yalnız kalmaktan korkmuyorum. sadece sonsuza dek sevilesi biri olmadığımı öğrenmek ödümü koparıyor. nasıl yani? ben yüreğine dikilen o incir ağacı değil miyim. nasıl yani? ayçiçeklerin sonsuza dek yüzünü bana dönmeyecek mi. nasıl. yani. âşkın bir denizden de ebedi olamadı mı.
ölmek üzere olan bir şeyi taşımak, o yokuşu tırmanırken acıdan dağılan omurgam. elimden kaçmasın diye sımsıkı tutunduğum sessiz kırgınlık, beyaz eklemlerim ve moraran ellerim. tüm bunlara rağmen gemiyi terk ettiğimi söyleyemezsin, çünkü ben de onunla birlikte batıyorum.
beni sevdiğine dair ettiğin her yeminde teker teker ipuçları arıyorum. hayatında ayak izlerimi görmeye çalışıyorum. kapıları çarptığında yine eşikte bekliyor oluyorum. mutfak çekmecesindeki bıçakları çöpe attım. onu yapan bendim.
en kötüsü de tüm bunlardan sonra bir daha yüzüme renk gelir mi bilmiyorum. yanaklarımdaki sıcaklığı özledim ve çok öfkeliyim. çok öfkeliyim çünkü bu evi deliler gibi seviyordum.
uzun lafın kısası, tek mermi ve iki mezar. biz bundan ibaretiz.
sahiden, sen benim hüznümü ne sanıyordun ki?