cennettenterk

gidişin kelimelerimin kelepçelerini kıran şeydi. ölümün canımı yakmadı,  aksine bırakmadı içimde can denen şeyi.

cennettenterk

dışarıdan bakıldığında adelaide kusursuz bir bütünlük içindeydi -uzuvları yerli yerindeydi, hiçbir eksiği yoktu- ama içten içe, ruhen dağılmış haldeydi. paramparça olmuştu ve parçalarını tekrar bir araya getirebileceğini hiç sanmıyordu. ölmek istemiyordu aslında, sadece var olmaya bir son vermek, yok olmak istiyordu. tüm korkunçluğuna rağmen oraya giden tek yol ölümdü.

cennettenterk

arsız yağmurlarda, inançsız dualar ettim. yedi büyük günahın, yedisini de işledim. belki bir hristiyan, belki bir yahudi, belki de bir piç... ben bendim.

cennettenterk

sevgiyi, huzuru bilmek isterim. isterim istemesine de; rahat bırakır mı diğerleri? budur ya huyum, ben yalnızca yalanları bilirim.
Reply

cennettenterk

sen fazlasıyla güzel, ziyadesiyle de iyi bir adamdın. biraz kibrin vardı, her insan gibi. ve her insan gibi ben de ölüyordum. dürüst olmak gerekirse, sevgilim; seninle tanıştığım gün ben, ölmeye başladım. bir rüzgar gibi kırıldım ve bir adam gibi ağladım. yine de sana aşık olmasaydım eğer; seni, doğurmak isterdim. sevgilim diye, değil de; hayatım diye, sevmek...
Reply

cennettenterk

karşıma çıkan iyi insanlara, ben karşıma çıkan kötü insanların günahını yüklemişim. bu yüzdendir üzerime çöken ahları. bir adam ruhumu kırmış mesela. çocuk yaşta, uçan balonumu kaybetmişim. dizlerim kanamış da, bir üfleyeni olmamış, yaralarımın. o yüzden de bu kadar, yalpaladım.
Reply