beyazambakIar

Birinin acısını hissedebiliyor olmanız o acıyı çözme sorumluluğunuzu üzerinize almanız gerektiği anlamına gelmez

tarumarbaharlar

Sombahar dergisinde yayımlanan şiirleriyle tanıdım onu. AylaAbla'ya verdiği öğütleri, Mr. Parkinson'un yaşadığı depremi sevmiştim.
          Izmir'de yaşadığını öğrendim sonra. Bu "gizemli şair" hakkında başkaca bir şey bilinmiyordu. Bir dizi uğraşıdan sonra onu bulabildim. Telefonda tanıştık Didem'le. 1995 yılı sonbaharıydı. Konuşmanın başında ikimiz de mahcuptuk nedense. Ama ne olduysa,iki cümle sonra kaynaşmış, dördüncü cümlede buluşmaya karar
          vermiştik. Peki ama nasıl tanıyacaktık birbirimizi? Cep telefonu,internet gibi şeyler yoktu çünkü ...Buluşma yerine, Belgin Doruk şapkasıyla gelmeyi teklif etti önce ... ya da boynumuzda bir eşarp uçuşmalıydı. Eski bir Türk filminin içine dalmıştık sanki... epey gülüştük. Bir sürü fikir ürettikten sonra, elimizde kırmızı bir gül olmasına karar vermiştik. Kim daha önce gelirse Sevinç Pastanesi'nin önünde bekleyecekti. Bir Cumartesi günü, saat tam bir buçukta, işte or'da ... Sevinç'in önün-
          de bekliyordu beni

tarumarbaharlar

On gün kadar önce, ne kadar umutluyduk oysa ... Doktor randevusu vardı. Yeni bir tedavi düşünülüyordu ve o günü heyecanla bekliyorduk. O sabah, Timur'la birlikte gelmişlerdi hastaneye, kafeteryada buluştuk. Özenle giyinmişti, neşeliydi ve çok hoş görü-
            nüyordu. Üç numara saçları, yüzünün bütün güzelliğini ortaya çıkarmıştı.Makyaj yapmış, epeydir uzak durduğu küpelerini, kolyesini takmıştı. İçiyle dışıyla, her şeyiyle hazırdı iyi bir haber duymaya. Elinden gelen her şeyi yapıyordu iyileşmek için. Doktorunodasına vardığımızda bir kızı olduğunu hatırlattı özenle. Doktor gülümsedi, gülümserken, başka bir yüzün arkasına gizlenmeye çalışıyordu sanki... O başka yüz olmasa, dünyanın bütün sabahlan
            nerdeyse sular altında kalacaktı."Kaç şiir kaç kere sular altında kaldı "ysa ... Bodrum katına, misafir olduğum o rutubetli yalnızlığa dönebilseydik keşke. Onu yirmili yaşlarına... Buz kadar soğuk, nemli bir odada çay içmiştik
            bıskuvı eşlıgınde şiir okumuştuk "Yüzüm Güvercinlere Emanet" şiirini, kumruların sesini taklit ederek okumuştuk :Gu-guk-guk!
            sesleriyle içimiz dışımız şiir olmuş, ısınmıştık .
            .Ve çok daha pek çok şeyle ısındık birlikte ... pek çok şey yüzünden de ıçımız tıtredi.
            Yaşadığım her acıyı paylaşmıştım epey zaman önce. "Tüyleri diken diken oldu. Bana şiir yazdıracaksın," demişti. Sylvia Plath'ın
            intihar eden oğlunu duyduğunda da, böyle olmuş belli ki. Oturup şiir yazmış kardeşi Sylvia'ya ... Sonra Burcu'ya, Zeynep'e okumuş
            "Nicholas'ın Ölümü"nü. Ama daha sonra --duyduğuma göre bir şeye çok kızmış ... ve bir gece yarısı yırtıp çöpe atmış yazdığı bu şiiri.
            Öldüğü gün Zeynep, aklında kalan tek dizeyi sayıklıyordu:
            "Sylvia uyan! Nicholas sütünü içmedi!"
Reply

tarumarbaharlar

Elinde kırmızı bir gülle ...
            O gün bugün kardeşim oldu benim. Aramıza kimi zaman uzaklara girse de, bizi yaklaştıran o ilk günkü bağ her zaman güçlüydü.2010 yılı Kasım ayı sonunda öğrendim hastalandığım. Bu kötü haberi, hayatında yer alan hiç kimseden saklamamıştı. Zeynep'le birlikte (Zeynep Köylü) tedavi süresince bütün gelişmeleri yakından
            izliyorduk:· Hiç inanmadık .öleceğine. İlaçlar onu öyle yoruyordu ki daha da yorulmasın diye yaşadığı süreci daha geniş bir çevreye duyurmaktan özellikle kaçındık. Bulduğum her fırsatta yanında alıyordum soluğu. Zeynep, hastaneye yatışlarında "has odab~şı"
            olarak ona refakat ediyordu. Her şeye rağmen bizi güldürmeyi nasıl da başarıyordu ...
            Onca tedaviye rağmen, kahredici bir ışık hızıyla ilerliyordu her şey. Hale Teyzesi, kuzeni Pınar ve Işıl... İzmir' den kuş olup uçmuş-tu yanına.
            bir süre sonra, ağrı duymasın diye verilen
            ilaçlarla, derin uykulara dalmıştı. Ağrısı dindiği için uyumasına seviniyorduk bir yandan. Her an bir mucıze olabılır dıye ıkna ediyorduk birbirimizi. Ölümünden bir gün önce Işıl, hastaneye kucağında bir defterle geldi. İçinde Didem'in el yazısıyla notlar bulunan bu defter, aslında bir ajandaydı. "Son yazdığı şiir" olarak, Işıl'a bir süre önce okuduğu şiir vardı içinde: 128 Dikişli Şiir.Bu son şiiri bir kuytuda okuduk, son bir gece olacağını bilmeden ... Işıl, Zeynep ve ben. Bir yokluğa yuvarlanır gibiydik ... O gece Hale Teyze'yle birlikte kaldık Didem'in yanında. Sabah olmak üzereydi ... Hastanenin antetli kağıtlarına, fotokopi çeker gibi yazmaya başladım Didem'in emanetini. Kaybolmasından korkuyordum. Hem şiirin başını okşarsam, sanki Didem hiçbir yere gitmeyecekti...
Reply

tarumarbaharlar

+Orada yaptığın şey çok riskliydi, tutuklamadığıma dua et.
          -Tutuklasaydin o vakit. +Misafirimizsiniz yakışık kalmaz. -Misafirmiş, esir desene sen şuna. +Ne diyordu Halit ikbaliniz? Gelin, bekleriz, başımızla beraber ama o başı eğmeye geliyorsanız biliniz ki kesmeye gelir ama egmeye gelmez boynumuz. Güzel, güzel ama zayif sanatlı bir yazı.
          -Siz ne anlarsınız sanattan, barbarlar! +Barbarlar, gelecekmiş buraya. Neden mecliste kıpirtı yok, neden kanun yapmıyor mebuslar? Çünkü barbarlar gelecekmis buraya, geldiklerinde onlar yapacakmış kanunları.
          -Biliyorum bu siiri, Kavafis'in Barbarları Beklerken'i. +Sonunu da biliyorsunuzdur o vakit. Gelmez barbarlar ve halk büyük bir hayal kıriklığı içinde kalır, süklüm püklüm dağilırlar. Ne kadar korksalar da gelmelerinden aslında onları bir arada tutan barbarları beklemektir.

tarumarbaharlar

-Saçma, ne demek şimdi bu?
            +Düşman....Düşmansız bir arada duramaz bir millet olmuşsunuz siz. Birbirinizi sevmiyorsunuz aslında, hiçbir hayaliniz ükünüz kalmamış, hiçbir şey üretmiyorsunuz. Ancak bir düşmanın varlığı hatırlatıyor size kim olduğunuzu. $u Halit bal mesela ancak bir düşmana kin kusarken çalisıyor kalemi.
            -Öyle değil!
            +Öyle değil? En son ne zaman güzel bir sey duyduk ondan? Bir ağacı tasvir ederken mesela, ben hatırlamıyorum. En son ne zaman aşktan bahsetti bi yazısında?
            -Aşk mi?
            +Ask!
            -Memleket bu haldeyken?
            +Evet küçük hanım! Aşksız bir yürek çorak bir ülkedir, hiçbir şey yetişmez orada. nsanı sevmeyi bilmeyen memleket sevmeyi nereden bilecek?
Reply

tarumarbaharlar

Kalbimdeki damarlar sıkışıyor sanki.

tarumarbaharlar

Aklın hâyalin alamayacak kadar çok sayfa kadar yazsam da bitmeyecek yeniden yazacağım hiç tüketemeyeceğım bir değersizlik hayal kırıklığı içinde olacağım. Her yazışımda sızım sızım olacak. Ben sana daha nasıl anlatayım.
Reply

tarumarbaharlar

Bir anı üç bin küsür sayfaya bedel. Bende bıraktığın tahribatı daha nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Ne şiirler ne şarkılar kurtarır bundan sonrasını. Ama her şiirde her dokunduğum kalemde olsun klavye de olsun yeniden bin parçaya bölünüyorum yine yeniden. Yine binlerce sayfalar batacak sana. Her yazışımda. Durdurmayacağım da hiç yazmayı bütün umutsuzluklarım hatırlayışlarım hayal kırıklığım bir çığ misali sayfalarca üzerine yağacak. Her şey önemini yitirecek bir zaman sonra. ismin yaşadıkların hatıralarımız. Ve hatırladığım tek şey binlerce sayfa karalamış olacağım kalacak. Bir çığ olup üzerime yağacak. Her şey bir toz bulutu misali unutulurken aklımda kalan bir kere dahi pişmanlığını görmemek olacak. Hayır bundan daha kötüsü. Senin hiçbir zaman beni görmek,  duymak istemeyişin olacak. Gözyaşlarım bile uçup gidecek. Dualarım kalacak bâki. Söyle bana bir insan bir insana nasıl bu kadar tahrip edebilir gözlerinin içine bakarak? Söyle bana bir insan bir insana nasıl bu kadar değersiz hissettirebilir? Ey Rabbim. Bu gözyaşlarım akıp giden kendine bi yol çizen sönüp giderse de izi dahi kalmazsa bu ufalmış halim nasıl geçecek? Ya Rabbim sakın ümitsizliğe düşenlerden olma derken beni bu ümitsizlik çukuruna atanlara ne olacak? Ya Rabbim her insan bu kadar değerliyken kendimi hiç kurtarılamaz olarak görüşüm ne olacak? Öyle ya insanlar çare olamazdı. Çare Allahtı. Peki ya bana çare bulacağını düşündüğüm bi hayal çukursa ne olacak? İcine girdiğimde gördüğüm dışına aldandığım bi çukursa ne olacak ? Benim dua etmekten mahcup olan halim ne olacak yaRabbim?
Reply

tarumarbaharlar

Küçücük kaldım ufaldım sanki gittikçe
Reply

tarumarbaharlar

Gittik gittik gittik
          Acılara gittik
          Keşkelere gittik
          Ben sana sen bana gittik
          Sonra öğrendik ki dünya yuvarlak, kaldık
          Sen bağıra bağıra ağlardın, ben susardım
          Sen duvarları yumruklardın, duvarlarında ellerinin izleri kan içinde
          Ben içime içime oyardım kendimi
          Sen çimenlere yatıp uyuyakalırdın
          Ben banklara tünemiş uykusuz
          Sen ot içerdin, duman kusardın geceye
          Ben tek sigaralık ciğerimle öksürüklerde
          Sen aşka inanmazdın, sen inanmazdın
          Ben maviye inanırdım
          Boynumdaki yorgun damarların mavisine
          Beyaz dalgaları omuzlayan deniz mavisine
          Denizin bittiği yerde başlayan göğün mavisine inanırdım
          Bir de ensemdeki dövmeye inanırdım
          Kuş Ölür Sen Uçuşu Hatırla.