Mutlu ve mutsuz son algısı aslında bize hikâyelerden çok insanların hayata ilişkilere ve iyileşmeye nasıl baktığını anlatır çünkü son dediğimiz şey çoğu zaman bir bitiş değil bir tercihin bir yüzleşmenin ya da bir kabullenişin sonucudur bu yüzden herkesin mutlu son tanımı aynı değildir, genel anlatılarda mutlu son denince akla ilk gelen şey kavuşmadır iki insan tüm engelleri aşar geçmişte yaşananlar bir şekilde silinir hatalar telafi edilmiş sayılır ve hikâye bir sarılmayla bir ele ele tutuşla kapanır seyirciye oh dedirten bu final kısa vadede tatmin edicidir, belirsizlik biter acı diner gibi olur ancak burada büyük bir sorun vardır her kavuşma iyileşme anlamına gelmez bazı hikâyelerde karakterler birlikte kaldığında sorunlar çözülmez sadece üzeri örtülür travmalar konuşulmadan geçilir zarar veren davranışlar romantize edilir aşk her şeyi affettiririm gibi tehlikeli bir algı yaratılır işte bu noktada dışarıdan mutlu görünen son aslında içten içe mutsuzdur, mutsuz son ise çoğu zaman yanlış anlaşılır ayrılık vazgeçiş yalnız kalma ya da birlikte olmama hâli otomatik olarak başarısızlık sayılır oysa bazı hikâyelerde en sağlıklı en dürüst ve en gerçekçi son tam da budur çünkü insanlar her zaman birbirine iyi gelmez sevgi olabilir bağ olabilir alışkanlık olabilir ama bu ilişkinin sürdürülebilir olduğu anlamına gelmez birlikte kalmak karakterlerin daha da yıpranmasın kendilerinden vazgeçmesine geçmiş yaraların derinleşmesine neden oluyorsa ayrılık mutsuz bir son değil bir kurtulmuştur, burada belirleyici olan şey sonucun karakterlere ne kattığıdır eğer hikâyenin sonunda karakterler