Siktiğimin dünyasında milyonlarca zaman içinden 2000lerin Türkiye'sine düşmeyi nasıl başardım ya bu nasıl bir kadersizlik bahtsızlık anasını satayım. Gençliğimin yarısı gitti, kalan yarısını da "daha kötü ne olabilir" avuntusuyla geçiriyorum. Ve her seferinde daha kötüsü oluyor. Bir şekilde daha kötüsünü görüyor, daha kötüsünü duyuyorum. Sindiremiyorum. Hazmediyorum. Artık dizilerle kitaplarla bile kendimi uyuşturamıyorum. Bir tarafta insanlar hâlâ gülüyor. Gerçekten. Gülebiliyorlar. Dalga geçiyorlar.
"Devlete mi karşı geleceksin" diyorlar.
"Senin de diploman iptal olur ona göre" diyorlar.
"Selahattin'e selam verdi bak o terörist ama Öcalan artık değil" diyorlar.
"Bizim küçük akıllarımız anlamaz, böyle yapılmışsa böyle gerekiyordur bir akıllı sen misin" diyorlar. Yaşanılanlar basitmiş gibi davranıyorlar. Ne yapılsa savunabiliyorlar çünkü tek bir adama puta tapar gibi tapıyorlar. Onca şeye rağmen alışverişe gidiyor, markete gidiyor okula gidiyorlar hiç üzülmeden olanlara. Diktatörü seven diktatörden daha tehlikelidir, diye bir laf var. Bu insanlar bana sadece bu sözü hatırlatıyorlar. Bir tarafta ise insanlar gece boyu sokakta direniyor "Hak-Hukuk-Adalet" diye. Su yiyorlar üstlerine. Bitmeyen hakaretler, joblar yetmiyor arada şiddete maruz kalıyorlar. Bu da kesmiyor birilerini. Tek tek tespit edilip şafak operasyonuyla teröristmiş gibi evlerinden alınıyorlar. Bunların çoğu 18-23 yaşında öğrenci halbuki. İçim almıyor. Kanım almıyor. Ve umutsuzum. Bir hafta içinde insanların bunu da sindirip dağılmasından umutsuzum. Yargı ellerinde, ordu ellerinde. Bir Allah'ın kulu dur diyemiyor bu pis düzene.