cheisvu

ölümü çağırıyordum sürekli, ölüm dedi ki

cheisvu

henüz çok dirisin, henüz bal arıları bile yok olmadı
Reply

cheisvu

ne seni unutabiliyorum, ne senden kalanları. başımın içinde bir kanser tümörü gibi büyüyor büyüyorsun. 
          seni unutamamanın verdiği acılara dayanamıyorum artık. 
          unutamamanın bu kadar kahredici, çıldırtıcı olduğunu bilmezdim. 
          her yerde, her zaman benimle birliktesin, işin kötüsü her şey seni hatırlatıyor. 
          kalabalıkta gelişigüzel söylenmiş bir söz bile yetiyor seni düşünmeme. 
          yalnızlığımda ise sesin kulaklarımda çınlıyor, avuçlarının serinliğini hissediyorum alnımda. yaşanmış zamanlar bir film şeridi gibi geçiyor hafızamdan. 
          anılarımızı en küçük noktasına kadar birer birer hatırlıyorum. 
          işte o zaman; bu seni unutamayan başı, duvarlara vura vura parçalamak geliyor içimden.

cheisvu

içinde “nasıl anlatılır”ını bilmediğin bir boşluk. ruhunda sana ait ama sana benzemeyen bir alan. 
          en çok onu arıyorsun. 
          en çok ondan kaçıyorsun. 
          bir tanımı yok. 
          kitaplarda yok, şarkılarda, şiirlerde yok; gündelik yaşamın içinde en ufak emaresi yok. 
          onu bulamadığından bileğin kâğıtlara düşüyor. onu bulamadığından aydınlıklardan siliniyor bakışların. kurcalıyorsun, yakalayamıyorsun. 
          o derin bulantıyı ifade edecek kadar olgun değilsin henüz. 
          ruhun iki elini yana açmış, yüzükoyun. bedenin seninle alay edercesine diri. o bulantının köşelerini gözüne kestirdiğin zamanlar oluyor. bazen tutar gibi oluyorsun ama aklının tırnakları o denli güçlü değil. 
          kazıyamıyorsun.
          çekip çıkaramıyorsun.
          ayaklarımın altından kayıp gidiyor yaşam. yabancı yüzlerdeki tanıdıklığı ararken tanıdık yüzlerdeki yabancılığı fark ediyorsun. yerlisi olamıyorsun hiçbir devinimin. bedenini sıyırıyorsun her sabah yataktan, ruhunu yerinden bir milim oynatamıyorsun.
          evin yok, vuslatın yok. eğretilik timsali varoluşun. 
          hiçbir yerde tamamlanamıyor, hiçbir anda aitlik belirtisi bulamıyor; her yere kendini, her şeyi kendine fazlalık görüyorsun.
          senin için işler yolunda gitmiyor gibi değil, bir yol kalmamış gibi daha çok.
          ne dün ne de yarın, şimdinin öfkeli elleri sıkıyor gırtlağını. 
          iki kere ikinin dört ettiği, her şeyin kuralına göre geliştiği ve asıl acıtanın da bu olduğu zamanlar… 
          soluk soluğa eşiğine koştuğun tüm kapılara geç kalıyorsun.