cinayetnotlari

bazen masaya oturmak açlığı gidermek için değil. susmak içindir. karşımda o ama yanında bi' de gölgesi var. ikimizi de tanıyor gibi. ellerimiz boş tabaklara uzanıyor ama biz aslında birbirimize bile ulaşamıyoruz. kafasını eğdiğinde yüzünü göremiyorum. belki de görmek istemiyorum. çünkü göz göze gelmek bi' şeyleri itiraf etmek gibi olurdu. ben hâlâ bazı şeyleri susturmayı seçiyorum. parmaklarım tabağın kenarında geziniyor sanki bi' şey bulacakmışım gibi. halbuki ne ekmek var ne de iştah. kırıntılarla değil hatıralarla doyuyoruz bu akşam. konuşmuyoruz. o da ben de aynı dili unuttuk sanki. ortadaki o karanlık silüet mi? belki benim gölgemdir. belki pişmanlık. onun sessizliği bi' duvar gibi. dokunsam çökecek ama ben hep geç kalıyorum böyle şeylere. velhasıl kelâm, mutlu kal.

cinayetnotlari

bazen masaya oturmak açlığı gidermek için değil. susmak içindir. karşımda o ama yanında bi' de gölgesi var. ikimizi de tanıyor gibi. ellerimiz boş tabaklara uzanıyor ama biz aslında birbirimize bile ulaşamıyoruz. kafasını eğdiğinde yüzünü göremiyorum. belki de görmek istemiyorum. çünkü göz göze gelmek bi' şeyleri itiraf etmek gibi olurdu. ben hâlâ bazı şeyleri susturmayı seçiyorum. parmaklarım tabağın kenarında geziniyor sanki bi' şey bulacakmışım gibi. halbuki ne ekmek var ne de iştah. kırıntılarla değil hatıralarla doyuyoruz bu akşam. konuşmuyoruz. o da ben de aynı dili unuttuk sanki. ortadaki o karanlık silüet mi? belki benim gölgemdir. belki pişmanlık. onun sessizliği bi' duvar gibi. dokunsam çökecek ama ben hep geç kalıyorum böyle şeylere. velhasıl kelâm, mutlu kal.

izsizce

ben hâlâ burayı çok seviyorum. 

izsizce

kaçırdım.. aktifliğine denk gelmeyi isterdim çok.. 
Reply

cinayetnotlari

arada bir uğramak geliyor içimden.. @izsizce  
Reply

izsizce

aktif olmuşsunuz uzun zaman sonra, sevindim. 
Reply

cinayetnotlari

insan, varlığını başkalarına anlatırken mi kaybeder, yoksa hiç anlatamadığında mı? bazen hayat öyle acımasız davranıyor ki nefes almak bile ciğerlere batan ince bir diken gibi geliyor. insanın canını en çok acıtan şey, yaşananlar değil de yaşananları kime anlatacağını bilememesi oluyor. dostla düşmanın birbirine benzediği zamanlar var. o vakit insan, karşısındakinden önce kendinden şüphe etmeye başlıyor. bir adım atıyorsun, kendini açıyorsun, içindeki düğümleri çözmeye çalışıyorsun. hemen ardından fark ediyorsun ki söylediğin her cümle, seni biraz daha sorgulatan yeni bir soruya dönüşmüş. düşüncelerini mi kaybediyorsun, yoksa düşüncelerinde mi kayboluyorsun? bunun cevabını hangi aynada bulabilirsin. isin en tuhaf yanı da ne hissettiğini bilirken nasıl davranacağını bilememek. kalbin başka bir şey söylüyor, aklın başka. insanların senden beklediği tavır ise ikisine de benzemiyor. tam her şey düzeleceğine inanırken yürüdüğün yolun üzerine görünmez mayınlar döşeniyor. o saatten sonra mesele hedefe ulaşmak değil de; mümkün olduğunca az yara almak oluyor. belki de büyümek, yara almamayı öğrenmek değil; hangi yaranın seni sen olmaktan çıkarmayacağını anlamaktır. ben duygusal biriyim. üstelik yalan söylemeyi de beceremiyorum. dürüst olmak bazen güzel bir erdem gibi anlatılıyor lâkin kimse bunun ne kadar yorucu olabileceğinden bahsetmiyor. çünkü dürüst insan, önce kendine yalan söyleyemiyor. kendinden kaçamıyorsun, belki de en ağır yük bu. insan ilişkilerini çözdüğümü söyleyemem. hâlâ yanlış insanlar seçiyorum, hâlâ bazı sessizlikleri yanlış yorumluyorum, hâlâ kırılıyorum. lakin yine de yürümeye devam ediyorum. çünkü hayat, anlamayı başaranların değil; anlamaya devam edenlerin hikâyesi. belki hiçbir zaman insanları tamamen çözemeyeceğim, kendimi bile..bugün hâla yaşıyorum. hala düşünüyorum. hâla içimde, bütün hayal kırıklıklarına rağmen insanlara inanmak isteyen küçük bir taraf var'

maviilendim

merhaba

cinayetnotlari

zamanlamalarımız çok kötü @maviilendim  
Reply

cinayetnotlari

aktif olman gereken konular var.. @yenidenvaroluslar  
Reply

cinayetnotlari

dalgalar döverken sahilleri, elimde bitmeye yakın sigara ile seyre daldım ay ışığının vurduğu denizi. bir şeylere kızar gibi hırsla vuruyor karaya deniz. kim bilir kaç hayali getiriyor uzaklardan. kim bilir kaç hayal bırakıyor sahile. gece, gözlerin kadar parlak ve hisli. bulutlar toplanmaya başladı üzerime. anlatacaklarım var, ağlayacaklar halime. yarım ve eksik..gerçekten geçer mi acısı, unutur muyum bir sahil kenarında bende seni. rüzgar alıp gider mi aklımda kalan her şeyi ve siler mi yağmurlar yüzümdeki çizgileri? doğar mı güneş? her sabah perdenin aralığından tam yüzüme vururken, ısıtır mı bedenimi? kaybolup gider mi? yoksa her gördüğümde yeniden hatırlar mıyım ismini? cevaplayamadığım onca soru, cevabını aradığım onca cümlenin arasında sende ben gibi kaybolur musun? yoksa duygular gerçekten tek taraflı mı yaşanır? gemiler geçerken, bir umut yol gözlüyorum. aylardan mayıs ve adın dilimde. hüzün var denizde.   ağlamaklı her şey ve neye dokunsam nemli. sessizce ağlarken ıslanmış yastık yüzü misali. baharın gidişinin hüznü var bulutlarda, denizlerde. aylardan mayıs. veda vakti. uzun bir veda bu kez, kim bilir kaç zaman sonra kavuşurlar. alabildiğine kalabalık bu şehrin, sessiz ve ıssız bir yere dönüşü bu. sahilde her adımda bir anı. kaç vedanın adı kondu bu sokaklarda. rüzgar üşütüyor artık bedenleri. bahar elveda ederken kışa, yepyeni umut var uzak ve karanlık yollarda. bir annenin yavrusunu kucakladığı gibi kucaklıyor yazı'

Iaviniam

defterim yine evde kalmış; zihnimin çıplak kalması gibi bir şey bu. umarım kimse düşüncelerimin izini sürmez, ruhumun bu dağınık odasına izinsiz girmez. dün yine fırtınalar koptu. düşünüyorum da, yaşıtlarımın hiçbirinin var olabilmek için benim kadar çabalamasına gerek kalmadı. onlar rüzgarda salınırken, ben kök salmaya çalıştım. ama neylersin; hayat bu. yazdığım hikayelere bakıyorum da, anne figürü ya hep ölü ya da çoktan göçüp gitmiş. çünkü ben "normal" bir anne nasıl olur, nasıl sevilir bilmiyorum. tuhaf bir paradoksun içindeyim: ölmüş birinin yokluğunu kabullenmek, yanı başındaki birinin yokluğunu sindirmekten çok daha kolay. ben bu "var olanın yokluğunu" bir türlü hazmedemiyorum. üstelik biliyorum ki, kalbimde kimseye karşı bir haset yok.

Iaviniam

şimdi yine o sancı... canım yanıyor ama kimin umurunda? müdavimi olduğum o gürültülü restorana sığındım. sadece bir çay içip kalkacağım. içerisi uğultulu, dışarısı ise parkta oturulamayacak kadar soğuk. birazdan eve gideceğim yine. zihnimin içindeki bu amansız gürültüyü susturmam lazım. belli ki düşünmek, dünyanın en çetin işi. haftalık 50 saatlik müzik istatistiğim de bunun en büyük kanıtı; kendi sesimi duymamak için başkalarının notalarına sığınıyorum.
Reply