benim dayanıyor olmam, aşıyor, savaşıyor, direniyor olmam, devam etmem, yaşamam, siktir çekmem, bu yarığı sarmam demek; bu acının küçük olduğu anlamına gelmiyor. ama size kalsa zaten öldürmeyen hiçbir şey, hiçbir anlama gelmiyor. ille düştüğümde kalkmaktansa yerlerde tepinecektim, siz gibi zırlayacak, medet dilenecektim ki bana inanasınız değil mi. neyse ki ben yalnızca hastayım, biraz yorgunum ve hakkını veremesem de bir mezarın başında yastayım, hakkını alamayan herkes gibi bak, dişleri sıkılıyım. en azından ben sizin gibi, senin gibi, kendi elini tutup, kendini bir uçurumdan yukarı çekemeyenler gibi, aciz bir piç değilim. ben kötüyüm, üstü başı boz bulanığım, kafası karışık, ağzında bir ağıt saklı olanım ama ben güçsüz değilim. siz bir kıymık batınca parmağınıza, yeri göğü yıkansınız. ama ben dünya başıma yıkılınca, kalkıp usulca saçlarını toplayanım. şimdi karşımda her boku sen görmüşsün, her şeyi sen bilmişsin, ben vurulmuşum ama sen kanamışsın gibi duruyorsun. biliyor musun, ben sen gibi bir gece yarısı sancılardan kıvranırken, seslenecek kimsesi olan o çocuk değilim. şimdi biraz ateşin varsa, biraz üzgünsen ne bileyim kesilmişse bir yerde soluğun, bana senin canın acıyorsa nasıl böyle duruyorsun dediğin, benim kalbime şirk koştuğun günü hatırla. ben ölmedim diye, öleceğime inanmadığın, öyle yüzüme bakıp bir duvara bakar gibi, öleyim diye beklediğin o günü hatırla. ben de bu saatten sonra sizi öldürmeyen yarayı, saracak değilim.