cilekk-

Ömer ibn Abdul Aziz derdi ki:
          	
          	"Dağlara buğday serpin. Müslüman topraklarında kuşlar aç demesinler"
          	
          	Allah bilir şimdi çocukların açlıktan öldüğünü öğrenseydi onlar ne derdiler... 

cilekk-

İbn Abbas anlatıyor. 
          
          "Bir adam arkadaşını günah işlemeye teşvik ediyordu. Ve o birbirini çok seven arkadaşlardan biri ölünce şöyle dedi "Ya Rabbim falanca arkadaşım dünyada beni günahlarına ortak ediyordu ve beni ibadetten uzaklaştırıyordu. Ya Rabbim cehennem ateşinde onu benimle beraber eyle." böylece birbirini bir zamanlar çokça seven arkadaşlar düşman oluyorlar."

cilekk-

"Mesela ben size bir cümle kurayım, bana bunu Türkçe'den Türkçeye çevirin. " Bu işin, saikini, amilini, illetini, bir müessire bağlayamamamın sebebi nedir?" Bunu Türkçeden Türkçeye çevirince şöyle oluyor: "Bu işin nedeninin nedeninin nedenini  bir nedene bağlayamamamın nedeni nedir?" çok alakasız ve anlamsız bir cümle oldu değil mi? Bu 50-60 ortalama Türkçe kelimeyle Türkçe konuşmaya çalıştığımız için oluyor. Yani "Yattım, kalktım, geldim, gittim" le, Türkçe konuşulmaz. İnsanın kelime hazinesini geliştirmesi lâzım. Onun içinde devamlı kitap okumak, birilerini dinlemek ve gezmek lazım. Eğer ki Arapçayı ve farsçayı dilinizden çıkarırsanız "hiçbir şey" söyleyemezsiniz. Çünkü Hiç - Farsçadır, bir - Türkçe, şey ise Arapça. 
          Kelime dar ağacı yeterince geniş olmazsa, bu sefer kendinizi ifade edemezsiniz. Araya ingilizce kelimeler sokuşturmaya başlarsınız. "Okeyledim" "Bu benim best friendim" falan diye konuşmaya başlarsınız." 
          
          -Abdullah Kalınsazlıoğlu. 

cilekk-

Şu an hüngür hüngür ağlayasım var. 
          Herşeye. 
          Halimize bakıyorum da... Bu mu benim ümmetim diye ağlayan Peygamberin ümmeti diyorum... Açıkcası neden ağladığını bilmiyorum ama halimiz cidden ağlanılacak bir hâl. 
          
          Oturup saatlerce düşünesim var. 
          Herşeyi.
          Halimize bakıyorum da... Kıyamete yaklaşmışız haberimiz yok. Eskiler ölümle burun buruna yaşardı bize ölümü unutturmuşlar uyuyup kalmışız uyanan yok. 
          
          Oturup bir iç çekesim var. 
          Herşeye. 
          Dünyaya bakıyorum da... Heryerde mazlum hor görülüyor, müslüman kardeşlerimiz ölüyor, eziyet çekiyor, aç kalıyor, çocuklar öldürülüyor. Biz karnımız tok ama isyan desen geri duran yok. 
          
          Oturup bin kez tövbe edesim var. 
          Herkes için. 
          Çevreme bakıyorum da... Unutmuşuz be kardeşim ne kadar günahkar olduğumuzu. Özümüzü unutmuşuz, ibadetleri, istiğfarları unutmuşuz. Dünya bizi öylesine içine çekmiş ki ölümün hak olduğunu unutmuşuz. 
          
          Bilmiyorum işte... Bi itikafa çekilesim var... 
          Birde oturup ümmeti düşünesim...
          

cilekk-

Gecenin esintisi beni sarstı. 
          Bir anda aklıma geldi, 
          O mazlumların acıları rüyama girdi. 
          Dul bırakılmış kadınların çığlıkları beni ağlattı. 
          Ve zincirlerin altında yükselen iniltiler... 
          Çocuklarını yitirenlerin hırıltıları beni dağladı. 
          Ve ard arda saldırılara maruz kalan gözü yaşlı çocuklar... 
          Ey zaman yelkeni bana biraz vakit ver. 
          Parlak bir gelecek hayallerimiz yeşersin diye. 
          
          Ey nefesim soluğum, ey Kudüs'üm! 
          Gece yarıları mırıltı halinde senin kurtuluşun için dua dua yakarıyorum... 
          Kim bilirki, ey kalbimin özlemi? 
          Belkide senin kurtuluşun 
          karanlık gecenin ardından doğan güneş gibi olur... 
          
          Onun iki gözü, akıttığı kan, 
          göz yaşı, üzüntüsü, mescidi ve yolu; davacı oldu. 
          Ona sordular "rüyalarına, hayallerine ne oldu?" diye. 
          Oda "Kadir olana havale ettim" diye cevap verdi. 
          Bu gece Rabbime, kalbimin Habib'ini koruması için bütün kalbim ile dua ettim. 
          Ey ruhumun yoldaşı, 
          Daha fazla ağlamaman için herşeyimi aldım 
          yanına geldim.