Üzüm buğusu için çok teşekkür ediyorum Dilan hanım, o nasıl güzel bir yazım dilidir... Mest oldum. Eline emeğine sağlık. Çok uzun aradan sonra günlerce elimden bırakmadan soluksuz şekilde okuduğum bir şey oldu. Devamını dört gözle bekliyorum, tıpkı kitabın elime ulaşmasını sabırsızlıkla beklediğim gibi.
Ecevit'im de, onun Firuzesini de ailemden sayıyorum.
Beyaz elbisesi içinde, boynundan çıkmayan mirasıyla, güzelliği beş para etmeyen firuze'm içimde yeşeriyor, gözlerinden yeşil olmasın.
Benim güzel gözlüm, ölmek için çok ölü. Narin, ama güçsüz değil.
Biricik Avukatı'm Ali Ecevit Tarhan. Ankara Hukuk fakülte mezunu Ecevit... Hayali saç beyazlatır. Çehresi sert, gönlü pamuk ipliğinden. İnsan marangozu, çaykolik, Leyla ve Hüseyin'in oğlu.
Başka bir evrende, yara almamış halleriyle hayallerimi süsleyecekler. Böylesine de sözüm yok, şikayetim yaradana.
İstanbul'da, Kız kulesinde, Kuğulu gölde, Ev de. Ecevit yurtsuz değilken, Firuze keder havuzuna tâbi tutulmamışken, birbirilerinin sinesinde soluklanmışken en cüretkâr şekilde kira vermeden yaşayacaklar zihnimin zindanlarında.
Çay, süt, şeker, ekmek, saçlar, kurşun, pijama, pilav, plak, kedi, Melike, dikiş, kan, fırçalar, boya, soba, kökünden kesilen tırnaklar, 28, on kıta İstiklâl marşı.
Psikolok ücreti benim borcum olsun Ecevit bey.
"O mahur beste çalar, Müjganla ben ağlaşırız."
Nice münasebetlerimiz olması dileğiyle.
Firuze'yi Ecevit'e versinler.
Mazur görün beni, devrik bir cümleyken şiire meylediyorum.