cinayetnotlari

seninle göz gözeyiz. kulaklığında çalan müziğin sesini kıs, beynini susturmayacak sesler onlar. sen gel önce otur yanıma. düşünmek nedir, onu düşün. önce hafiflet kendini, ruhunu, en derinde varlık gösteren her şeyi. iyiyi arzula, kötüyü arzula. her şeyin en dibine in ve zirvelere ulaşsın parmakların. an ve zaman arasındaki o eşsiz tadı hisset. o hava ne güzel gelir gözlerinin önüne, ne hoş işler ciğerlerine. biraz yürümeye başla, bir yön oluştur, daha güzel bir manzaraya varabileceğin koşullarda kalabilirsin yanımdan. güzel bir toprak bul, onunla eğlen biraz. yaradılışı gör, o toprakta tohumlan. biraz gülümse, çiçeklerin açmasına sebep olabileceğin en güzel şey bu olur. ellerinle kucakla gökte ne varsa, parmaklarınla sarıl kuşlara, bulutlara ve güneşe. adımların ne güzeldir, her biri fevkalade bir ritim içerir. yavaşça ilerle, her adımda biraz daha derinleş. huzurun tadını çıkar, tıpkı mavilerin içinde kaybolmak gibi; adımlarını ne kadar yavaş atarsan, dünya o kadar genişler. gökyüzüne bak, her bulut bir düşünceye, her yıldız bir dileğe dönüşsün. zihninde yolculuk yaparken, içindeki huzurdan bir parça bul. bazen dur ve dinle, onun sesini, o şarkıyı, kitapların anlattığı masalları..kendi yolculuğuna çıkarak, sadece çevrene değil, kendi ruhuna göz at.bir an dur, her şeyin geçtiği o zamanı hisset. her şeyin yavaşlayıp, sadece senin varlığın kaldığı anı. huzur ve sükunet arasında, yaşamanın anlamını keşfederken, gözlerini aç, her şeyin birbiriyle nasıl uyum içinde olduğunu fark et. zihnin sakinleşsin, ruhun huzura ersin ve dünya sana aitmiş gibi hissetsin. o anda, sadece sen varsın ve her şey senin etrafında döner. her şeyin dengesini, her şeyin anlamını hisset, bu senin içinde var'

Iaviniam

ruhumun en derinine dokunan bu yolculukta, kendimi bulurken sende kaybolmak ne güzel'
Reply

Iaviniam

defterim yine evde kalmış; zihnimin çıplak kalması gibi bir şey bu. umarım kimse düşüncelerimin izini sürmez, ruhumun bu dağınık odasına izinsiz girmez. dün yine fırtınalar koptu. düşünüyorum da, yaşıtlarımın hiçbirinin var olabilmek için benim kadar çabalamasına gerek kalmadı. onlar rüzgarda salınırken, ben kök salmaya çalıştım. ama neylersin; hayat bu. yazdığım hikayelere bakıyorum da, anne figürü ya hep ölü ya da çoktan göçüp gitmiş. çünkü ben "normal" bir anne nasıl olur, nasıl sevilir bilmiyorum. tuhaf bir paradoksun içindeyim: ölmüş birinin yokluğunu kabullenmek, yanı başındaki birinin yokluğunu sindirmekten çok daha kolay. ben bu "var olanın yokluğunu" bir türlü hazmedemiyorum. üstelik biliyorum ki, kalbimde kimseye karşı bir haset yok.

Iaviniam

şimdi yine o sancı... canım yanıyor ama kimin umurunda? müdavimi olduğum o gürültülü restorana sığındım. sadece bir çay içip kalkacağım. içerisi uğultulu, dışarısı ise parkta oturulamayacak kadar soğuk. birazdan eve gideceğim yine. zihnimin içindeki bu amansız gürültüyü susturmam lazım. belli ki düşünmek, dünyanın en çetin işi. haftalık 50 saatlik müzik istatistiğim de bunun en büyük kanıtı; kendi sesimi duymamak için başkalarının notalarına sığınıyorum.
Reply

cinayetnotlari

seninle göz gözeyiz. kulaklığında çalan müziğin sesini kıs, beynini susturmayacak sesler onlar. sen gel önce otur yanıma. düşünmek nedir, onu düşün. önce hafiflet kendini, ruhunu, en derinde varlık gösteren her şeyi. iyiyi arzula, kötüyü arzula. her şeyin en dibine in ve zirvelere ulaşsın parmakların. an ve zaman arasındaki o eşsiz tadı hisset. o hava ne güzel gelir gözlerinin önüne, ne hoş işler ciğerlerine. biraz yürümeye başla, bir yön oluştur, daha güzel bir manzaraya varabileceğin koşullarda kalabilirsin yanımdan. güzel bir toprak bul, onunla eğlen biraz. yaradılışı gör, o toprakta tohumlan. biraz gülümse, çiçeklerin açmasına sebep olabileceğin en güzel şey bu olur. ellerinle kucakla gökte ne varsa, parmaklarınla sarıl kuşlara, bulutlara ve güneşe. adımların ne güzeldir, her biri fevkalade bir ritim içerir. yavaşça ilerle, her adımda biraz daha derinleş. huzurun tadını çıkar, tıpkı mavilerin içinde kaybolmak gibi; adımlarını ne kadar yavaş atarsan, dünya o kadar genişler. gökyüzüne bak, her bulut bir düşünceye, her yıldız bir dileğe dönüşsün. zihninde yolculuk yaparken, içindeki huzurdan bir parça bul. bazen dur ve dinle, onun sesini, o şarkıyı, kitapların anlattığı masalları..kendi yolculuğuna çıkarak, sadece çevrene değil, kendi ruhuna göz at.bir an dur, her şeyin geçtiği o zamanı hisset. her şeyin yavaşlayıp, sadece senin varlığın kaldığı anı. huzur ve sükunet arasında, yaşamanın anlamını keşfederken, gözlerini aç, her şeyin birbiriyle nasıl uyum içinde olduğunu fark et. zihnin sakinleşsin, ruhun huzura ersin ve dünya sana aitmiş gibi hissetsin. o anda, sadece sen varsın ve her şey senin etrafında döner. her şeyin dengesini, her şeyin anlamını hisset, bu senin içinde var'

Iaviniam

ruhumun en derinine dokunan bu yolculukta, kendimi bulurken sende kaybolmak ne güzel'
Reply

Iaviniam

dinler misin beni? bir mahkeme salonunun soğuk sessizliğinde, bir suçlunun son nefesiyle fısıldadığı o anlaşılmaz hakikatleri dinler gibi... saçmalıklarımı, o beyhude ve titrek gülüşlerimi, ama en çok da içimde devasa bir kale gibi büyüyen, duvarları üzerime yıkılan sessizliğimi. beni susturmadan, varlığımı bir hata gibi bölmeden, o zaten paramparça olmuş ruhumu daha da kırmadan... ​bir selvi ağacının karanlık gölgesinde, sanki dünyanın bütün yolları orada tükenmiş gibi oturur musun yanımda? baharın o ilk cılız işaretlerine, sanki bir beraat kararı bekler gibi bakar mıyız birlikte? sustuğumda, o karanlık koridorlarımda kaybolduğumda, 'ne oldu?' diye sormak yerine, o felaketin içinde olduğumu anlar mısın gözlerimden? ​sen gerçekten sevebilir misin beni? beni hapseder gibi kalıplara sokmadan, başka birine dönüştürme cellatlığına soyunmadan, tüm bu yıkıntı halimle... fakat biliyorum; senin o buzdan duvarlarla örülü dünyanda, sevilmek sadece bir kelime.

cinayetnotlari

ruhumun aynası, canımın yoldaşı.
Reply

Iaviniam

sahi, sen sevmeyi gerçekten becerebilir misin? yoksa bu, kışın en sert ayazında açan bir çiçeğin, baharın geleceğini hayal etmesi kadar imkansız bir teselli mi?
Reply

cinayetnotlari

öğretmenini gördüğünde düğmelerini ilikleyen bir nesilden, eline bıçak alıp öğretmenini öldüren bir nesile nasıl geldik? 

Albatrouisse

@cinayetnotlari  ahlaksız insanların “ahlak” nasihatları verdiği bir devirde yaşarken çokta sorgulamıyorum maalesef.
Reply

Iaviniam

doktor eline bir kaç paket ağrıkesici tutuşdurmuştu. sinirleri uyanık biri olduğu için güçlü ağrıkesiciler kullanmak zorundaydı. bu ağrıkesiciler onun güçsüz düşmüş bedeninin sızılarını dindirecekti. fakat, bunlar sadece fiziki acıları içindi. şimdi ne yapmalıydı? ruhundaki acıyı geçirmek için hangi ilacı almalıydı? böyle bir ilaç var mıydı? hayır. ​ama ya ruhu? o görünmez, elle tutulmaz ama her nefeste kendini hatırlatan o derin ağrı ne olacaktı? hangi eczanenin rafında ruhun sızısını uyuşturacak bir cam şişe bulacaktı? ​hiçbirinde. uyku, sadık bir dost gibi onu çoktan terk etmiş, geriye göz kapaklarının arkasında zonklayan bir karanlık bırakmıştı. sofradaki her lokma, midesinden önce kendine bunu yapan vicdanına çarpıyordu; etten, yumurtadan ve başka tüm vitaminli şeylerden tiksiniyordu. bu eskiden böyle değildi. tüm bunları kendi kendine yapıyordu. bu, sadece bir beslenme reddi değil, hayatın kaba ve çiğ gerçekliğini bünyesinin artık kabul etmemesiydi. vitaminsiz kalan bedeni, bir sonbahar yaprağı gibi sararıp güçten düşerken, o hala dik durmaya çalışıyordu.

Iaviniam

ya o kahve gözler? birer kuyu gibi derinleşen, baktıkça acıyan o gözler... bu sızıyı bir sır gibi saklıyordu kalbinde. çünkü biliyordu ki; eğer bu ağrı dile gelirse, sığındığı son liman olan kitaplar elinden alınacaktı. kelimelerin dünyasından sürgün edilmek, onun için ölmekten daha beterdi. oysa garip olan şuydu; artık yazmıyordu. mürekkebi kurumuş, kalemi küsmüştü. içindeki boşluğu kelimelerle doldurmaktan vazgeçmişti. ​"değişeceğim," diyordu her sabah kendine, kırık bir aynaya bakarak. ama her akşam, yine aynı yabancının bedeninde uyanıyordu. topluluk içinde en çok o gülüyor, en kalabalık masaların merkezinde o duruyordu. bedeni sahte kahkahaların gürültüsünde kaybolurken, aklı ve ruhu el ele tutuşup çoktan uzaklara, kimsenin ulaşamayacağı o ıssız adaya taşınmıştı. dışarıdan bakıldığında orada gibiydi; ama aslında sadece gölgesini bırakıp gitmişti.
Reply

cinayetnotlari

konuşalım mı biraz? uzun uzun konuşalım herşeyi. her ne olacaksa olsun. ya gönlümüzün bir yanını kesip atalım ya da hayata rengini yeniden verelim. böyle sen sustukça, ben sustukça gökyüzü sustukça biz hep kaybederiz. oysa ben kaybetmek istemiyorum. ben senden başka bir şey de istemiyorum. harelerinde kaybolduğum gözlerinle, gözlerime bakıp 'yeşili senin gözlerinde seviyorum' demeni istiyorum. imkansızı değil biraz cesaret istiyorum. konuşalım mı biraz? otur istersen yanıma ve yan yana yazılan bütün kelimelere inat bitişik yazılsın kaderimiz. tüm imla kurallarının hiçe sayıldığı bir şiirde bile 'biz' olmak adına cesur olalım. konuşalım mı biraz? boş bir koltuğa bakıp anlatacak çok şeyi olan biriyim ancak anlattığım sadece senden ibaret. hayatımın bütün anlarını seninle doldurmak isterken karşımdaki boş bir koltuğu bile seninle dolduramıyorum. sonra boş bir koltuğun karşısında sana yazıyorum. beğenmesen de okuduğunu düşünüyorum. bu düşünceye sarılıp mutlu oluyorum. ancak; konuşalım mı biraz? adını dilime, kalbime, ömrüme düşsün! artık kelimeler böylesi bir yükü taşıyacak kadar olgunlaştı. mevsimler geçti, karlar yağdı hatta en sevdiğim yağmurlar da. bil ki yazılan her söz sanadır, bil ki dilimden düşen her kelime sanadır. bil ki gözümden düşen her yaş sanadır. ve sen! konuşalım mı biraz?

manolya0217

Oha çok güzel yazmışsın
Reply

cinayetnotlari

S*usmak dışında bir cevap ver ki bahar gelsin.
Reply