Zamanın tozları altında gittikçe küçülüyorum birnevi.Dünya dönmeye, zaman akmaya devam etse dahi hayattan ve gerçeklikten kopuk bir şekilde geçiriyorum günlerimi.Belki de bütün bunlar acının artık derime batması değil de kanımı uyuşturup, gözyaşlarımı dondurmasındandır.
Korkmamak elde değil.İçinde sıkışıp kaldığım bu melankoli döngüsü ya bir illüzyondan ibaretse diye ödüm kopuyor.Fakat hissettiklerim yüreğimi bu denli sızlatırken bir hiç uğruna ağıt yakamam ya?
Her şeye rağmen tam acıya bağışıklık kazandım dediğim an, hayal dünyam yerle bir oluyor, ve ben bu döngünün en günahkâr mahkumu oluyorum.Hayata tutunmak adına sevdiğim ne varsa tırnaklarımı geçiriyorum onlara ki ellerim ve yaşama isteğim kayıp gitmesin benliğimden.Çabalarımın nafileden ibaret olduğunu, tırnaklarımın çoktan kırılmış olduğunu gördüğümde anlıyorum.Haliyle, ne kadar gri beyaza boyanmış dünyamı renklere bulamayı denesem de, her şey de olduğu gibi bunda da başarısız oluyorum.
Bu pes ettiğim ilk anlardan biri değil adım gibi biliyorum.Pes etmek benim için hiçbir zaman bir seçenek dahi olmamışken artık tek seçeneğimin bu olduğuna inanmaya başlıyorum.İçimdeki çocuğun başı okşanana dek öksüz olduğuma inanıyorum.
Halbûki sevgi ve şefkati ucundan bile hissetsem, senelerdir açamamış bir çiçek gibi içinden çekip çıkabileceğim bu döngüden.
Bunu da en iyi ben biliyorum.Boğulurken dahi batacak olmamı bilmeme rağmen içimdeki Umut tohumuna kapılıp gidiyorum.