Bir kız çocuğu, henüz altı yaşında olmalı, karşımda duruyor. Kimseyle göz teması kuramayan o çocuk, benim gözlerimin derinine bakıyor. Elinde bir mektup var; onu bana vermek istiyor olmalı. Bağırış seslerini duyuyorum, bir şeyler kırılıyor. Unuttum, hatırlayamıyorum.
Gözlerimi kapatıyorum; karanlığımda bir sürü ceset görüyorum. Acaba o çocuk da gördü mü? Hepsinin geçmişi var. Hepsine mezar taşı alıyorum; isimlerini, doğumlarını ve ölümlerini yazdırıyorum. Topraklarını karakterlerine göre çiçeklerle donatıyorum ve soluyorum. Ölüm sızdıran ağaç kokusunu ciğerlerime derince çekiyorum.
Çocuk yanıma gelmiyor, mektubu yere bırakıyor ve koşarak uzaklaşıyor; cehennemine gidiyor. İlerliyorum mektubu almak için ama her ilerleyişimde mektup uzaklaşıyor. Koşuyorum; bu sefer mektup benden daha fazla uzaklaşıyor. En sonunda onu göremiyorum ama orada olduğunu biliyorum.
Ağlama sesleri yankı yapıyor zihnimin duvarlarında. Cam kırıkları ayak tabanlarıma batıyor. Birden yorgunluktan düşüyorum. Kafamdaki mezar taşları çatlıyor. Nefes alıp vermekte zorlandığımı yeni fark ediyorum. Kalbim bir tutsak gibi çırpınıyor. Bilmiyor; kalp sadece tutsak olduğu yere aittir.
Çığlıklar işliyor ruhuma. Gözlerimi yumuyorum. Cesetlerin ihtilalinde kayboluyorum; kendi cesedimi arıyorum, o kız çocuğunu arıyorum.
- Moscow
- JoinedOctober 11, 2024
Sign up to join the largest storytelling community
or