cakmarolex
dindarlığınızı tanrıya gösterin
@cakmarolex
0
Œuvre
1
Liste de Lectures
187
Abonnés
dindarlığınızı tanrıya gösterin
dindarlığınızı tanrıya gösterin
paramparça hayatlar bu tablo fazla karanlık
can çekişir balıklar içinde güneş yalancı
pek de zifir değildi göz kapaklarımı kararttım
bu canavarı ben yarattım belki biraz abarttım
sen semanın ellerinde kanatlanarak açardın
o gözlerini ben derinde denizlerine dalardım
hep bi hüzün ezberimde kalan sarıya çalardı
hiç tereddütle gelmedim emindim ışığı kapattım
hırsımdan delirdim evet bileklerimi kanattım
çek ellerini uzak dur istesem ben de sarardım
sen görmek istedikçe gözlerine doldu karanlık
ben yazmak istedikçe sayfalarıma bi dolu kan aktı
kaldırım izin verirse sokaklarda payına düşer
izbe yollarında idam hem de boyna halatsız
deli sanırlar uzaktan izleyenler bu savaşta
arkandakiler değil karşına aldıkların kadarsın
kafamın içinde yıldızlar
tavana bakıyorum bu geceyi saldırgan geçinip
aklın varsa delir
bırak olmayı birisi
şahlanır tüm hissiyat iliklerinde dehşet
mezarlıkta papatyalar kanar huzur nakşet
yanaklarında gözyaşın donar tebessüm bahşet
hangi saate dahil göz kamaştıran bu canlı vahşet
nabzı yoklar en derinde mazi hem de kasten
ya durdurur ya coşturur gün ellerinde pastel
kuruntular konuşturur güz ertesinde hasbel-
kader dönüp de baktığın resimleri cevap ver
nefretim kadar soğuk bugün öfkem kadar buz
uyurken de kabus uyansam da kabus
tut dilini konuşma dur sakın ha can yakar sus
hesap sorma sırası bana gelince saklan arsız
merlin'in kehanetinden kaçış yok yaz arthur
taştan kılıç çıkartırsın aşktan kaçamazsın
kuzgunlar nöbet tutar başında hep sanat bu
istediğin kadar çırpın dibe çeker khazad dum
kafamın içinde yıldızlar
tavana bakıyorum bu geceyi saldırgan geçinip
aklın varsa delir
bırak olmayı birisi
evvel sokağına düşse yağmur pûr-i pâktın,
bu dem üzerine kış yağsa yine simsiyahsın
leylâ, solmuş çiçekler büyümez, biliyorsun
kafatasımın pramparça olmasını, gövdemin yarısının buz gibi bir suda kırıklar ve yaralar içinde çürümesini duymuyorum da, gövdemi terk etmek için çırpınan ruhumun derin azabını hissediyorum. sanki bütün âlem benim içimde bir yerde sıkışarak daralmaya başlıyor.
gittim, caz dinledim. duke ellington’ın plağıyla kendilerini kesen kadınları gördüm… benim adım yok. çünkü ben yokum. delirdim. yetmedi.
delirttim. iğrendirdim. dünya bendim. acıyı inceledim üniversitelerde. üç ayrı okulda, üç yıl. sonra acıttım akademik kariyerleri ve tabiî ki kendiminkini. ne çalışmak, ne de bir işe yaramak. hiçbirine inanmadım.
ben doğdum! oysa güneş batıdaydı. ben geceye geldim. aya misafir oldum… bunları söylüyorum çünkü anlatılacak başka bir hikâyem yok. zaten yazma işlerinde de hiç başarılı olamadım. ben daha çok, fırça ve boyalarla ilgilenendim. ve dünyaya bırakabileceğim bir miras yok.
bütün değerleri iyi bir pizzanın üstüne içtim…
çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
bilmiyorsunuz. darmadağın gövdemi
çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
karanlıkta oturuyorum. ışıkları yakmıyorum.
çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
bir yağsam pahalıya malolacağım.
ben bir bodrum kat kızıyım bayım
yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
kakat korkuyorum. birazdan da
kırk üç numara ayakkabılarınızla
bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
bu iyi olmaz bayım!
büyük gemiler de yok artık bayım
büyük yelkenler de
büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
işte az önce bir karabatak daldı suya
bir süredir kayıp
dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
bir gül, bir güle derdi ki görse
yalan söylüyorum
güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.
on dört yaşındaydı ruhum bayım
bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
o ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
sinemalarda da "organzm gıcırtıları" oynuyordu.
kaçmaya çalıştım. olmadı.
bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
neyse işte
ben her filmi hatırlarım
sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
"sofi'nin tercihini" seyrederken çok ağlamıştım.
öpüşen guramilerle ilgili bir film yapsalar
onu da mutlaka hatırlardım.
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
bir "eşya toplayıcısıyım" bayım.
"gün akşam oldu" diyorum
ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
cam kırıkları yiyorlar
rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde
rengârenk yap-boz parçacıkları
anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
hayır, sanırım sabahı bekleyemem
bilmiyorum.
İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı.
dedim, biz bu dünyayı değiştirebilirdik
dedi, eh be yavrum giydiğin pelerin uçurmuyor seni
onlara füsun ile yaşadığım mutlu saatleri hatırlatan teselli edici şeyler gibi değil, ruhumda esmekte olan bir fırtınanın elle tutulur uzantılarıymış gibi bakardım bazen.
kelle kesildikten sonra, saçların ardından ağlanır mı?
Both you and this user will be prevented from:
Note:
You will still be able to view each other's stories.
Select Reason:
Duration: 2 days
Reason: