cinayetnotlari

dalgalar döverken sahilleri, elimde bitmeye yakın sigara ile seyre daldım ay ışığının vurduğu denizi. bir şeylere kızar gibi hırsla vuruyor karaya deniz. kim bilir kaç hayali getiriyor uzaklardan. kim bilir kaç hayal bırakıyor sahile. gece, gözlerin kadar parlak ve hisli. bulutlar toplanmaya başladı üzerime. anlatacaklarım var, ağlayacaklar halime. yarım ve eksik..gerçekten geçer mi acısı, unutur muyum bir sahil kenarında bende seni. rüzgar alıp gider mi aklımda kalan her şeyi ve siler mi yağmurlar yüzümdeki çizgileri? doğar mı güneş? her sabah perdenin aralığından tam yüzüme vururken, ısıtır mı bedenimi? kaybolup gider mi? yoksa her gördüğümde yeniden hatırlar mıyım ismini? cevaplayamadığım onca soru, cevabını aradığım onca cümlenin arasında sende ben gibi kaybolur musun? yoksa duygular gerçekten tek taraflı mı yaşanır? gemiler geçerken, bir umut yol gözlüyorum. aylardan mayıs ve adın dilimde. hüzün var denizde.   ağlamaklı her şey ve neye dokunsam nemli. sessizce ağlarken ıslanmış yastık yüzü misali. baharın gidişinin hüznü var bulutlarda, denizlerde. aylardan mayıs. veda vakti. uzun bir veda bu kez, kim bilir kaç zaman sonra kavuşurlar. alabildiğine kalabalık bu şehrin, sessiz ve ıssız bir yere dönüşü bu. sahilde her adımda bir anı. kaç vedanın adı kondu bu sokaklarda. rüzgar üşütüyor artık bedenleri. bahar elveda ederken kışa, yepyeni umut var uzak ve karanlık yollarda. bir annenin yavrusunu kucakladığı gibi kucaklıyor yazı'

yenidenvaroluslar

merhaba

cinayetnotlari

merhaba, yazdığın şeyleri yeni gördüm..
            sende müsait olursan neden olmasın' @yenidenvaroluslar  
Reply

yenidenvaroluslar

müsait olsan belki tanışma fırsatımız olur
Reply

yenidenvaroluslar

kimsin tanımıyorum ama seninle dertleşirsem bana iyi geleceğini düşünüyorum 
Reply

cinayetnotlari

dalgalar döverken sahilleri, elimde bitmeye yakın sigara ile seyre daldım ay ışığının vurduğu denizi. bir şeylere kızar gibi hırsla vuruyor karaya deniz. kim bilir kaç hayali getiriyor uzaklardan. kim bilir kaç hayal bırakıyor sahile. gece, gözlerin kadar parlak ve hisli. bulutlar toplanmaya başladı üzerime. anlatacaklarım var, ağlayacaklar halime. yarım ve eksik..gerçekten geçer mi acısı, unutur muyum bir sahil kenarında bende seni. rüzgar alıp gider mi aklımda kalan her şeyi ve siler mi yağmurlar yüzümdeki çizgileri? doğar mı güneş? her sabah perdenin aralığından tam yüzüme vururken, ısıtır mı bedenimi? kaybolup gider mi? yoksa her gördüğümde yeniden hatırlar mıyım ismini? cevaplayamadığım onca soru, cevabını aradığım onca cümlenin arasında sende ben gibi kaybolur musun? yoksa duygular gerçekten tek taraflı mı yaşanır? gemiler geçerken, bir umut yol gözlüyorum. aylardan mayıs ve adın dilimde. hüzün var denizde.   ağlamaklı her şey ve neye dokunsam nemli. sessizce ağlarken ıslanmış yastık yüzü misali. baharın gidişinin hüznü var bulutlarda, denizlerde. aylardan mayıs. veda vakti. uzun bir veda bu kez, kim bilir kaç zaman sonra kavuşurlar. alabildiğine kalabalık bu şehrin, sessiz ve ıssız bir yere dönüşü bu. sahilde her adımda bir anı. kaç vedanın adı kondu bu sokaklarda. rüzgar üşütüyor artık bedenleri. bahar elveda ederken kışa, yepyeni umut var uzak ve karanlık yollarda. bir annenin yavrusunu kucakladığı gibi kucaklıyor yazı'

Iaviniam

defterim yine evde kalmış; zihnimin çıplak kalması gibi bir şey bu. umarım kimse düşüncelerimin izini sürmez, ruhumun bu dağınık odasına izinsiz girmez. dün yine fırtınalar koptu. düşünüyorum da, yaşıtlarımın hiçbirinin var olabilmek için benim kadar çabalamasına gerek kalmadı. onlar rüzgarda salınırken, ben kök salmaya çalıştım. ama neylersin; hayat bu. yazdığım hikayelere bakıyorum da, anne figürü ya hep ölü ya da çoktan göçüp gitmiş. çünkü ben "normal" bir anne nasıl olur, nasıl sevilir bilmiyorum. tuhaf bir paradoksun içindeyim: ölmüş birinin yokluğunu kabullenmek, yanı başındaki birinin yokluğunu sindirmekten çok daha kolay. ben bu "var olanın yokluğunu" bir türlü hazmedemiyorum. üstelik biliyorum ki, kalbimde kimseye karşı bir haset yok.

Iaviniam

şimdi yine o sancı... canım yanıyor ama kimin umurunda? müdavimi olduğum o gürültülü restorana sığındım. sadece bir çay içip kalkacağım. içerisi uğultulu, dışarısı ise parkta oturulamayacak kadar soğuk. birazdan eve gideceğim yine. zihnimin içindeki bu amansız gürültüyü susturmam lazım. belli ki düşünmek, dünyanın en çetin işi. haftalık 50 saatlik müzik istatistiğim de bunun en büyük kanıtı; kendi sesimi duymamak için başkalarının notalarına sığınıyorum.
Reply

cinayetnotlari

seninle göz gözeyiz. kulaklığında çalan müziğin sesini kıs, beynini susturmayacak sesler onlar. sen gel önce otur yanıma. düşünmek nedir, onu düşün. önce hafiflet kendini, ruhunu, en derinde varlık gösteren her şeyi. iyiyi arzula, kötüyü arzula. her şeyin en dibine in ve zirvelere ulaşsın parmakların. an ve zaman arasındaki o eşsiz tadı hisset. o hava ne güzel gelir gözlerinin önüne, ne hoş işler ciğerlerine. biraz yürümeye başla, bir yön oluştur, daha güzel bir manzaraya varabileceğin koşullarda kalabilirsin yanımdan. güzel bir toprak bul, onunla eğlen biraz. yaradılışı gör, o toprakta tohumlan. biraz gülümse, çiçeklerin açmasına sebep olabileceğin en güzel şey bu olur. ellerinle kucakla gökte ne varsa, parmaklarınla sarıl kuşlara, bulutlara ve güneşe. adımların ne güzeldir, her biri fevkalade bir ritim içerir. yavaşça ilerle, her adımda biraz daha derinleş. huzurun tadını çıkar, tıpkı mavilerin içinde kaybolmak gibi; adımlarını ne kadar yavaş atarsan, dünya o kadar genişler. gökyüzüne bak, her bulut bir düşünceye, her yıldız bir dileğe dönüşsün. zihninde yolculuk yaparken, içindeki huzurdan bir parça bul. bazen dur ve dinle, onun sesini, o şarkıyı, kitapların anlattığı masalları..kendi yolculuğuna çıkarak, sadece çevrene değil, kendi ruhuna göz at.bir an dur, her şeyin geçtiği o zamanı hisset. her şeyin yavaşlayıp, sadece senin varlığın kaldığı anı. huzur ve sükunet arasında, yaşamanın anlamını keşfederken, gözlerini aç, her şeyin birbiriyle nasıl uyum içinde olduğunu fark et. zihnin sakinleşsin, ruhun huzura ersin ve dünya sana aitmiş gibi hissetsin. o anda, sadece sen varsın ve her şey senin etrafında döner. her şeyin dengesini, her şeyin anlamını hisset, bu senin içinde var'

Iaviniam

ruhumun en derinine dokunan bu yolculukta, kendimi bulurken sende kaybolmak ne güzel'
Reply

Iaviniam

dinler misin beni? bir mahkeme salonunun soğuk sessizliğinde, bir suçlunun son nefesiyle fısıldadığı o anlaşılmaz hakikatleri dinler gibi... saçmalıklarımı, o beyhude ve titrek gülüşlerimi, ama en çok da içimde devasa bir kale gibi büyüyen, duvarları üzerime yıkılan sessizliğimi. beni susturmadan, varlığımı bir hata gibi bölmeden, o zaten paramparça olmuş ruhumu daha da kırmadan... ​bir selvi ağacının karanlık gölgesinde, sanki dünyanın bütün yolları orada tükenmiş gibi oturur musun yanımda? baharın o ilk cılız işaretlerine, sanki bir beraat kararı bekler gibi bakar mıyız birlikte? sustuğumda, o karanlık koridorlarımda kaybolduğumda, 'ne oldu?' diye sormak yerine, o felaketin içinde olduğumu anlar mısın gözlerimden? ​sen gerçekten sevebilir misin beni? beni hapseder gibi kalıplara sokmadan, başka birine dönüştürme cellatlığına soyunmadan, tüm bu yıkıntı halimle... fakat biliyorum; senin o buzdan duvarlarla örülü dünyanda, sevilmek sadece bir kelime.

cinayetnotlari

ruhumun aynası, canımın yoldaşı.
Reply

Iaviniam

sahi, sen sevmeyi gerçekten becerebilir misin? yoksa bu, kışın en sert ayazında açan bir çiçeğin, baharın geleceğini hayal etmesi kadar imkansız bir teselli mi?
Reply