bandı sevmiyorum. akşamüstü yere kustum ya, seni orada görmüştüm. benim acil ölmem lazım ama sen olmaz demişsin. kalp atışım önemliymiş. ben kalp nedir, bilmiyorum. sen onlara yazdığım şarkıların nedenlerini söyler misin? çünkü ben, çünkü ben artık o insanlara güvenmiyorum. allah'ım mesaj kutum açık kalmış, üzgünüm. bugün ne düşündüysem aklımda tutamıyorum. nasılsa sustuğumda yalnızlığa bulanıyorum. vardı ya şu eski şarkım...neyse, ben de bulamıyorum. ben seni ağlıyorum, sen beni ağlıyor musun?

bekirgibisevdik

kendime hiç, sana çok baktığım bir yanılgıdan geldim ve buradayım.

bekirgibisevdik

o ismi neydi şimdi unuttum dediğin kamburumla gelsem de şimdi; elin yanlış, tutmak hiçinci şahıs ve burası burada değil.
Reply

bekirgibisevdik

"hafızandan oluşan kamburum, -ki buraya en çok gülüşünü alabilirdim aslında."
Reply

bekirgibisevdik

adından bozma bir yeminle döndüğüm şaşkınlıktan geldim ve buradayım.
Reply